Sosyal medya dijital çağın terapisi mi yoksa duyarsızlaştıran bir uyuşturucu mu?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Ülkemizin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle ne yazık ki dünden sonra güne iyi başlamak ya da mutlu uyanmak bir süreliğine rafa kalkmış oldu. Herkes duygusal travmadan payına düşeni aldı. Kimi yazdı çizdi, kimi etrafıyla konuştu, kimi sadece içine attı. Ama orta beyni sağlıklı şekilde duygu üretebilen, sosyopat olmayan her birey içinde bir boğaz düğümlenmesi ile hayatına devam etti. 


Sosyal medyamız vitrinimiz

Yediğimizi, içtiğimizi, gezdiğimizi gördüğümüzü tüm detaylarıyla paylaştığımız ve adeta kişisel bir kataloğumuz olan sosyal medya hesaplarımız da çoğu zaman bu duygusal durumdan nasibini alıyor.

Ancak benim anlamadığım şu: Ülke savaşın eşiğine gelmişken, bir yerlerde birilerinin canları fena halde yanmışken, televizyondan radyosuna kadar tüm mecralarda titizlikle yayın yapılırken bazı kişisel hesaplar hala 'white chocolate mocha' paylaşıyor, eyeliner çekme videoları post ediyorlar.


Duyarlı markaların duyarlı reklam yöneticileri

Bu konuda birçok büyük markaya da görev düşüyor kesinlikle. Ancak zaten kurumsallaşmış büyük markaların sosyal medya ekipleri böyle kritik dönemlerde önceden planlanmış tüm sponsorlu içeriklerini durduruyor. 

Bunu yapmadıklarında hedef kitle reklam yayın süresinin önceden planlandığını bilmediği için haklı olarak ‘’Ülke ne halde, bunlar reklam peşinde’’ şeklinde cümleler kurması kaçınılmaz oluyor. Yani kısacası, hepimiz için lütfen biraz daha duyarlılık!

Çağın meditasyonu story izlemek

Sahi Instagram hayatımızda yokken, kafamızı boşaltmak için ne yapıyorduk? Çünkü şu anda story’de başkalarının ne yaptığıyla ilgili öyle çok zaman harcıyoruz ki, kafayı boşaltmak bir kenara dursun, esas işlerimize konsantre olmak sosyal medyadan arta kalan zamanlara kalıyor. 

Dijital çağın meditasyonu (aslında deyim yerindeyse beyin uyuşturma tekniği) bence kesinlikle story izlemek. 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder