Verda Özer

26 Nisan 2022, Salı 07:00

Kafesten çıkmanın vakti geldi

Nasıl ki biz insanların insanca yaşama hakkı varsa, hayvanların da hayvanca yaşama hakkı var. Yani her hayvan temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeli. Yenilen ya da ürünlerinden (yumurta, süt, yün gibi) faydalanılan her hayvan, ömrünü temel ihtiyaçlarını karşılayarak geçirmeli. Nefes alabilmeli, eziyet çekmemeli, hareket edebilmeli, gökyüzünü-güneşi görebilmeli...

İşte buna tüm dünyada ‘hayvan refahı’ deniliyor (animal welfare). Bundan kastım ise şu: Yün kazak giymesine giyelim ama yününden yararlandığımız koyunu tıraş ederken kan revan içinde bırakmayalım. Yumurta yiyelim ama bunun uğruna milyonlarca tavuğu kafesin içine hınca hınç doldurup havasızlıktan ve hareketsizlikten öldürmeyelim. Kısacası et, süt, yumurta, yün vs. ihtiyacımızı karşılamak için ortaya çıkan ve hayvanların doğal yaşam hakkını gasp eden kitlesel/endüstriyel hayvancılık yerine; hayvanların temel ihtiyaçlarını karşılayıp hayvanca yaşamalarına imkan veren hayvancılık modeline geçelim. Zaten geçmesek de dünyada bu düzen yasal zorunluluk haline geldiği için çok şükür çok yakında mecbur kalacağız.

DÜNYADA HAYVAN REFAHI

Bugün Avrupa Birliği (AB) imzaladığı Yeşil Mutabakat çerçevesinde, Hayvan Sağlığı Stratejisi’ni öncelikli hedef haline getirmiş durumda. Mesela 2027’de tüm AB üyeleri ‘kafessiz üretime’ geçmek, yani kümeste yumurta üretimine son vermek zorunda olacak. Pratikte ise bugün çoktan Avrupa’da ve ABD’de kafes sistemi büyük ölçüde ortadan kalktı. “Çekya’da, Romanya’da şu an raflarda tek bir kafes yumurtası bulamazsınız. Sadece Avrupa değil, mesela bir Güney Amerika ülkesi olan Brezilya da çoktan kafessiz üretime geçti” diyor Kafessiz Türkiye’nin Kurumsal İletişim Yöneticisi Seda Balmumcu. Kısacası Batı’da ve giderek yayılarak dünyada hayvan refahını gözetmeyen kurumlar, firmalar cezalandırılıyor ve sistem dışına itiliyor.

120 MİLYON TAVUK

Türkiye’de de hayvan refahı konusunda üreticilerde ve tüketicilerde farkındalık yaratmaya çalışan çok önemli bir kampanya yürütülüyor:

24 Nisan 2022, Pazar 07:00

Peki sen sorumluluk alıyor musun?

Bugün dünyada 1.5 milyardan fazla insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 820 milyon insan açlık sınırının altında. Dahası, tek mesele aç kalmak da değil. Karnı doyanların çoğu da hastalanıyor. Mevcut hastalıkların yüzde 72’si gıda kaynaklı. 800 milyona yakın kişi de obez. Bir yandan her yıl 5 yaşın altında 11 milyon çocuk açlıktan ölüyor. Diğer yandan 5 yaşın altında 40 milyon çocuk obez. Kısacası, bugün insanların çoğu açlardan ve obezlerden oluşuyor. İki ucun arasındakiler de yanlış beslenmeden dolayı hasta diyebiliriz.

SORUN GIDA İSRAFI VE ÜRÜN KAYIPLARI

Sorun ise sadece hızlı nüfus artışı ve yoksulluk değil. Asıl sorun, gıda üretimindeki kayıplar ve gıda israfı. Tarımda verim düşüklüğü, toprak erozyonu, kuraklık, eğitim eksikliği elbette önemli. Ama asıl, israf ve ürün kayıpları o kadar fazla ki...

Gelişmekte olan ülkelerde ürün kaybı daha hasat aşamasında yüzde 40! Yani üretimin neredeyse yarısı sofraya ulaşmadan çöpe gidiyor. Sırf Türkiye’deki yıllık kayıp, 8-10 milyonluk bir ülkenin tüketebileceğinden fazla.

Bununla birlikte, uzmanlara göre gıda israfı da Türkiye’de yüzde 30’larda. Bu israf edilen gıdayla yılda 20-25 milyon insan açlıktan kurtarılabilir. Yani tarım doğru şekilde yapılsa ve tüketildikten sonra artanlar doğru şekilde kullanılsa, dünya üzerinde ne kimse aç kalır, ne de doyanlar hastalanır.

ATIKLAR HAYVANLARA

19 Nisan 2022, Salı 07:00

Çöpünü takip et!

Bir adet tişört için tam 2 bin 700 litre su harcanıyor. Bu, bir insanın 900 günlük, yani birkaç yıllık su ihtiyacı demek! O tişört için pamuk tarlalarında kullanılan böcek ilaçlarından ve kimyasal gübrelerden bahsetmiyorum bile. Yani tek bir tişört için dünyaya verdiğimiz zarar çok ciddi.

Daha kötü haber ise şu: Satın aldığımız şeyler sadece üretim aşamasında doğaya zarar vermiyor. Biz onları tükettikten, kullandıktan sonra bir o kadar daha dünyaya zararı var. Atıklarımız geri dönüştürülse dahi geri dönüşüm sürecinde harcanan enerjiyle ve açığa çıkan zararlı maddelerle doğada ciddi hasara yol açıyor. Dolayısıyla dünyanın hızla tükenen kaynaklarını korumanın tek bir yolu var: Mümkün mertebe az tüketmek ve tükettiğimiz şeyleri elden geldiğince geri dönüştürülebilir maddelerden imal etmek.

YİYECEK VE KAĞIT

Önce atıkları 5 ana gruba ayıralım: Evsel atıklar (yani organik atıklar; yiyecek, vs.), kağıt/karton, plastik, cam ve metal. Peki her bir grup nasıl geri dönüştürülmeli? Evsel atıklar şu an geri dönüşüme tabi değil. Doğrudan çöplük alanlarına gidiyor. “Oysaki bu atıklar yerinde, yani evlerde kompost yapılarak geri dönüştürülmeli. Balkona konulan bir adet kompost kovasında 4 kişilik bir aile 1 aylık evsel atıklarını biriktirebilir.

Belediyenin bunları ayda 1 toplaması bile yeterli. Ya da biriken kompostu bir yerde toprağa dökebilirsiniz, gübre görevi görür” diyor Dr. Uygar Özesmi.

Gelelim kağıt ve kartonlara. Çevre bilimci ve Good4Trust.org adlı sosyal girişimin kurucusu olan Uygar Bey; öncelikle bunların ‘sürdürülebilir ormancılık’ denilen sertifikalı, yani doğası korunan ormanlardan elde edilen kağıtlar olması gerektiğini söylüyor. Kağıt ve kartonlar birkaç kez toplama ayırma tesisinde (TAT) geri dönüştürülüp yeniden kullanıma sokulabiliyor. Ancak her yeniden kullanımda lif kalitesi biraz daha azalıyor. O yüzden bir noktada artık kompost yapılarak doğaya geri döndürülmek zorundalar.

17 Nisan 2022, Pazar 07:00

Dünya kaynakları tükenmek üzere

TOPYEKÜN DÖNÜŞÜM GEREK

İşte bu içinde yaşadığımız ve alıştırıldığımız ‘al-kullan-at’ döngüsü yerine -ki buna çizgisel ekonomi deniyor- ‘al-sonsuz kullan’ modeline -buna da döngüsel ekonomi deniyor- geçmenin yolları var. Ama en baştan söyleyelim, bunun olabilmesi için topyekun bir dönüşüm şart. Yani sistemin tüm parçalarının bu değişime tabi tutulması gerekiyor.

Hukuktan sanayiye, okuldaki müfredattan tarım politikalarına... Zihniyetin ve tüm kurumların topyekun evrilmesi. Basit bir örnek verelim: Diyelim ki geri dönüştürülmesi mümkün olmayan plastiği kullanmayı bıraktık ve cam şişe/ambalaj kullanmaya başladık. Yetmez. Çünkü kullanılıp çöpe atılan cam şişeyi dönüştürmek başlı başına büyük bir zarar döngüsü yaratıyor.

YENİDEN TASARLANMALI

Mesela İstanbul’da kullanılan bir cam şişedeki süt, Kars’ta üretiliyor olsun. O cam şişenin geri dönüşümü için ise uzak bir bölgedeki geri dönüşüm tesisine gitmesi gerekiyor olsun. İşte tüm bu döngü, bir cam şişenin yeniden kullanılabilmesi için İstanbul-Kars arası ve yine İstanbul-geri dönüşüm tesisi arası gidilip gelinmesi demek.

Bu da hem ciddi bir ekonomik masraf hem de havaya-suya-toprağa ciddi zarar. Tam bu yüzden o sütün İstanbul civarında üretiliyor olması ve geri dönüşüm tesisinin de şehre yakın olması lazım. Dolayısıyla tarım politikalarından işletmelere, her şeyi yeniden tasarlayan, örgütleyen bir dönüşüm bu. Yani sadece ‘daha az tüketin’ demek yetmiyor.

EKONOMİK DEVRİM

12 Nisan 2022, Salı 07:00

Attığın çöp nereye gidiyor?

Sokaktaki kağıt toplayıcılar bundan böyle çöp kutularında kağıt eşelemek ve sonra da o çöpleri yırtık pırtık çekçeklerine, çuvallarına doldurup karda kışta yokuş yukarı tırmanmak zorunda kalmayacak. Hem sigortalı, üniformalı, sisteme dahil birer esnaf haline gelecekler. Hem de artık elektrikli araç kullanacak, üzerlerindeki o ağır yükten kurtulacaklar.

Böylelikle Türkiye’deki atıkların geri dönüşümünün yüzde 50’sini sağlayan bu isimsiz kahramanlar, hak ettikleri koşullara kavuşacak. Bu müjdeyi bir önceki yazımda vermiştim. Ama unutmayalım ki kağıt toplayıcılar, tüm atık yönetiminin sadece bir parçası. ‘Atık’ deyince içine hem evsel atıklar, yani yiyecek gibi organik atıklar giriyor hem de kağıt dışında metal, plastik, cam gibi ‘ambalaj atıkları’ denilen başka maddeler. Peki o zaman soralım: Türkiye çöplerini yönetebiliyor mu? Atıklarımızın ne kadarını geri dönüştürebiliyoruz? Bir çöp parçası evden çıktıktan sonra nasıl bir yol izliyor? Dünya bu konuda nerede?

KONTEYNIRA ATMAZSAK

Önce Türkiye’de çöpün yolculuğunu özetleyelim. Evsel atıklar, evde kendi kendinize kompost yapmıyorsanız ya da bağlı olduğunuz belediyenin bir kompost toplama tesisi yoksa, tekrar değerlendirilmiyor. Bir apartman dairesinde kompost yapmanın çok zor olduğunu teslim edelim. Pazarlardaki atıklar da aynı şekilde, ancak belediyenin kompost tesisi varsa değerlendiriliyor. Gelelim geri dönüşüme tabi olan ambalaj atıklarına.

Yani tüm metal, kağıt, cam, plastik atıklara. Eğer ki bunları mahallenizdeki konteynıra atmıyorsanız, izleyebilecekleri 4 yol var. Birincisi, ‘düzenli depolama’ya gidiyorlar. Burada toprağa gömülüyorlar. İkinci seçenek, ‘vahşi depolama’ dediğimiz sisteme tabi oluyorlar. Yani yıllarca çöp yığınları olarak bekleyip, sonra toprağa gömülüyorlar. Türkiye’de bu uygulamanın oranı yüzde 50’nin üzerinde. Üçüncü yol, ‘enerji üretim tesisleri’. Yani atıktan enerji üreten merkezler. Bunlar Türkiye’de yeni yeni baş göstermeye başladı. Son yol ise maalesef dereye, denize, doğaya atılması.

AYRIŞTIRMA ALIŞKANLIĞI

10 Nisan 2022, Pazar 07:00

Sokak toplayıcıları çöp kutusundan çıkıyor

Bazen öyle bir şey olur ki derin bir ‘ohh’ çekersiniz. İşte bu da hepinize ‘oh’ dedirtecek bir gelişme. Sokaklarda karda kışta ayazda, yalın ayak, çekçek arabasını yokuştan yukarıya çekmeye çalışan kağıt toplayıcılarını hepiniz biliyorsunuz. Belki de bazılarınız onlara burun kıvırıyor ya da onlardan korkuyorsunuz. Veya daha kötüsü, onları hiç görmüyorsunuz. Yok sayıyorsunuz. Oysaki o kağıt toplayıcılar, tüm Türkiye’deki geri dönüşebilen çöplerin yarısını topluyorlar ve onların sayesinde bu atıklar yeniden kullanılabiliyor, geri dönüştürülüyor.

Böylelikle hem sayısız ağacı kurtarıyorlar ve atıkların doğada yaratacağı tahribatın önüne geçiyorlar. Hem de Türkiye ekonomisi için muazzam bir katkı sağlıyorlar. Tam da bu yüzden bu isimsiz kahramanların yaşam şartlarını iyileştirmek hepimizin boynunun borcu. İşte bu borcu şimdi ödemeye, sokak toplayıcılarına sahip çıkmaya başlıyoruz. Onları sisteme dahil etmenin, görünür kılmanın, itibarlarını kazandırmanın, hak ettikleri yaşam şartlarına kavuşmalarının zamanı geldi.

GÜÇLER ONLAR İÇİN BİRLEŞTİ

Kağıt toplayıcılarını sisteme kazandırmak için çok değerli kurumlar harekete geçti. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı ve aynı zamanda 1700 belediyeden oluşan Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) Başkanı olan Fatma Şahin’in liderliğinde, Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) ve Ernst&Young (EY) Türkiye’nin sokak toplayıcıları için birlikte geliştirdikleri proje benim de katıldığım bir toplantıyla Gaziantep’te start verdi.

Malum; WWF dünyanın en önde gelen doğayı koruma kuruluşu. E&Y ise dünya çapında 140 ülkede faaliyet gösteren lider denetim ve danışmanlık hizmeti şirketi. İşte bu kadar güçlü iki kurum güçlü bir kadın liderle birleşince de ortaya hızla yayılacak bir iyilik projesi çıktı.

Mayıs ayında Gaziantep’te başlayacak bu modelin kısa zamanda tüm Türkiye’ye yayılması ve hatta tüm dünyaya örnek olması bekleniyor. Bu iki uluslararası kuruluşun küresel ağları düşünülünce, bu hiç de zor bir hedef değil.

ÇÖPÜN 'GETİR'İ

05 Nisan 2022, Salı 07:00

Türkiye'de kadın olmak

“Kızım sahuru kur. Oğlum sahura kalk.

Kızım iftarı hazırla. Oğlum iftara gel.

Kızım çay doldur. Oğlum çay hazır.

Kızım sofrayı topla. Oğlum sofra hazır.”

Ne kadar normal geliyor değil mi bunlar kulağınıza? Belki de hepinizin evlerinizde kullandığınız ya da duymaya alışık olduğunuz cümleler. Zira mevcut düzen, kadının erkeği rahat ettirmesi üzerine kurulmuş tamamen. Dolayısıyla Türkiye’de kadın olmak hiç kolay değil. Veriler zaten yıllardır bunu gösteriyor. 8 yıldır Kadir Has Üniversitesi’nin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nden hemen sonra yaptığı anketin sonuçları, bu yıl da iç karartıcı. Senelerdir bıkmadan usanmadan ‘belki seneye sonuçlar daha iyi olur’ umuduyla yazdığım anket, durumun ciddiyetini yeniden ortaya koyuyor.

ŞİDDET BİTMİYOR

Kadir Has Üniversitesi’nin bu yılki ‘Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması’ yine 23 ili, 2 bin 499 kadın ve erkeği kapsıyor. Maalesef sonuçlar gösteriyor ki geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Türk kadınının en büyük sorunu şiddet. Bir kere şiddeti 1 numaralı sorun olarak görenler yıldan yıla giderek artıyor. Bunun sebebi de belli ki şiddet gören kadınlardaki artış. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın geçen yılki verilerine göre, Türkiye genelinde kadınların yüzde 55’i şiddet gördüğünü söylüyor. 15 yaşından büyük her 3 kadından 1’i yaşamının bir döneminde fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalıyor. 15 yaşından büyük her 5 kadından 1’i, son 12 ayda fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalmış. Bu arada sanıldığı gibi sadece eğitim düzeyi düşük kadınlar değil, eğitim düzeyi yüksek her 10 kadından 3’ü de eşinden şiddet görüyor. Kadın cinayetleri de geçen yıla göre artmış durumda.