Herhalde bu sezonun Ziraat Türkiye Kupası’na bir isim bulsak bu olurdu herhalde; Anadolu İhtilali! Bir tarafta 70’li yıllarda futbolda ‘İstanbul dominasyonu’na son veren Trabzonspor, diğer tarafta ligden düşmeme mücadelesi veren Gençlerbirliği. Kağıt üstünde de, topla oynamada da üstün görünen taraf Trabzon’du. Ancak ilk dakikadan itibaren Gençler’in hırsı rakibinden fazlaydı. Haydi diyelim Galatasaray’ı şansa geçti, (ki öyle değil) bu maçtaki isteğine ne diyebilirsiniz? Tek bir maç ve kupa finali. Zubkov’un sentesi (motorda ateşleme ayarı) bozulmuş gibi. Tam gidecek, tekliyor. Solda emektar Nwakaeme. Klas ama enjeksiyon yerine karbüratörlü gibi, eski teknoloji. Oulayi derseniz bu maç pek sorumluluk almadı. Muçi biraz yalnız kalınca ilk yarıda etkisi sınırlı oldu.
Gençler dünya futbolunu takip ediyor. Erk Arda attığı golü belli ki çok seyretmiş. Yabancı topçular gibi vurdu ve Gençler final için umutlandı. Karşılık vermek gerekiyordu. 72’de Muçi daha önce gol yaptığı noktadan direğe takıldı. 79’da ise kornerden gelen topta Arda Çelik kendi kalesine attı ve Trabzonspor bu golle kendine geldi. Değişiklikler de etkili oldu. 81’deki büyük karambolden gol çıkmadı, 83’te bu deda Augusto direğe takılan isim oldu. 90+3’te Ernest Muçi ‘bu kadar gol işareti yeter’ dedi ve çaprazdan harikulade vurdu, finali getirdi. Maliyetini bilmiyorum ama böyle bir silah geri gönderilmez! Muçi bir Arnavut. E Arnavut inadı da az değildir. Trabzon geri düştüğü hemen her maçta laz inadını gösterip geri döndü. Metin Diyadin ve Fatih Tekke’ye alkışlar. Çok güzel mücadele oldu. Daha büyüğünü Antalya’da izleyeceğiz.
Ali Sami Yen (Rams Park) 14 yıl şampiyonluk hasretinin bittiği Eskişehir maçındaki gibiydi. Aynı heyecan, aynı istek, aynı coşku ile. Tek sorun, bir an önce gol bulmak istemenin getirdiği acelecilik ve sabırsızlık. Antalya da canıyla uğraşıyor bu arada. Gol geciktikçe tezahüratlar destekten çok kösteğe dönüşüyor. Yerden kalkmayan bir rakip, bir türlü kullanılmayan kale vuruşları, her temasta düşen adamlar ve bunları seyreden hakemle ilk yarı ne olup bittiğini bile anlayamadan bitti. Ha Galatasaray gol için ne yaptı derseniz; pek bir şey yapmadı. Galatasaray adına akılda kalan iki net pozisyon varken Antalyaspor, bulduğu yarım pozisyonda golünü attı. Bazen çok istemek tek başına yeterli olmuyor. İlk yarı hayal kırıklığı ile bitti. İkinci yarı ‘Acaba yine bir Samsun maçı gibi olur mu ?’ sorusu ile başladı. Hiçbir şey oynamayan Antalya’nın üstüne bir parça gidince Lemina ile golü buldu Galatasaray. Sonrası yine enteresan! Bir frikik ve Antalya öne geçiyor, sonra penaltı ve 2-2. İkinci yarı başı değişiklikler işe yaramıştı, beraberlik sonrası gelen değişiklikler de şampiyonluk beklentisini arttırdı. Tek bir gol tüm taraftara şampiyonluk turu attıracak çünkü, vakit vardı. 88’de Osimhen’in topuğu rakibine çarptı ve o gol geldi. Yapılacak tek şey 5 dakika boyunca gol yememekti, taraftarın sevgilisi Icardi daha iyisini yaptı ve Kaan’a ‘buyur at’ dedi. 26’ncı şampiyonluk hayırlı, uğurlu olsun. Peş peşe 4’üncü şampiyonluk hiç kolay değil! Okan Buruk bunu önce futbolcu sonra da teknik direktör olarak başardı ve her türlü övgüyü hak ediyor. Hedef ligde bir ilki başararak peş peşe 5’nci şampiyonluk.
Bu tür maçlar, tüm gerilimlerine rağmen her zaman keyifli olmuştur. Okan Buruk bu zorlu maça ideal 11’i ile çıktı. İlk tehlike ise geçen haftadan cezalı olması gereken Mouandilmandji’den geldi, Günay karşıladı. Gol Yunus’un yüzde yirmi şut, yüzde seksen orta karışımı vuruşundan geldi ama Samsunspor 19 Mayıs Stadı’nda şampiyonluk turu attırmamaya kararlı olduğunu oyunun her anında gösterdi. Mouandilmandji 22’de kaçırmadı. Kimsenin kimseye maç verecek hali yok eyvallah da, Samsun seyircisi ve takımının bu ‘ölümüne maç’ tripleri bana abartılı geldi. Oysa daha önce bu sahada bir başka takımın şampiyonluğunu öne geçmelerine rağmen efendi efendi yaşamışlardı.
Samsunspor, bu sezon Galatasaray’ın rekabet ettiği tüm takımlardan çok daha iyi, güçlü bir takım. Avrupa’da bunu kanıtladılar zaten. Günay, oynadığı 3. maçında da golleri yedi. Yediği kırmızıdan sonra zaten dökülen defans çöktü, takım çöktü. Fark ikiye çıkınca da işin hem gazı kaçtı hem de tadı. ‘Bu sahada tur attırmayacağız’ diyen Samsunspor Başkanı Sayın Robert Bey, Samsunspor gol attıkça kupa kazanmış gibi bağıran anonsçu, bu maçı ‘düşman kuvvetleri’ ile oynayan maç modunda takip eden rakip tribünler, tabii ki sevineceksiniz. Bir hafta sevinin. Galatasaray’ın şampiyonluğunu haftaya izlersiniz.
Yapılan tüm yanlışların yanında, bu maçta da antrenmandan çok daha az yorulan tüm takım; demek ki biraz daha yorulmanız lazım. Demek ki erkenden kutlama yapmamanız lazımmış. Demek ki maç sonunda İspanyol paça, faça kreasyonlar yerine kafayı hücum kreasyonlarına yormak lazımmış. Samsun’da Yalçın Kayan döktürdü. Tüm takım büyük disiplinle oynadı. Samsunspor’u tebrik ederim. Olan bu soğukta bayrak satmak için dışarıda müşteri bekleyen gariplere oldu.
Bu sezonun ‘ortalığı karıştıran’, kupada yarı finale çıkan iki başarılı takımının maçında heyecan hiç azalmadı. Bu maçı izlemek bir zevkti. Nwakaeme türünün son örneği. Saf yetenek, futbolun klasik keyfi ama klasik araçlar gibi günümüz koşullarında çok pratik değil. Oysa Trabzon’dan Konya’ya giden Bardhi takımının asist yükünü sırtlanmış durumda. 10. dakikadan sonra pozisyonlar geldi. Önce uzaktan, sonra yakın mesafeden Muleka’nın şutunu harika çıkardı Onana. Konya kalecisi Deniz’in hatasında ise Onuachu gol yapamadı. 20’de Yevtoviç direğe takıldı, ardından Onuachu kafayı dışarı vurdu. Gol muhakkak gelecekti, gidişat öyleydi, merak edilen kimden geleceğiydi. Konya’dan Berkan bu sorunun cevabı oldu. Önce Onana’dan dönen topta, sonra da sol çaprazdan iki gol birden buldu. Büyük takımlarda forma şansı bulamayan arkadaşlar, başka takımlara gitmek için o kadar düşünmeyin. Konfor alanınızdan çıkınca yine iyi topçu oluyorsunuz. İkinci yarı tempo kaldığı yerden yine yüksek başladı. Top bir o kalede, bir bu.
Fatih Tekke üç değiliklik birden yaptı. 54’te Muçi çaprazdan vurdu, az farkla gol kaçtı. 79’da Augusto’nun kafasıyla umutlandı Trabzon. Bu gol takıma da kamçı etkisi yaptı, öyle ya işin içinde ikincilik var. Konya’nın Diago ile bulduğu gol ofsayttı, doğal olarak kalan dakikalar adrenalin arttı. Uzatmalarda beraberlik Onuachu’nun kafası ile direğe takıldı, bir dakika sonra Augusto, Onuachu’ya topu aktaramadı ve üç puan bağıra bağıra gitti. Böylece Trabzonspor da fırsatlar ayağına kadar gelmişken ‘yok almayayım’ diyenler kervanına katılıp ikincilik şansını elinin tersiyle itti. Ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Halil Umut Meler harikaydı. Keşke bizi Dünya Kupası’nda temsil edebilseydi.
Eski bir deyimdir ‘Kol kırılır yen içinde kalır.’ Her türlü sıkıntı yaşanır ama tüm sorunlar yine tarafların kendi arasında giderilir. Sezonun final maçı. Okan Buruk’un kadro tercihine kim ne diyebilir? Ya da Tedesco’nun? Maçın geriliminin büyüklüğü iki takımı da etkilemiş. Sanchez’in kontrolsüz girişinde kazanılan penaltıyı Talisca kaçırdı ama futbolcuların tedirginliği devam etti. Talisca’nın bu sezon kaçırdığı 3. penaltıydı bu. 21’de net penaltıda hakem de vermedi, VAR da çağırmadı. Şaşıracak bir şey yok! Ligin en tartışılan hakemi sonuçta. Biz futbola dönelim. Topu rakip alana taşımayı becerince Osimhen’in dizinden golü buldu Galatasaray.
Uzaklaştırılamayan bir topta Talisca net golü kaçırdı ve ilk 45 dakika bitti. İkinci yarı Fener maça dönmeye çalıştıkça Galatasaray tempoyu artıramadı, Torreira’nın golü de ofsayttı. Yunus’un aldığı penaltıda Ederson gerçekten çok gereksiz, çok saçma bir kırmızı gördü. Dünyanın en çok kazanan kalecisisin sen. Böyle bir maçta bu yapılır mı? 2-0’ın rahatlığıyla oynaması gereken Galatasaray, 10 kişiyle pozisyon bulan Fener oldu. Son çeyrek takımda yorgunluk baş gösterdi. 3. gol Mert’in hatasından geldi. Fenerbahçe kalecilerinin hatalarıyla verdi maçı. Tek isabetli şutla da koca maçı bitirdi. Son dakika Osimhen-Mert çatışması da çok ama çok gereksizdi. Şampiyon hala belli değil. Galatasaray’ın Samsun maçını alması lazım. Şimdi, ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ dedik ama; dünyanın en büyük derbisi dediğimiz maçtaki yönetime ve futbola bakınca yurt dışında neden başarılı olamıyoruz çok belli. Kendi içimizde birbirimizle uğraşmaktan doğru dürüst futbolumuza bakamıyoruz. Futbolumuzda gerilim son dönemde hep oyunun önüne geçiyor maalesef.
Dünyada çocuklara armağan edilen tek bayram olan 23 Nisan kutlu olsun. Sevinin küçükler, övünün büyükler. Bu sezon ‘sürprizler kupası’ haline gelen Ziraat Türkiye Kupası’nın kâğıt üzerinde ‘en kral’ maçıydı Samsun ile Trabzon’un kapışması. İki takım da kupanın önemine binaen oluşturdukları kadrolarla çıktı sahaya. Kupayı kazanma düşüncesi rakip Samsun için bir tık daha öne çıkıyordu. Çünkü Avrupa için başka seçenekleri yok ve Avrupa’nın tadını aldılar. Wagner Pina’nın çabası, Savic’in dikkati, Oulai’nin gayreti, Onuachu’nun heybeti filan derken yarım saat tıngır mıngır geçti. Bu 30 dakikalık dilimde iki takım için üç sarı kart nasıl oldu da çıktı anlamadık bile. Onana’nın refleksi Samsun’un golünü önledi. Yıllar yıllar önceki Coulibaly tercihini magazinden yana kullanmıştı, Samsundaki Coulibaly ise kontrataktan yana. İlk yarı Trabzon’dan doğru düzgün bir atak izleyemedik. Hiçbir şey yapamıyorsan, NBA yıldızı formatındaki Onuachu’ya topu şişiremiyor musun? 55’ten sonra tempo arttı, saha ısındı. Ozan kafa vuruşunda zamanlamayı ayarlayamayınca fırsat kaçtı. Trabzon gelmeyince Samsun gelmeye başladı. 68’de Onana sakatlanıyordu ama Ndiaye’nin 2. sarıdan atılması bence ağır kaçtı. Pozisyonda bir art niyet yoktu. Muci’nin girmesi Trabzon’un umutlarını arttırdı ama maç uzatmalara gitti. Uzatmalarda Fatih Tekke’nin maç boyu futbolcularından daha fazla yorulduğunu gördük. Samsun’un olayı penaltılara götürmek istediği çok bariz belliydi. Öyle de oldu. Penaltıların ayıbı olmaz her türlü sonuca açık. Yarı finalde Gençler’in rakibi olan Trabzonspor’u tebrik ederim. Turu getiren Onana’nın formasında Ahmet Minguzzi ve Eren Bülbül’ün fotoğrafı vardı. Hayatlarının baharında kaybettiğimiz iki melek.. Onları 23 Nisan’da anmaktan daha kıymetli bir şey yok.
Galatasaray ve Gençler son dört günde ikinci kez karşılaştı. Dün akşam, ligdeki maça kıyasla nispeten daha rahat bir maç izledik. Bu da çok doğal, ligin stresi kupada o kadar yoktu ama tek maç üzerinden elemeler her zaman risklidir. Salı akşamı bunu Konya’da gördük mesela. Nitekim Gençlerbirliği ligdeki maçtan çok daha hırslı başladı. Rakip aynı, stadyum ve kadrolar ise farklıydı. Dört gün önceki maçın ilk 11’lerine göre iki takımda da büyük değişiklikler vardı. 13 faullü, temposuz, deyim yerindeyse tatsız tuzsuz bir ilk yarı izledik. Sadece retro formaları Galatasaraylı topçuların üzerinde görmek güzeldi. Tek tehlike, 31’de Icardi’nin penaltı modunda olan pozisyonda soluyla yukarı dikmesi oldu. İkinci yarı da temposuz başladı, Galatasaray yalandan bir baskı kurar gibi yaptı, 51’de Singo adamını kaçırdı ve kaleyi bulan ilk şutta Gençlerbirliği golü buldu. Hem de yedek kadrosuyla. Sonrası stres... Kendi evinde kaçan her pozisyon seyirci için tahammülü zor bir izlence. Singo’nun stoperliği pimi çekilmiş bomba gibi, ne zaman patlayacağı belli değil. Oyuncu değişikliklerinde bence biraz geç kalındı. Rakibi küçümsemek gibi bir lüksü kimsenin olamaz! 83’te taraftar Galatasaray’dan beraberlik beklerken Gençler ikinci golü buldu. Günay elindeki topu kaçırdı. Tamam pazar günü çok önemli bir maçın var. Tamam da... Çeyrek finalde bu kadar ciddiyetsizlik çok fazla. Kadro tercihinden oyuna. Futbol şakaya gelmez. Kendi evinde gol yemeden elerler seni. Gençlerbirliği’ni tebrik ediyorum. Bu oyun pazar akşamı olmayacaktır. Olursa hoş olmaz
Başlığa bakıp maçları karıştırdığımı düşünmeyin lütfen. Alanya maçında iki puandan çok daha büyük bir kayıp yaşamış Trabzonspor. Rakiplerin bonkörlüğü sonucu oluşan puan durumu Trabzonspor’u şampiyonluk potasına soktu. Klasik bir tanımdır ya; ‘denk kuvvetlerin mücadelesi’ diye. İki denk gücün sağanak yağmur altındaki puan savaşını izledik. Hakem Alper Akarsu mümkün mertebe oynatmaya yönelik, Avrupai bir yönetim sergiledi. Kendisini ve VAR’ı kutluyorum. Maçta gol pozisyonu için 36. dakikaya kadar bekledik. Onur’un şutunu Onana köşeye uçup çıkardı. Bu heyecan iki takımı da ateşledi ama o kadar, ilk yarı gol sesi çıkmadı. İkinci yarıya Başakşehir baskılı başladı. Pozisyon da buldular. 49’da Mustafa, Shomurodov’un ayağındaki topu tereyağından kıl çeker gibi alıp golü önledi. 51’de Savic, Mrmic’in pasını kesti, arkada golü atmak için bekleyen üç rakip oyuncu varken.
Defans arkasına atılan her top bu kadar tehlikeli olmamalı. Taraftar baktı olmuyor, başladı tezahürata. Seyirci desteği etkisini gösterdi. Defansı toparlayan Mustafa Eskihellaç bu kez topu harika taşıyıp Augusto’ya bıraktı ve bu gol sonucu Trabzonla Fener’in puanlar eşitlendi. Augusto bu sezon sürpriz golcüden çok daha fazlası oldu. Nuri Şahin dört oyuncu alırken Fatih Tekke müdahale etmedi. Son dakikalar bir finalmiş misali kıran kırana geçti ama Trabzon maçın son saniyesini kurtarmayı başaramadı. Selke’nin kafasına engel olamayıp aldıkları maçı verdiler. Ah Alanya ah.. O maçtaki kayıp olmasa, bu moral bozukluğu da, Fener’le iki puanlık fark da olmayacaktı. Üstelik hafta sonu iki rakibinin birbirleriyle maçı var. Alanya maç belki de Trabzon’un şampiyonluk hayali kurmasını engelledi.
