Başkentte keyifli bir Gezenti

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Ankara’yı sadece “başkent” sadece “resmi kent” olarak bilenler online mı? Toplaşın bakalım; bu hafta, 19 Mayıs haftasında, mevsimin son yerli durağında, Ankara’yı dolaşıyoruz. Hem Atamızı ziyaret ediyoruz hem de dev şehrin tarihi ve turistik yerlerini tanıyoruz. Türkiye’nin ikinci büyük şehrinde; Ulus’tan Kızılay’a, Tunalı Hilmi’den Kuğulu’ya, Seğmenler Parkına kadar pek çok eğlence ve dinlence yeri, göller, göletler, modern alışveriş merkezleri, hareketli caddeler ve restore edilmiş çok değerli tarihi binalar bulunuyor. Ve elbette çok önemli müzeler! Ankara, turistik olarak, hiç de yabana atılacak bir şehir değil.

İLK ÖNCE ATA’YI ZİYARETE

İşte hayatımızda yapıp yapabileceğimiz ziyaretlerin, en heyecanlısı. Özellikle milli bayramların kalabalığında, yarım saat hatta bir saat kuyruk bekleyerek girersiniz Ata’nın huzuruna… Atatürk bu milleti yalnız bırakmadı; bu millet de onu asla yalnız bırakmaz. Üzerindeki gözlem evinden dolayı geçmişte Rasattepe adıyla anılan Anıttepe’de bulunan Anıtkabir’in şekline karar verilmesi için çeşitli ülkelerden 50’ye yakın projenin katıldığı bir yarışma düzenlenmiş. 

Anıt mezar ve çevresi; Profesör Doktor Emin Onat ve Doçent Doktor Ahmet Orhan Arda’nın projesi uygun görülerek, 1944-1953 yılları arasında inşa edilmiş… Anıt Bloğu, ünlü Aslanlı Yol’dan geçerek ulaşacağınız Tören Meydanı ve kurtuluş dönemini anlatan kulelerle çevrelenmiştir. Atatürk Müzesi, Kurtuluş Savaşı Müzesi, Cumhuriyetin ilk yıllarından önemli eşyalar, Atamızın bir dönem kullandığı aracı ve naaşını getiren top arabası gibi önemli anılar ve İsmet İnönü’nün kabri; yine tören meydanın kenarlarındaki kemerlerin ardında yer alır. 

“Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.” “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.” Sözleri kulaklarımızda, sevgisi gönlümüzde dolaşıyoruz Anıtkabir’ini…

ANKARA MERKEZDE “HAMAMÖNÜ” VE “CİNNAH”

Hamamönü sokağı, daha doğrusu “sokakları”, Altındağ ilçesinin Hacettepe mahallesi içinde kalır. 17.-19.yüzyıl arası evlerin ve sıra dükkanların olduğu semt, özellikle AVM tercih etmeyen Ankaralıların soluklandığı, gözleme yediği, Türk kahvesi sohbeti yaptığı yerdir. Mutlaka ilk duraklarınız arasında yer almalı. Mehmet Akif Ersoy Kültür Evi’ni gezmeyi de unutmayın. Tarihi Hamamönü dondurmasını da deneyin derim…

Eski mahalle demişken; daha çok alışverişe, çıfıta coşacağınız yer ise mutlaka ki Ulus’taki Samanpazarı’dır… Çıkrıkçılar Yokuşu rengarenktir; hediyelik eşya, kumaş, giyim kuşam ticaretiyle ünlüdür… Ankara’nın yine eski ve köklü semtlerinden Cinnah’taki otelimiz aklımda çok iyi kalmıştı. Caddenin adını taşıyan şık otelde çok güzel 5 çekim günü geçirmiştik. Hem yukarıda Karum AVM’nin hareketli sosyal bölgesine ve güzel mi güzel Seğmenler Parkı’na, hem de aşağıda bir dinlince kültü olmuş Kuğulu Park’a ve ünlü Tunalı Hilmi Caddesine yakın mesafede olmak, bir Ankara turisti için avantajlıydı.

5,5 milyonluk Ankara’da hemen her ülkenin adını alan park, cadde, sokak ve meydan var… Kiminin adı eski devlet başkanlarına, kiminin adı uzak diyarların şehirlerine ait... Ee başkent olmak böyle bir şey. Kuğulu Park’taki aile eğlencesi ve dinlencesi malum… Ankara’nın en bilindik alanlarından biri zaten burası… Kuğulu’dan aşağıya doğru akan gençleri takip edecek olursanız da elbette başkentin “Cadde”si Tunalı Hilmi’ye ulaşırsınız…

Burada gençlik kıtır patates yer serin serin içecekler içer; alemlerde soran olursa da “eee Tunalı çocuuyuz arkadaş” der. Dip not: 1920’lerde TBMM’de hem Bolu’yu hem Zonguldak’ı temsil etmiş olan Tunalı Hilmi Bey’in; bugünkü modern yaşamımıza, Türk dili, harflerimiz, kadın hakları ve çalışma hayatındaki kararlara pek çok katkısı olmuştur.

MÜZELER, KULELER VE KALELER

Ankara’daki toplam müze sayısının 60’ı bulduğunu biliyor muydunuz? Oldukça gelişmiş kültürel ve sanatsal yönü olan başkentimizde; Devlet Tiyatrosu, Devlet Opera ve Balesi, Başbakanlık Senfoni Orkestrası, Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Rahmi Koç Müzesi ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi gibi, çok değerli sanat yapıları ve müze yer almaktadır.

Size sanat ve tarih dolu güzel bir gün tavsiyem şu: Ankara Kalesi’ne gelip (diğer şehirlerimizdeki kalelerden çok bir üstünlüğü olduğunu söyleyemem) kaleye çıkan sokaklardaki restore edilmiş evleri, sanat galerilerini ve el sanatları dükkanlarını bütün gün gezebilirsiniz. Ünlü Çukur Han da bu bölgede yer alır. Kalenin tepesinden şehrin ucu bucağı görülebilir; keyifle izlersiniz... Kalenin duvarlarına bitişik Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile (Hitit eserleri başta olmak üzere, sayısız Anadolu toprakları bulgusu vardır) Rahmi Koç Müzesi ve Erimtan Müzesi mutlaka ziyaret edilmelidir. Bu son iki özel müze, insana “müzecilik böyle yapılır” dedirtir cinstendir.

Bir diğer olmazsa olmaz Ankara etkinliği olan Atakule’yi görmek ve Atakule’ye çıkmak konusundan, bahsetmeye bile gerek yok herhalde. Ünlü kule 1989 yapımı. Uzun yıllar restorasyon bekledi ve son yıllarda yeni haliyle, itibarını geri kazanmaya doğru yol alıyor. Atatürk Orman Çiftliği mi? Onun sadece dondurmacısı kalmış yadigar… Giderseniz kıyısında bol bol kokoreççi ve kumpirci de var. Allah için süt kaşarlı kumpiri pek lezzetliydi. En lezzetli duraklarımdan Kaşıbeyaz’ın Ankara şubesi de buradadır. 

ANKARA’YI HAKKIYLA GEZMEK GEREK

Ankara’yı gezerken belli bölgelere birer gün vermek gerek bence… Mesela bir diğer gününüzü, Ankara’nın kalbi diyebileceğimiz Kızılay, Ulus ve Kocatepe Camii’ne kadar giden hatta ayırabilirsiniz. Kızılay’ın kalabalığı malum; şu pandemi şartlarında nicedir hali oraların bilemem ama biz 2018’de gezerken ve görüntülerken, iğne atsanız yere düşmüyordu Kızılay’da…

Küçük ve sevimli Abdi İpekçi Parkından bir de “Yöresel Lezzetler Gününe” rastladık ki; o gün Trabzon ve Gaziantep vardı, gözlemeye, lahmacuna doymuştuk. Çok güzel Beypazarı kurusu da yemiştik orada. Bol tereyağlı tarçınlı Beypazarı kurusunu, ilçeye gidip, hem de tarihi evlerini görüp, yiyebilirsiniz… Biz merkez Ankara’ya devam edelim. Kocatepe Cami –24.000 kişi ile- Türkiye’nin en büyük kapasiteye sahip camilerinden biri. 1987 hizmete açılan cami, yetiştirdiğimiz en ünlü mimarlardan Vedat Dolakay ile iki arkadaşı; Hüsrev Tayla ve Fatin Uluergin’in imzasını taşıyor.

Turgut Özal’ın açılışını yaptığı caminin her yanında Osmanlı dönemi mimarisinin izlerini görmek mümkündür. Ulus’taki Hacı Bayram Camii ise, şehrin tarihi anlamdaki en özel camisidir. Dış duvarlarının tuğla örme tarzıyla çok hoş bir yapısı olan cami, 1428’de tamamlanmıştır. İçindeki ahşap tavan ve balkon, Balkan camilerinde de sık sık rastladığım cinsten, güzellikten… Caminin bitişiğinde Hacı Bayram-ı Veli’nin türbesi de yer alır ki, burası hemen her gün ziyaretçi akınına uğrar. Peki “Ankara” adının geldiği Roma döneminden en önemli eseri görmek istemez misiniz?

İşte bu caminin hemen yanındaki Augustus Tapınağı, sizi M.Ö.25 yılına götürecektir. Başkenti Ancyranum/ Ankara olan Galatya’nın Roma İmparatorluğu egemenliğine girmesiyle İmparator Augustus için yaptırılan tapınak, nispeten iyi ayakta kalmıştır… Çok uzak değil aynı bölgede; yürüye yürüye Resim ve Heykel Müzesi ile Etnografya Müzesi’nin yokuşunu tırmanır (dilerseniz taksiye biner), muhteşem iki yapının bulunduğu taraçalı park alanına gelirsiniz. Binaların dıştan görünüşü bile müzeliktir.

İbrahim Çallı heykeli, arkasında şaha kalkmış atıyla Ata’mız ve fonda Cumhuriyet dönemi mimarisinin ilk eserlerinden olan, iki muhteşem bina. Biliyor musunuz ki Ankara Etnografya Müzesi, 1930’da, Türkiye’de müze işlevi görmesi için yapılmış olan ilk binadır? Buranın iç avlusunun, 1938’den itibaren 15 yıl boyunca, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk ebedi istirahatgahı olduğunu zaten biliyorsunuz... Ata için özel bir anı bölümü, binada hala yer almaktadır. İçerdeki tarihi çiniler, el yazması Kuran-ı Kerimler ve ahşap camii yapı aksamları; paha biçilmez değerdedir. 

BÜYÜK MİLLET MECLİSLERİ

Gelelim başkentimizin hem tarihi hem turistik olarak en farklı özelliklerinden birine. Bunlar elbette ki “Meclis binalarımız”. Birbirlerine 15- 20 dakika yürüme mesafesinde duran ve (aklınızda ortalama yeri kalması açısından) Gençlik Park civarında bulunan binalar; 1920’lerin mimarisini net biçimde yansıtmaktadır. 1.Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası şu an “Kurtuluş Savaşı Müzesi”, 2.Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası ise “Cumhuriyet Müzesi” olarak hizmet vermektedir.

Sözü fazla uzatmayacağım bu konuda; zira her ikisini de gezerken, o tahta sıralarda ülkenin ilk kararlarına el kaldırıyor, o taş koridorlarda paşalarla, vekillerle koşturuyor, belki bir odada kahve sohbeti yapıyor ve genç ülkenin kararlarını istişare ediyor ruhunda olursunuz. Ata’nın “Nutuk” sesini salonlarda dinlerken; nutkunuz tutular zaten. Kahramanlık tarihi sizi Millet Meclisi binalarımızda bekliyor; mutlaka ziyaret ediniz.

GENÇLİK PARKI VE ANKARA’NIN DENİZİ

Gelelim Ankara’dan ayrılmadan bahsetmemiz gereken biri iki klasikleşmiş şehir mekanına. Dinozor Par… şaka şaka… Gençlik Parkı Ankara’nın en büyük parkıdır malumunuz. İlk gittiğimde (sezonu değildi) havuzunun mavi brandasından, kafelerinin hazır köfteli hamburgerlerinden ve gizli köşelerde öpüşen çiftlerinden (Gençlik işte) pek fazla bir şey kalmadı aklımda…

Ama sonra, bir bahar akşamı, pamuk şeker yiyip lunaparkında eğlenen kalabalığıyla, oldukça neşeli hallerini hatırlıyorum. Gençlik Parkı, 275 bin m²’lik alanıyla, Ankara’nın simgelerinden olmuştur. Bir diğer ünlü park da, Gölbaşı olarak da bildiğimiz, merkeze bir 15 kilometre kadar uzaklıktaki Mogan Park’tır. Civarındaki yürüyüş alanları, güzel peyzaj dokunuşları ve ünlü tavacı- kebapçı hatta balık restoranlarıyla; özellikle hafta sonu Ankaralıların ilk tercihidir burası. Evet, buraya “Ankara’nın Denizi” de denir.

Bir gurme rehberinde okumuştum; Türkiye’nin en iyi not almış balık restoranları arasında, Ankara’dan, buradan da restoranlar vardır. Demek ki iş el lezzetindeymiş… Ve ama Ankara yemekleri denildiğinde, ilk akla gelen “Ankara Tava”dır. Ankaralılar bu lezzetin orijinalinin nasıl yapıldığı konusunda ikiye bölünmüş durumdadır: Bazı bölgelerde pirinçten klasik pilavla, bazı yerlerde arpa şehriyeden yapılır.

Bir diğer tartışma ise etin kemikli kaburga eti ya da kuşbaşı et olup olmadığı konusudur. Ama her türlü, Ankara’da yapılanı, lezzetiyle damakta kalır! Tavsiye edilen tava yeri “Tavacı Recep Usta” olarak bilinir. Biz Emek Mahallesi Bişkek Caddesi’ndeki eski yerine gittik. Eski, orijinal ve çook lezzetliydi. Sonradan çekimsiz ortamda bir gidişimizde de Çankaya’daki, Dikmen Vadisi manzaralı, büyük şubesinde aldık soluğu. O ne izzet-i ikram, o ne lezzet. Fiyatlar da makuldu. Ama ne yedik! Geleceğim yine, güzel Ankara.

Yazarlarımızdan

12 Haziran 2021, Cumartesi 07:01
12 Haziran 2021, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder