Euro çökerse Avrupa da çöker mi?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Avrupa’da yaşanan ekonomik kriz derinleştikçe, felaket senaryoları prim yapmaya başlamış olmalı ki, İngiliz Daily Mail Gazetesi, Euro kriziyle boğuşan Avrupa ülkelerinin 7 yıla kadar birbiriyle savaşa gireceklerini öngören bir yazı yayımlamış. 2018 yılına kadar Avrupa ülkelerinin yeni bir dünya savaşına girebileceğini öne süren Daily Mail, Almanya Başbakanı Merkel’in “Kimse Avrupa’da bir yarım yüzyıl daha barışın hakim olacağına inanmamalı... Eğer Euro çökerse Avrupa da çöker” açıklamasından destek almış.

Avrupa Birliği’nin ‘Euro’yu temel aldığı ve karlılık beklentileri üzerine kurulduğu düşünülürse, Euro’nun çöküşünün AB’nin çöküşü anlamına geleceği isabetli bir yaklaşım olabilir, hatta Avrupa içinde huzursuzlukların, göçmenlere yönelik saldırıların, ırkçılığın artacağını, işsizliğin, sosyal kargaşaların yayılacağını öngörmek de mümkündür ama buradan yeni bir dünya savaşı çıkacağı senaryosunu yazmak ne kadar doğru olur?

Avrupa kendi içinde bir savaşa girer ve şimdinin ‘geçişken sınırlar’ı eskisi gibi kalınlaştırılır mı bunu zaman gösterir ama görünen o ki, ‘Tek para birimi, tek Avrupa’ projesi giderek geçerliliğini yitirmeye başlıyor ve bir zamanlar kendilerince ‘fedakarlıklar’ yaparak AB’ye giren ulus devletler, yavaş yavaş kendi içlerine geri dönmenin yollarını arıyor.

iRADE VE MUTLULUK

Dört yaşındaki bir kız çocuğu, önündeki masanın üzerine bir adet şeker konularak bir odada yalnız bırakılıyor. On beş dakikalık süre içinde önündeki şekeri ‘yememeyi’ başarabilirse, kendisine bir şeker daha verileceği ve bu kez iki şekeri de yiyebileceği söyleniyor. Eğer bu on beş dakika boyunca şekeri yeme isteğine karşı koyamazsa, masanın üzerindeki zili çalması söyleniyor.

Ve bu şekeri yerse, başka bir şeker alma hakkını kaybedeceği de açıkça belirtiliyor. Odada yalnız bırakılan küçük kız şekeri yememek için büyük mücadele veriyor. Son dakikalarda şekeri görmemek için elleriyle gözlerini kapatıyor ve on beş dakika dayanmayı başararak ikinci şekeri de elde ediyor. Son derece basit görünen bu test, aslında bireylerin gelecekte elde edecekleri mutluluk ve başarıları konusunda bizlere ipucu veriyor. Stanford Üniversitesi, şeker testi yaptığı bu çocukları, otuz yıl boyunca takip ediyor ve şu sonuçlara varıyor:

1. IQ seviyesi ile iradeye hakim olma gücü arasında pek bir bağlantı yok. Hatta bazı ‘en zeki’ çocukların bu testte en kolay su koyverenler olduğu görülüyor.

2. Kafasına koyduğu hedefe ve önüne konulan ödüle ulaşabilmek için iradesine hakim olmayı başaran çocukların, ileriki hayatlarında daha mutlu ve başarılı bireyler oldukları görülüyor. Şekeri yememeyi başaran çocuklar, büyüyüp yetişkin olduklarında stresle mücadele etme, kendilerini mutlu edecek işlerde çalışma, sıkı arkadaşlıklar kurma konularında çok daha başarılı oluyor ve alkol ya da uyuşturucu gibi problemlerle çok daha az oranda karşılaşıyorlar. Bu test sonuçları çocuk yetiştirme konusunda hassas olan ebeveynleri özellikle mutlu ediyor. Ne de olsa IQ, doğuştan sahip olunan ve sonradan geliştirilmesi zor bir özellik. Oysa ‘nefsine hakim olabilmek’ ve ‘iradeyi sağlamlaştırmak’ sonradan öğrenilebilecek, geliştirilebilecek özellikler.

Kendine gülebilme yeteneği

Geçen hafta okuduğum bir yazıda ‘kendine gülebilme’nin bir yetenek olarak tarif edilmesi dikkatimi çekti. İngiltere’de 4.000 yetişkin üzerinde yapılan ‘karşı cinste karşı konulmaz bulduklarımız’ adlı anketi konu eden yazıda, hem kadınların hem de erkeklerin listesinde yer alan ortak birkaç özellikten biri ‘kendine gülebilme yeteneği’ idi. Bu tür listelerde ‘güzel bir gülüş’, ‘espri anlayışı’, ‘sevecenlik’, ‘pozitiflik’ vs. gibi özellikleri görmeye aşinaydık da, ‘kendine gülebilme yeteneği’ pek karşılaşmadığımız bir özellikti. ‘Kendine gülebilen’ insanı hem erkekler hem de kadınlar için ‘cazip’ kılan neydi sahi?

Karşımızdaki kişinin kendini ve hayatı fazla ciddiye almaması mı hoşumuza gidiyordu, yoksa kendi kendiyle barışık olduğunu mu düşünüyorduk kendine gülebildiği için? Ya da kendine güvenin bir işareti olarak mı algılıyorduk kişinin kendine gülebilmesini? Belki de tüm bu özelliklerin hepsini barındırıyordu kendine gülebilen kişi. Ve tam da bu yüzden ‘cazip’ti belki de. Bu anket İngiltere’de değil de Türkiye’de yapılsaydı, ‘kendine gülebilme yeteneği’ diye bir özellik tanımlar mıydık acaba?

Bizim kültürel kodlarımızın kendine gülebilmeye pek müsaade etmediğini, hatta bırakın bu özelliği ‘cazip’ bulmayı, tam aksine, ‘kendine gülen kişi’yi ‘ezik’ veya ‘kompleksli’ bile bulabileceğimizi düşündüm sonra. Bu tür anketlerin evrensel geçerliliği olmayabileceğini(!), bir kültürde cazip olanın bir diğerinde cazip olmayabileceğini hatırlamakta fayda var kanımca. ‘Kendime güleyim, cazip olayım’ derken ‘kendine gülünen’ olmak da var işin ucunda(!)

Haftanın notları

Türk Silahlı Kuvvetleri, silah altına alınan erlere, terhis olacakları güne kadar aile içi iletişim, ailede şiddetin önlenmesi, insan hakları, kişisel hak ve özgürlükler konularında eğitim veriyormuş. Aile içi şiddetin önlenmesine yönelik eğitimin alt başlıkları ‘Aile içi İletişim, ‘Kadınlara Uygulanan Toplumsal Baskılar’, ‘Töre Cinayetleri’ ve ‘Kadın-erkek Eşitliği imiş. (1930’lar, 40’lar Türkiye’sinde özellikle okuma yazma öğretme konusunda önemli bir eğitim açığını azaltmaya yönelik, eğitici bir misyon üstlenen TSK’nın, Türkiye’nin en önemli konularından biri olan aile içi şiddet için de eğitici bir çaba içinde olması güzel bir adım. Gönül ister ki, bu eğitimler daha geniş bir bakış açısıyla, sadece aile içindeki şiddeti değil, toplumun her kesiminde, her roldeki ‘kadın’ı kapsasın. ‘Kadın’ın sadece ‘yasal eş’ olarak şiddet görmediği, kız arkadaş, nişanlı, imam nikahlı eş ya da eski sevgili olarak da şiddet gördüğü, kimi zaman sadece mesleğini icra ederken de şiddete maruz kaldığı dikkate alınsın ve meseleye çok daha geniş bir açıdan bakılsın)

- Program sunucusu Müge Anlı, Van depremiyle ilgili yorum yapmak isterken sarf ettiği ‘Herkes haddini bilecek’ sözlerine açıklık getirmiş. Kendisini yanlış anlayanlar var ise, bu kişilerden samimi olarak özür dilediğini, saygı ile önlerinde eğildiğini ifade eden Anlı, bunların kendisine kasıtlı yapıldığını, ancak kamuoyu vicdanının kendi durumunu değerlendireceğini belirtmiş ve ‘Beni sırf bu tutumumdan dolayı seven, destekleyen insanlar var’ demeyi de ihmal etmemiş. (Bayılıyorum bu her köşeye sıkışanın ‘Bunlar bana kasıtlı yapılıyor’ lafına. Ülkedeki sıkıntıların tamamının ‘dış mihraklar’ tarafından yaratıldığını düşünen makro bakış açısının, bireye indirgenmiş, mikro hali bu herhalde. Bir de bu tutumunun ne kadar ‘prim’ yaptığını ifade etmeseymiş, hakikaten özür dilediğine inanacakmışız! İyisi mi biz kendi yorumunu kendine hatırlatalım ve ‘Herkes haddini bilecek’ demekle yetinelim)

(06.11.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder