Zaman zaman da olsa düşüncelere neden bir dur demek istiyoruz?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Düşünmekten neden bu kadar yoruluyoruz? 

Düşünmek, insanoğlunun en büyük hediyesi ama bir seviyeden sonra daha ziyade eziyeti. Günlük yaşamda izlediğimiz düşünce paterni, ya geçmiş olayları analiz etme ya da geleceği planlama yönünde. Geçmişi değiştiremeyeceğimiz ve geleceği öngöremeyeceğimiz için de, ya pişmanlık ve suçluluk, ya da endişe ve kaygı getiriyor, bilinci daraltıyor her şekilde. 

Orta vadedeki getirileri panik atak, depresyon, anksiyete. Bu yükleri kaldıramayan bedenlerimiz zamanla sebebi bulunamayan sayısız hastalığa gebe. 

Bilinen geçmişi 5000 yıla dayanan meditasyon, 20. Yüzyılın sonlarında bilimsel araştırmalara konu olmaya başladı ve bugün Amerika ve Kanada başta olmak üzere yayılan bir hızla kanser tedavisinden hapishane makhumlarını rehabilite etmeye varan geniş bir alanda tedavi amaçlı kullanılıyor. 

Peki meditasyon nedir? 

Hayır, bağdaş kurup baş ve işaret parmaklarını dizlerin üzerinde birleştirerek “om” sesi çıkarmaktan ibaret değildir. Evet, tercihen sessiz bir ortamda, sukhasana pozisyonunda, bir mantrayla başlamak pratiği kolaylaştırabilir. 

Ama aslında tüm olay önce iç dünyamızdan başlayarak, gözlemci olarak kalabilmektir. Hislerimize ve düşüncelerimize tutunmadan, daha objektif bir yerden, yargılamadan bakabilmek, ve pratikte ilerledikçe bu tavrı günlük hayatımıza kadar taşıyabilmektir. 

Uzun yıllar boyunca dizginlerini tamamen bıraktığımız, hatta çoğu zaman bizim onun hegamonyasında hareket ettiğimiz zihni eğitmekse ciddi efor ve süreklilik gerektiren bir pratik. 

Dolayısıyla ben de bu pratiğe başladıktan uzun süre sonra dahi hala bir etkisini görememiş, “galiba bu iş bana göre değil” veya “acaba meditasyon bir hurafe mi” noktasına defalarca gelmiştim. İlk kez minicik, kısacık an'lar halinde geldi sonra, belki 15 dakikalık pratiğin yalnızca 3 saniyesinde mesela. 

Gel gelelim verdiği haz muazzam, üstelik bilinen en haz veren deneyim olan orgazmdan farklı olarak etkisi saatlerce devam ediyor da. 

Meditasyon bunu nasıl yapıyor? 

Beyin elektrokimyasal bir organ ve fonksiyonlarını 4 ana elektromanyetik dalga sayesinde yönetiyor. 

Beta, uyanık kalma, konsantre olma, mantıklı düşünme ve aktif iletişimde bulunma gibi fonksiyonları tetikliyor. Tahmin edeceğiniz üzere günün büyük kısmını burada geçiriyoruz. 

Alfa, beynin rahat, sakin, hipnotik fazlara geçmesini sağlıyor. Dikkatimiz bir düşünceye yoğunlaşmaya başladığı anda alfa salınımları kayboluyor. 

Ormanda yürüyüş, keyifli bir cinsel birliktelik esnasında ve uykudan hemen önce dominant hale geliyor. 

Teta ise derin gevşeme, hayal kurma, rüya görme, yaratıcı aktiviteler yapma gibi durumlarda ortaya çıkıyor. 

Araba kullanıyorsanız, mutlaka boş otoyolda giderken son beş dakikanızı tamamen hatırlamadığınızı fark ettiğiniz olmuştur. Hatta bunu dişlerinizi fırçalarken, koşarken, yemek yaparken bile deneyimlemiş olabilirsiniz. Evet, bu kopma anlarınızın sorumlusu teta dalgaları . Yaptığınız şeyi o kadar otomatize hale getirmiş oluyorsunuz ki zihniniz bir görevi olmadığına kanaat getirerek kendini ortamdan soyutluyor. 

Ve son olarak; delta titreşimleri! Dünyaya ilk geldiğinizde, erişkin halde ise rüya bile görmeyecek kadar derin uyuyabildiğinizde çıkıyor ortaya, öyle nazlı, kaprisli. 

Alfa fazını, meditasyonun giriş kapısı olarak ifade edebiliriz. Bu seviyede beta gittikçe silinir, teta ufaktan salınımlarına başlar. Beyin tetanın etkisine girdikçe düşünceler azalır ve azalır, zihin bu sefer yukarıda verdiğim örnektekinden farklı bir şekilde, ama yine soyutlanmaya başlar. 

Bu esnada bir nevi somut benlikten koptuğumuz, hiçlik duygusunu tattığımız bir yerdeyiz. Ayağımızın kaşındığını hissedebilir ve bir kuşun öttüğünü duyabiliriz, bu ikisi arasındaki ayrımı yapabiliriz, ama ikisinin de aslında sadece beynimize sinyal gönderen bir dış uyaran olduğu algısını deneyimleriz. 

Düşük alfa ve yüksek teta fazına geçildiğinde artık çok yoğun bir orgazm esnasında ulaştığımız seviyedeyiz, güzel bir haber vereyim, meditasyonla buranın dahi ötesine gidebiliriz. 

Çok ileri seviyelerde o yalnızca bebeklik döneminde ve derin uyku halinde aktifleşen delta titreşimlerini yakalayabiliyoruz. Carl Jung'a göre burası tüm insanlar tarafından paylaşılan kolektif şuur alanı ile temas kurduğumuz haldir. Bu hal içinde az biraz beta, alfa veya teta kalıpları da varsa uyanık kalmak da mümkündür. 

Kendi pratiğimin ardından tercih ettiğim ve derslerimin sonunda naçizane verdiğim bir tavsiye, bir süre dış dünyayla iletişime geçmemektir. Zira bu iletişim ne kadar erken olursa, beta fazına geri dönmemiz ve yaşadığımız 'meditasyon kafasının' etkilerinin hafiflemesi de o kadar hızlı gerçekleşir. 

Daha başka neler mi oluyor? Buyurun size 10 dakikalık meditasyon öncesi ve sonrasında beynin aktivitesi; 

Günlük hayatımızda bir çoğumuz, beynimizin mantıklı ve analitik düşünme, sebep sonuç ilişkisi kurma, planlama ve organizasyon gibi rollerle ilişkili olan sol lobunu çok daha aktif kullanıyoruz. Bunun sonucunda da üretken olmayan aralıksız düşünce bombardımanına maruz kalıyoruz. 

Meditasyonun 10. dakikasında yukarıda bahsettiğimiz elektromanyetik dalgalar beynin iki lobunda da senkronize ve dengeli salınımlar göstermeye başlıyor ve nihayetinde eşitleniyor.

Bu dengelenme hali yalnızca iki lob arasında sınırlı kalmıyor üstelik. 

Son yıllarda nörobiyolojik araştırmaların gözdesi, beynimizdeki düşünmeyi tetikleme merkezlerinin iki tanesinden de bahsedelim bi minik.

Yazının başında bahsettiğim akıl oyunlarından, zihnin daldan dala konup durmalarından sorumlu olan beynimizdeki Default Mode Network (DMN). Ve doğası gereği spesifik bir şeye odaklandığımız anda devreden çıkıyor. Kendini işe güce verenler, daha sağlıklı bir seçim olarak hobi edinenler bu merkezi bu şekilde bloke etmeyi seçenler. Düşünmeye ara vermek için fena bir yöntem değil, fakat bunların da kendi içinde farklı götürüleri var. Üstelik meditasyonun DMN üzerindeki etkisi herhangi bir odaklı aktiviteden de daha fazla. 

Ve Amigdala! 

Yeri beynin orta temporal lobunda, görünüşü kabuğu soyulmuş badem formunda. 

Amigdala korku ve endişe duygularını ateşleyen merkez. Geçmiş deneyimlerimize ve gen aktarımıyla gelen bilgilere istinaden o güne kadar depoladığı bilgiler ışığında otomatik tepkiler vermekten sorumlu. Yılan gördüğümüzde korkuyorsak, patlama sesi duyduğumuzda endişeleniyorsak bundan. Gel gelelim herşey gibi amigdalanın da fazlası zarar. Öyle ki tek bir travmatik duygusal ilişkinin ardından 'tüm kadınlar/adamlar can yakar' sonucuna vardırabilir, hayatınız boyunca bi yenisini yaşamanıza engel olabilir. 

Bu kadar alarm halinde ve böylesine korku ve endişeyle dolu yaşamanın etkilerini tahmin edebiliriz. Beyin durmaksızın yeni teoriler üretir ve zamanla etrafınızdaki herşey tehlike olarak gözükecektir. Panik atak, travma sonrası stres bozukluğu, bipolar gibi hayat kalitenizi yerin dibine çeken hallerin gelmesi gecikmeyecektir. 

Evet, meditasyonun beynimizin düşünce fabrikası amigdalanın aktivitesini radikal şekilde azalttığını, hatta zaman içinde hacmini bile küçülttüğünü biliyoruz. 

Düşünmeyi durdurmak mümkün. 

Üstelik tek yolu meditasyon değil, spor yaparak veya ilaç kullanarak da durdurabilir, en azından yavaşlatabilirsiniz. 

Ama en etkili, etkileri en uzun vadeli, götürüleri en az ve de en güvenli yöntemi ne derseniz;  

Meditasyonun bir kafası var ki, ah tertemiz!

SON YAZILARI

TÜM YAZILARI
Sıradaki haber yükleniyor...
holder