Hakan Ural: Sadakat konusunda Türkiye’de eşim yok

Hakan Ural ve Seda Akgül yepyeni bir magazin programıyla hafta içi her gün saat 9’da Kanal D ekranlarında olacaklar

06 Ekim 2019, Pazar 08:34
A A
Hakan Ural: Sadakat konusunda Türkiye’de eşim yok

“Hiçbir zaman kolundan tuttuğumuzu yayına almadık.

Bizim içeriğimiz biziz” diyen ekranların yeni ikilisiyle programları, magazin dünyası ve kadın erkek ilişkileri üzerine konuştuk.

‘Neler oluyor Hayatta?’ programıyla hafta içi her sabah 9’da Kanal D ekranlarında olacaksınız. Fikir nasıl oluştu? 

Hakan Ural: Teklif Kanal D’den geldi. Birkaç yıldır değişik, cazip teklifler alıyordum ama Acun (Ilıcalı) ile dostluğumdan dolayı düşünmüyordum. Bu kez şartlar hayırlısıyla, herkesin icazetiyle, gönül kırmadan ve kimseyi incitmeden gerçekleşti. O yüzden çok memnunum. 

BİRBİRİMİZİN NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ BAKIŞARAK ANLARIZ 

İkiniz bir araya nasıl geldiniz? 

H.U.: Bu konu gündeme geldiğinde yapımcımız Uygar’la göz göze geldik ve hiç düşünmeden aynı anda “Seda” çıktı ağızımızdan. Çünkü Seda bakışarak anlaştığım bir partner. İkimizin yaşı toplamda 100 olunca (Gülüyor)… Teşbihte hata olmasın, Seda kızım gibidir. Çok dobradır, merttir. Ani çıkışları vardır ama onun içindeki çocuğu en iyi bilenlerden biri benim. 

Seda Akgül: Beni övme ya! Vallahi çok utanıyorum o böyle konuşunca. Çünkü ben bu programdaki varlığımı Hakan’a borçluyum. Biz birbirimizin ne düşündüğünü bakarak anlarız. Beni iyi tanır, hatalarımı görmezden gelir çünkü kalbimi iyi bilir. Birbirimizi iyi tamamlayan bir ikili olduk. O kadar mutluyum ki şu an, nazar değecek diye korkuyorum. 

Günlerdir herkes ‘2.Sayfa’ programının yerine geldiğinizi konuşuyor. Siz gelince ‘2.Sayfa’ kalkacak gibi bir algı oluştu. Bu konuya açıklık getirir misiniz? 

H.U.: Ben Kanal D’ye transfer oldum ama onların planlamasına karışamam. Orada bir genel müdür var, bir akış var. Sosyal medya üzerinden gereksiz bir algı oluşturuldu. “Hakan geldi, onlar gidiyor” durumuna dönüştü olay. Allah korusun! Hayatta en korktuğum şeydir. Gülşen ve Müge’yi çok iyi tanır, severim; onlar da beni çok sever, sayarlar. Zaten benim ne öyle bir gücüm ne de tasarrufum olabilir. 

HİÇBİR ZAMAN KOLUNDAN TUTTUĞUMUZU YAYINA ÇIKARMADIK 

Şu an ekranda izlemeye alışık olduğumuz magazin programlarından farkınız ne olacak? 

S.A.: Hakan’ın ekranda olduğu yerde konuğa ihtiyaç yok. Biz Hakan’la daha önce de bir yılı aşkın süre çalıştık. Hiçbir zaman kolundan tuttuğumuzu programa çıkarmadık. Her zaman ikimiz birbirimize yettik. Çıkardığımız konuk bize reyting katmadı. Bizim elektriğimiz ve Hakan’ın yorumları bize reyting getirdi her zaman. 

H.U.: Bizim içeriğimiz biziz. Yapılmış olan haberleri kendimizce yorumluyoruz. Çok istisna durumlar dışında konuk olmayacak. Hayatın içinde ne varsa hepsi bizim programımıza konu olabilir. Memleketimizi, halkı ilgilendiren bir durum varsa ona da göz kapatmayacağız. 

Hakan Bey, ben yapımcı olsam size dizi ya da sinema teklifiyle gelirdim. Magazin programı ilk teklif edildiğinde “Ne alaka?” demediniz mi? 

H.U.: Demez miyim! Aklımın ucundan geçmiyordu. Zaten o yüzden bir sürü teklifi reddetmiştim. Ama Acun (Ilıcalı) teklif ettiğinde “Senin geçmişinden kaynaklı 30 yılı aşkın oyunculuğun var, Sibel’ le evliliğinden dolayı sahne hayatını biliyorsun. Senin kadar tecrübeli, yaşını almış biri olmadığı için senin söylediklerin saygı görür” demişti. Sonra eşim Ezgi de izin verince “Hadi bakalım” deyip başladık.

HER KONUDA EŞİMDEN İZİN ALIRIM

Her konuda eşinizden izin mi alıyorsunuz? 

H.U.: Ben her konuda eşimden izin alırım. 

Genelde erkekler bunu dile getirmezler pek. 

H.U.: Ben bu konuda tam bir ‘Sinek ikilisi’yim. Lakabım odur zaten. 

Ne demek ‘Sinek ikilisi’?

H.U.: İskambildeki en küçük kağıt. Hiçbir etkisi yoktur onun. Herkes onu alır. İki de alır, üç de alır (Gülüyor). 

S.A.: Yalnız şunu belirtmek gerek. Bunu kendine güvenen erkek söyler. Ezgi benim de arkadaşım. Aile dostuyuz. Bana da akıl ve yön verir. Çok akıllıdır. Zaten televizyon yöneticisi. O yüzden ondan fikir almamız, bizi yönlendirmesi normal yani. 

İkiniz de dönem dönem magazinin en sert yanlarına maruz kaldınız. Bu durum programı sunarken tutumunuza nasıl yansıyor? 

S.A.: Ben biraz daha kontrolsüzüm. Hakan yaşanmışlıklarından dolayı daha vicdanlı ve kontrollü. Ama Sezar’ın hakkı da Sezar’a. Biri bana kızar, küser diye de düşündüklerimi söylemekten asla çekinmem.

H.U.: Empatiyi hiçbir zaman elden bırakmam. Kimseyi kolay kolay üzmem. Bir oyuncu hakkında yorum yaparken onun annesini de babasını da varsa çocuğunu da düşünürüm. Ama bu asla kayırmak değil, sadece hakkaniyetli olmakla ilgili. Ben yayınımda çocuğumu, Engin Can’ı da eleştirdim. Çünkü sen bir sanatçı çocuğuysan ve iddialı giyiniyorsan bu haber olur. O zaman gelecek eleştirilere de açık olacaksın. 

Sonra arayıp sitem etmedi mi? 

H.U.: Etmez çünkü dozaj dediğim durum bu işte. Bırakın oğlumu, bugüne kadar yayında eleştirdiğim hiç kimse beni arayıp bir kırgınlığını dile getirmedi. Çünkü ben kimseyi kırmadım. Buna özel olarak dikkat ediyorum her zaman.

SEDA AKGÜL: BİR ERKEK ALDATMIYORSA ALDATAMADIĞI İÇİNDİR

Peki siz tansiyonu hiç yükseltmeden, münakaşaya izin vermeden nasıl reyting alıyorsunuz? 

H.U.: Keşke bizimle dün Sarıyer meydanında olsaydın, o zaman anlardın. Pencerelerden sarkanlar, çaya çağıranlar, yolumuzu kesenler… Buradaki sihri sana söylüyorum: Samimiyet. Çünkü biz samimiyiz. Oynuyor olsak kimse izlemezdi. Gördüğümüz sevginin, saygının da binde birini göremezdik. 

S.A.: Hani ‘kendini satmak’ diye bir deyim vardır. Kapıdan girince “Star geliyor” diyerek herkes kenara çekilir. İşte o Hakan’da hiç yoktur. Asla kendini satmaz. O yüzden onu en çok şoförü sever, çaycısı sever. Ben de öyleyim. Biz herkese eşit davranırız. 

Sizin için magazin ve haber etiği nerede başlayıp bitiyor? 

H.U.: Çok basit bir kuralı var bunun: Empati. Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmayacaksın. İnsanları doğru bilgilendireceksin. Araştırmadan, doğruluğundan emin olmadığın haberi öne sürmeyeceksin. 

Seda Hanım, siz yıllarca haber sundunuz, sonra magazin programları yapmaya başladınız. Hangisi daha zor? 

S.A.: Ben artık televizyon yüzü değil, kişiliğiyim. Herkes beni tanıyor artık ve kendim gibiyim. Bu daha zevkli tabii. 

Psikoloji eğitiminiz var ve kadın erkek ilişkileri üzerine de kitaplar yazdınız. Ama kendiniz de boşanma sürecinde çok üzüldünüz. Doktor olmak hasta olmaya engel olmuyor mu? 

S.A.: Çok bilen çok yanılıyor hayatım (Gülüyor). Aşk defterimi açacaksan yani… ‘Mum dibini aydınlatmaz’ derler ya. Benimki o durum. Şimdi yalnızlığıma alıştım ve böyle mutluyum. Bulunduğum yere tırmalaya tırmalaya geldim. Hayatım boyunca kendi ayaklarımın üzerinde durdum. Zaten herkesi çözmüşüm. O yüzden kimseye şans da vermiyorsun bir süre sonra.

ERKEK SADECE YAŞLANIR ASLA OLGUNLAŞMAZ 

“Erkeğin olgunu olmaz durgunu olur” diyorsunuz. Ne demek bu? 

S.A.: Erkek sadece yaşlanır ama asla olgunlaşmaz. Onun o çocuk ruhunu, dürtülerini, testosteron hormonunu dizginlemen mümkün değildir. Sadece hareketleri yavaşlar. Özetle o genel yargı da doğrudur. Bir erkek aldatmıyorsa aldatamadığı içindir. 

H.U.: Allah için çok doğru söylüyor. Tabii geneli konuşuyoruz burada. İstisnalar kaideyi bozmaz.

HAKAN URAL: MUTLUYUM, GECE ÇIKMAYA İHTİYACIM YOK 

Hakan Bey, artık sizin hiç çapkınlık haberiniz çıkmadığına göre siz ‘durgun’ musunuz bu durumda? 

H.U.: Ufff! Sen ne diyorsun… Benim son 15 yıldır, 85 milyonluk Türkiye’de emsalimi bulamazsın. Sadakat anlamında iddia ediyorum, şu an Türkiye’de eşim yok. 

Gece de çıkmıyorsunuz sanırım… 

H.U.: Çıkmıyorum çünkü ihtiyacım yok. Mutlu ve huzurluyum. Alkolüm, sigaram yok. Her sabah, sabah namazıyla işime giderim, spora giderim. Akşam da en geç 10’da yatarım. O yüzden zaten programda bangır bangır konuşabiliyorum. Tuzum kuru yani (Gülüyor). 

Ne oldu da böyle oldunuz? 

H.U.: Belki de doydum, bilmiyorum. Zamanında çok acayip gezdik. Bizim gezdiğimiz gibi gezilmesi mümkün değil. Şu an İstanbul’da o kadar mekan bile yok, öyle bir gece hayatı da yok.

BİR ÇANTA İÇİN RUHUNU SATAN, SIRTINI ERKEĞE DAYAYAN KADINLARA ÇOK KIZIYORUM

Seda Hanım, kadının olgunu ya da ‘durgunu’ oluyor mu? 

S.A.: Kadınlar doğuştan olgun. Durgunu da oluyor ama en tehlikelisi de durgunlarının arasından çıkıyor. Halbuki ‘durgun kadınların’ olayı erkeği elde edinceye kadar. Sonra gösteriyorlar gerçek yüzlerini. Böyle kadınlara çok kızıyorum vallahi, doğruya doğru. 

Nasıl kadınlara? 

S.A.: Erkek üzerinden geçinen, sırtını erkeğe dayamış, kadınlığı düşüren, üç kuruş nafaka için kendini küçük düşüren, bir çanta için ruhunu satan, “Kariyeri erkek kazanır, kadın yer” mantığıyla hareket eden kadınlara kızıyorum. Hepimizi küçük düşürüyorlar. Bu mantıkla biz erkeklerin eşi olmuyoruz, onlar bizim işverenimiz oluyor. Bu yanlış. İstisnaları ayrı tutuyorum. Hayatını zor şartlarda kazanan, çocuğuna bakıp dimdik ayakta duran, hayat mücadelesi veren kadınlarımız da var. Onlar genellemenin dışında.

OYA ÇINAR

Oya.cinar@posta.com.tr


SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...