Bilgiyi değerli kılmak için gülmek mi gerekir?

03 Aralık 2019, Salı 11:32
AA

Bugün bilgiye ulaşma hızı insanlık tarihinin başına gelmiş en büyük kolaylık ve belki de gelecek yüzyılda tarih kitapları şu an yaşadığımız dönemi bu şekilde özetleyecek. Peki, bizler “bilginin” değerinin ne kadar farkındayız?

Dünya Rönesans’a oldukça geç kavuştu. Avrupa’da kiliselerin aydınlanmayı kasıtlı olarak engellemesi, insanlığın yüzyıllar boyu büyük bir cehalet içinde kalmasına sebep oldu.

İtalyan bilim adamı, yazar ve düşünür Umberto Eco’nun gotik polisiye romanı “Gülün Adı”, bu dönemin tutsaklığını ve insanlığın yeniden doğuşunu “bilginin saklanması” ile anlatıyor. Eco, romanında bir taraftan Avrupa’nın bölündüğü, ruhban sınıfının gücünü ölçüsüz bir şekilde kullandığı ve skolastik düşünce yapısının egemen olduğu bu orta çağ dünyasında gücü sağlayanın aslında “dinin” ta kendisi olduğunu öne sürerken, bir taraftan da kilise egemenliğinde pozitif bilimlerin geri plana atılıp yasaklanışına ve dinin çeşitli şekillerde çıkar çatışmalarına alet edilişine sıklıkla değiniyor. Öyle ki, olayların gerçekleştiği manastırda bulunan, başrahibin varlığıyla sürekli övündüğü, civarda bir benzerinin daha görülmediği görkemli kütüphaneye manastırın bekçisi ve onun yardımcısı dışında kimse adım atamıyor. Matbaa devriminin henüz gerçekleşmediği, bilginin kaynağının rahiplerin tekelinde bulunduğu dönemde manastırı yöneten Benedikten tarikatı her ne kadar kütüphanenin temel amacının kitapları saklamak olduğunu savunuyor gibi görünse de, durumun asıl sebebinin orada bulunan eserlerin insanların inançlarına zarar vereceği düşüncesi olduğu açıkça anlaşılıyor.

Roman, 1327 yılının İtalya’sında şehirlerden uzak, çevresinde küçük bir köyden başka hiçbir yerleşim yeri olmayan, korunaklı duvarlarla çevrili manastırın kasvetli kütüphanesinde gerçekleşen gizemli ölümleri çözmek için keşiş William ile yardımcısı Adso’nun verdiği mücadele üzerinden işleniyor. Dolayısıyla cinayetlerin aydınlatılması için kütüphaneye girilmesi ve ilk olarak oradaki sırrın çözülmesi, romanın iki ana karakteri için kitabın başından sonuna dek büyük önem arz ediyor.

Karakterlerin cinayetleri çözümlemeleri sırasında çağa özgü mimari ve toplumsal betimlemelere, felsefi çıkarımlara, döneme özgü fikir çatışmalarına ve kilise ile imparatorluğun erki ele geçirme mücadelelerine de tanık oluyoruz.

Kitapta çok geniş bir yere sahip bir diğer konu ise gülmenin günah olup olmadığı tartışmalarından süregeliyor. Kahkaha atmanın şeytani bir öğreti olduğuna inanan manastır bekçisi Burgos’a göre gülmek, korkunun panzehri ve kötülükten korkmak, insanların yüzlerini koşulsuz olarak tanrıya dönmelerini sağlıyor. William ise onun aksine, gülmenin insana özgü doğal bir şey olduğunu ve kişiyi özgürleştirdiğini savunuyor. Yani bir anlamda, skolastik düşünce ile özgür düşünce çatışması bu konu üzerinden ele alınıyor.

Akıl ve inanç arasındaki klasik orta çağ karmaşasını da beraberinde getiren bu iki düşünce yapısı, romanın sonunda kilisenin hakimiyetini derinden sarsıyor; yeni inanışların ortaya çıkmasına ve aydınlanma çağının temelinin atılmasına vesile oluyor.

Kitap, Fransız yönetmen Jean Jacques Annaud tarafından 1986’da sinemaya uyarlanmış.

Romanın kurgusu ile filmin kurgusu arasında pek bir fark olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bu yüzden kitap ile film arasındaki tercihi sizlere bırakıyor, beni uzun süre hakkında düşünmeye sevk eden “Gülün Adı” ile sizin de yolunuzun en kısa zamanda kesişmesini temenni ediyorum.

Son olarak, cesurca söyleyebilirim ki vaktiyle Baudelaire’in “delilik”, Freud’un “bilinçaltı”, Bergson’un ise “madde ve ruh ilişkisi” olarak nitelediği “gülmek” eylemi, özünde büyük bir felsefi derinlik barındırıyor. İnsana dair temel hakikat biçimlerinden biri olan mizah, dünyayı pek çok farklı gözden değerlendirmemizi sağlıyor ve böylece düşüncelerimizi özgürleştiriyor. Mizah yoluyla elde edilen bu özgür dil ve düşünce kaybolduğunda ise elimizde hiçbir şey kalmıyor ve sonunda uçsuz bucaksız bir tutsaklığa bürünüyoruz.

İşte tam da bu yüzden, başta değinmiş olduğum “bilgiyi” değerli kılmak, ona farklı yollardan ulaşarak çeşitli anlamlar yüklemek ve bu sayede onun üzerinden kendimize has bir görüş oluşturmak için mizahı da büyük ölçüde hayatımızda tutmalı, zihinsel özgürlüğümüz adına “gülmeyi” hiçbir zaman unutmamalıyız.

Sıradaki haber yükleniyor...