Sevebileceğimiz ve yetebileceğimiz kadar çocuk getirelim dünyaya

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Doğurganlık özelliğimizin veya baba olma imkanımızın olması, sorumsuzca çoğalabileceğimiz anlamına gelmiyor. Etrafıma baktığımda, özellikle 'reality' dediğimiz televizyon programlarının yayınlarında denk geldiğimde, izlemeye dayanamadığım anlar oluyor. Hatta daha kötüsü; duymaya dayanamadığım ve kendi kendime; “İnsan kendisine ve sevdiklerine bunu neden yapar? Nasıl izin verir? Neden yakıştırır?” dediğim çok fazla an oluyor. Temelinde düzensiz aile hayatı, çocukluk döneminde yaşanmış şiddet, aile içinde bulamadığı şefkati bir erkekte ararken hata yapan ve eğitimini yarıda bırakmış genç kızlar, daha kendisine bakmak için yeterliliği yokken anne olmuş kadınlar, "Evlensin düzelir" diye evlendirilmiş ama kendi düzelmediği gibi evlendiği insanın psikolojisini de mahvetmiş erkekler, ebeveynleri tarafından kalpten kabul görememiş bireyler, kendisini topluma kabul ettirmek için görmezden geldiği kişiler... Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Birileri bizim yazmaya, okumaya, duymaya, görmeye dayanamadığımız şeyleri yaşıyor. Toplum olarak duyarsız kaldığımızı düşündüğüm anlar oluyor. Aslında herkes kendisine bazı sorular sorarak başlasa, cevaplar tatmin etmez mi? Bir durup düşünsek, değişim bir yerlerden başlayacak gibi... 

“Her şey olması gerektiği için mi olmalı, yoksa uygun koşullar ve zaman geldiğinde mi?” Evlilik kararı almayı düşünürken bu soruyu sorabiliriz kendimize mesela…

Üniversiteyi bitirdim, bir evin ve evliliğin sorumluluğunu almaya hazır hissettiğimde, sevdiğim, uzun yıllardır tanıdığım adamla evlendim. Bu kararı alırken birbirimize katkı sağlayacağımıza ve ortak hayallerimizin olduğuna inandım. "Biz bu adamla hayatı birlikte sırtlayabiliriz" dedim ve hem ben hem de o iş sahibi olduğunda, ailelerimizin de desteğiyle aldık bu kararı. Bunlardan biri eksik olsaydı, o eksik hayatımızı bugün nasıl etkilerdi bilemiyorum ama olumsuz etkileri olacağına tüm kalbimle inanıyorum. Kızlarımıza evlenmeyi kazanılan en büyük başarı gibi öğretmesek, oğullarımıza annesine verdiği gibi her kadına ve eşine de değer vermeyi öğretsek, çocuklarımıza “Büyüyünce çok canlar yakacak" gibi olumsuz şeyler aşılamasak…Belki de hepimizin değişiminekatkı sağlamış olabiliriz.

 'Elalem' diye adlandırdığımız, ne dediğini aşırı önemsediğimiz kişiler için yaşamaktan vazgeçsek mesela…

Evliliğimizin ilk yıllarında hiç kimse, "Evlilik nasıl gidiyor? Keyfiniz nasıl? Gelecek planlarınız neler?” demezken; “Çocuk ne zaman, çocuk?” diyordu. Oysa iki kişinin hanesi içinde hayat nasıl gidiyor bilmezken, onların doğru zaman kavramları hakkında fikir yürütmeyi çevremizdekiler, çoğu kez arkadaşınız ya da akrabanız bile olmayan isimler kendisinde hak görüyor. Güçlü olmalıyız bu konularda. Önemli kararları kimseye bir şey ispatlama kaygısı içine girmeden, hür irademizle, kendimize hazır olup olmadığımızı sorarak almalıyız. İlk çocuğunuzu kucağınıza aldığınızda, o memnun etmek istediğimiz toplum yanınızda sınırlı vakitte yer alacak, belki de hiç almayacak. Günün sonunda üzülerek söylüyorum; yine memnun edemeyeceksiniz. Bu kez de “Kardeş ne zaman kardeş? Çocuk tek mi büyüyecek?” dikteleri ortaya çıkacak. Ekonomik koşullar, çocuklara yetebilme dengesi, sağlıklı ve mutlu bir birey yetiştirmek için gereken zihinsel, bedensel duygusal güç siz de var mı; kimsenin umurunda olmayacak. Herkesin hayatınızla ilgili mutlaka bir fikri olacak. Hatta kendi hayatıyla ilgili fikri olmayıp sizin hayatınıza fikir beyan edenler olacak. Kişisel izlenim ve deneyimlerim bana gösterdi ki, her söylenen söz iyi niyetli değil, her görüş değerli değil, her cümle dikkate alınacak kadar kıymetli değil, her fikir uygulamaya değer değil. Çevrenizde az okuyup, çok fikir beyan edenler var mı? Bir göz atmanızda yarar var derim…

Son zamanlarda daha sık gördüğümüz psikoloji temalı televizyon dizileri, çevreye daha önce hiç bakmadığımız açıdan bakmamızı sağladı. Çocuklar bizlerin malı değil. Bitmiş evlilik kurtarma amaçlı dünyaya gelen çocuk, babasının kim olduğunu DNA testiyle, tüm Türkiye'yle birlikte ekran başında öğrenmek zorunda kalıp küçük düşürülen çocuk, ebeveyninin psikolojisini onarmak için dünyaya gelmiş çocuk, 'örnek model' olması için çocukluğu yaşatılmayan çocuk... Bu çocuklara yapılan haksızlık, hepimizin çocuklarına da haksızlık! Senin kalbini kırdığın oğlun, bil ki benim kızımın canını yakacak. Senin sevmediğin kızın, bil ki benim oğluma kalbinde bir saray açamayacak. Lütfen, 'tek çocuk hiç çocuk' zihniyetiyle ya da "Kardeşinin küçülenleriyle büyür gider işte" diye çoğalmak yerine, sevebileceğimiz, yetebileceğimiz; sadece karnını değil yüreğini, zihnini besleyebileceğimiz kadar çocuk getirelim dünyaya. Değişim bir yerden başlayacaksa, çocuklarımız en doğru nokta… Ve lütfen başkaları için değil, önce kendi ruhumuzun mutluluğu için yaşamaya başlayalım. Zincirin tüm halkaları önce özümüzün iyi olmasına, mutlu hissetmesine, doğru kararlar almasına dayanıyor. Bunu olabildiğince sık hatırlamaya çalışalım.

cansubengu_@hotmail.com

Instagram: cansubengu

Sıradaki haber yükleniyor...
holder