Folik asit dediğin nedir ki?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Benim zamanımda hamileliğin birinci ayında, hatta hamile kalmadan önce folik asit almak çok önemliydi. Bunun o kadar üstünde duruluyordu ki benim gibi planlı bir hamilelik yaşamayan anne adayları anneliğe dair ilk suçluluk duygularıyla sanırım bu folik asit etrafında tanıştı. Aylık doktor kontrolleri için bekleme salonunda otururken sorardık birbirimize, ‘Siz folik asit almaya ne zaman başladınız?’ Bazı anneler gururla hamile kalmadan 3 ay önce başladım derdi, bazıları da benim gibi ‘kemküm’… Sonra birden ‘hamilelikte fazla folik asit alımı zararlı olabilir’ diye bir laflar ortada dolanmaya başladı, haydaaa ‘ay çok geç başladım folik asit almaya’ diye kendi kendini yemeler birden ‘ya ben de mi çok aldım acaba’lara dönüştü: Anneliğin bitmeyen suçluluk dünyasına hoş geldiniz; dönme dolap gibi mübarek, bir uçtan diğer uça savruluyorsun durmadan.

Daha henüz 1 aylık hamileyken folik asitle adım attığım anneliğin emin olamama ve hep bir suçlu hissetme halleri tüm hamileliğim ve anneliğim boyunca bana eşlik etti; e bendeki bünyede müsait suçluluk hissetmeye… 

Bir bebek, bir çocuk, bir ergen, bir genç adına onun için ve genellikle ona rağmen durmadan kararlar alıyorsun ve aldığın bu kararlar doğru mu, yerinde mi, iyi mi test edemiyorsun. Ve üstelik bir çocuk yetiştirirken hayat hep çalışmadığın yerden çıkıyor.

Bugün geçmişe baktığımda ‘keşke folik asidi hamile kalmadan önce alaymışım’ demek aklıma bile gelmiyor ama ‘keşke’, diyorum, ‘ah keşke meditasyona hamile kalmadan önce başlasaymışım’. Meditasyona kadar hamileliğim ve anneliğime hakim duygum “yapmalıyım” oldu “doğru yapmalıyım, iyi yapmalıyım, eksiksiz yapmalıyım”

Bu “yapmalıyım hali” zaten doğasında kaotiklik olan çocuk yetiştirmeyi iyice çetrefilleştiriyor. Paçayı “doğru yapmalıyım” düşüncesine kaptırdığında, bataklıkta iyice aşağıya çekiliyorsun.

Bir bebekle, bir çocukla hayatınızı paylaşırken zihniniz birazdan yapmanız gereken günlük planlar, programlar, oradan oraya koşturmalarla meşgul oluyor hep.

Zihninizin devamlı geleceği kurguluyor, durmadan durmadan durmadan; hem fiziksel alanda hem de zihinsel dünyada, sonu gelmeyen bir koşuşturma…

Bu ‘yapma halini’ ‘olma haliyle’ dengelemeye ihtiyacımız var.

Sadece anda mevcut olmaya… Diğer türlüsü ile hayat geçmez söyleyeyim… Çocuğumuzun o anda gerçekten onunla olabilen, dikkatini, ilgisini ve en önemlisi şefkatini ona yöneltebilen anne babalara ihtiyacı var. Her şeyin en doğrusu yapma telaşımız çocuğumuzun elinden bu çok kıymetli, çok besleyici niteliği alıyor.

Bebeğimiz ve çocuğumuz sadece bu anı, şimdiyi deneyimlerken aslında biz onun iyiliği için bile olsa zihinsel olarak başka şeyleri planladığımızda ondan uzaklaşıyoruz. Ve biliyor musunuz o küçücük bebeklerimiz, çocuklarımız bu kopukluğu, bizim aslında başka bir yerde olduğumuzu hissediyorlar.

Hadi hamilelik dönemini de sayalım 19 yıllık annelik deneyimimde ‘eksiksiz, mükemmel’ anne olma iddiam bana sıkılmış bir çene, gergin omuzlar ve çatık kaşlar olarak geri döndü. Sıktığım taze meyve sularının vitamini kaçmadan kızıma içirme çabam tatlı, yumuşak geçebilecek öğleden sonralarımızı hır güre dönüştürdü, hem ne dendi sonra: “meyve suları obeziteye neden oluyor!”

Bebeğimiz, çocuğumuz, sadece içinde bulundukları anı yaşarlar. Nasıl ki uzmanlar sağlıklı bir iletişim için onların göz hizasına inmemizi tavsiye ediyorlarsa, gerçek bir bağ için de onlarla aynı zaman dilimini paylaşmamız gerekli. Şimdi ve burada, şimdi ve onunla… Kafamızda bambaşka şeyler düşünmeden onunla oynamak, sorularını geçiştirmeden cevap verebilmek, gerçekten onu duymak, onunlayken gerçekten onunla olabilmek (kendimize ayırdığımız zamanlar için de hiç suçluluk duymamak ve de tabii, bu da başka bir yazının konusu)

Bir minnoşun ister bebek olsun, ister 3 yaşında, ister 18, anne babasıyla gerçek bir bağlantıya ihtiyacı var, bu ihtiyaç temiz bir evden, vitamin ve minerallerden daha önemli ben size söyleyeyim. Çocuğumuzla gerçekten bağlantıda olabilmek de kendimizle gerçekten bağlantıda olmaktan başlıyor.

NE DEMEK BAĞLANTIDA OLMAK?

O anki duygularınla, hislerinde, kafanın içinden geçen düşüncelerle bağlantıda olmak. Onların farkında olmak. Onlara kendini kaptırmadan onlarla kalabilmek. Kendi duygu alanında rahat olan bir kişi başkasının duygu alanını da net, berrak ve yargısız bir biçimde görebilir. Kendi duygu alanının girdabında kaybolmayan bir anne-baba, çocuğunun da öfke nöbetlerinde huysuzluklarında, itirazlarında daha kontrollü ve sakin kalabilir.

Uzun lafın kısası diyorum ki hamileliğe ve anneliğe ve babalığa yapılacak en sağlam duygusal yatırım mindfulness ile tanışmak. Bu kadar net ve kesin söyleyebilirim bunu. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder