Kuru ağacın etrafındaki çiçekler

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

 Andrei Tarkovsky’nin çektiği son film olan “Kurban”ın uzun ama unutulmaz bir açılış sahnesi vardır:

"Çok uzun yıllar önce bir Ortodoks manastırında yaşlı bir keşiş yaşarmış. Adamın adı, Pamve'ymiş. Bir ağacın yamacına kuru bir ağaç dikmiş. Genç bir öğrencisi varmış. Öğrencisinin adı Ioaan Kolov’muş. Ona, ‘bu ağaç canlanıncaya kadar her gün buraya gelip sulayacaksın’ demiş. Ioann, her sabah erkenden bir kovaya su doldurup manastırdan çıkarmış. Dağa tırmanır ve suyu kurumuş ağacın dibine dökermiş. Akşam olup karanlık çökünce de manastıra dönermiş. Bu üç yıl sürmüş. Günün birinde yine dağa tırmanmış ve ne görsün? Koca ağacın her yanında çiçek açmış... Ne dersen de; bir yöntemin, bir sistemin kendine göre meziyetleri vardır. Eğer biz de her gün aynı saatte bir ayin yapar gibi belirli bir davranışı hiç değiştirmeden sistemli olarak yinelersek dünya çok farklı olur..."

Bir şeyi düzenli bir biçimde yapmanın sonuçlarını asla tahmin edemeyiz.

Hani diyoruz ya bir alışkanlık 21 günde elde edilir diye…

Bazen hayatımıza bir alışkanlığı yerleştirmek istiyoruz; o alışkanlık sayesine bazı faydalar elde etmek istiyoruz.

Ama günün sonunda o faydanın çok ötesinde, belki de tahmin etmediğimiz, aklımızdan hiç geçmeyen, bambaşka şeyler çıkıyor karşımıza.

Kuru ağacı her gün sularken, içimizden geçen belki de ağacı tekrar diriltmek. İçten içe, inatla sularsak bir mucize yaratıp ölmüş bir ağaca can vereceğimizi düşünüyoruz. Günün sonunda ise kuru ağaç canlanmasa da, mucizeyi ağacın çevresinde yaratıyoruz.

Son yıllarda çok popüler olan meditasyon pratiği için de geçerli bu. Meditasyon pratiğini çekici hale getirmek için saygın üniversiteler tarafından yapılan pek çok uluslararası araştırma paylaşılıyor. Üstüne basa basa bu araştırmaların bilimsel ve akademik olduğu söyleniyor.

Belki tüm bu araştırmaların sonuçlarından ikna oluyoruz ve ortaya çıkan “faydalara” ulaşabilmek için düzenli meditasyon pratiğine başlıyoruz.

Bir gün yapıyoruz, ikinci gün yapıyoruz, üçüncü gün, dördüncü gün, otuz yedinci gün…

Daha huzurlu, daha sakin, daha kontrollü, daha mutlu olmayı planlıyoruz, hedefliyoruz, arzuluyoruz…

Oysa…

Belki de…

Hayat bize o dönemde daha huzurlu, daha sakin, daha kontrollü olmamıza izin vermiyor, karşımıza hep çalışmadığımız yerden sorular çıkarıyor…

Ama, bir süre sonra fark ediyoruz ki, meditasyon yaparken, sadece o anlarda müthiş zevk alıyoruz, daha önce tahmin edemeyeceğimiz kadar…

Günlük hayatımız belki eskisi gibi, ama, her gün düzenli, istikrarlı bir biçimde meditasyon yapmak, aklımızda hiç olmayan bir hediye sunuyor bize; anı deneyimlemek, sessizlikten, kendini bırakmaktan, hiçbir şey yapmamaktan alınan büyük keyif…

Yola çıkarken biri bize “Meditasyon yaparken, çok iyi hissedeceksin”, inanmayabiliriz. “Sıkılırım ben”, diyebiliriz içimizden…

Aynı şeyi düzenli bir biçimde yapmanın etkisi sandığımızdan çok daha fazla.

Burada pratik bir fayda beklediğimizde, aslında, tahmin bile edemeyeceğimiz gelişmeleri gözden kaçırabiliriz.

Hedef odaklı düşündüğümüzde, ne kadar sularsak sulayalım kuru ağaç kuru kalmaya devam ediyor…

Bir şeyden kısa dönemde fayda elde etme çabası ve kafası faydayı hemen elde edemediğimizde devam etmeyi gereksiz buluyor.

Kendimizi yaptığımız işe adadığımızda ise devam etme gücünü kendimizde buluyoruz, çiçeklerle can veriyoruz.

Her gün düzenli bir biçimde yaptığınız bir şey neye dönüşecek acaba…

Bu soru bile hala bir şey elde etme kafasında…

Soruyu şöyle sorsak:

Her gün düzenli bir biçimde yaptığınız şeyi yaparken nasıl hissediyorsunuz?

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder