Deniz Temur Tabağa koyduğunuz duygulara dikkat edin!
HABERİ PAYLAŞ

Tabağa koyduğunuz duygulara dikkat edin!

Her zaman söylerim! 

 Çocuklar için “yemek ‘sadece’ yemek değildir!” 

 Biz yetişkinler yemekle ilişkimizin sadece fizyolojik olduğunu düşünürüz. Oysa ki beslenmenin pek çok duyguyla yakından ilgili olduğu artık bilinen bilimsel bir gerçek. Moralimiz bozukken, sevinçliyken, sosyal ihtiyaçlarımızı karşılarken, hastayken, yorgunken hepimiz farklı beslenme davranışları gösteririz. Kimimiz buzdolabından sürekli bir şeyler alıp yeriz, kimimiz günlerce aç kalmayı tercih ederiz. 

 Bu durum çocuklar için de böyledir. Çocuklar yemekleri tabaklara konulan ‘duygularla’ kabul ederler yada kaçarlar. 

 ÇOCUK BESLENMESİ BİR BİNA OLSA…

 Danışan ailelerime sürekli verdiğim bir örneği buradan sizler için de yazmak isterim. Çocuk beslenmesinin bir bina olduğunu düşünsek ve bu binanın her tür zorluğa direnebilecek kadar güçlü olmasını hedeflesek ilk yapmamız gereken güçlü, dayanıklı bir temel kazmak olacaktır. Çünkü biliriz ki; temeli güçlü bir bina türlü zorluklara direnir ve ayakta kalır. İşte söz konusu çocuk beslenmesi olunca bu temel ‘duygular’ olur. Evde, mutfakta, yemek masasında, oyun alanında, anneyle, babayla, bakım verenlerle ve evdeki tüm yetişkinlerin birbirleriyle ve çocukla olan ilişkilerindeki duygular çocuk beslenmesinin ‘temelini’ oluşturur.

 Duyguların neden bu denli önemli olduğunu çocuk gelişimi açısından da bir iki noktayla açıklamak isterim. Zira çocuk dünyasında duygular biz yetişkinlerden çok daha fazla öneme sahiptir.

 ÇOCUK DUYGUSUNU ANLAMANIN 3 YOLU

 Birincisi çocuklar ortamda stres ve kaygı yükseldikçe çevrelerine karşı daha az güven duymaya başlarlar. Çünkü bilirler ki bakım veren yetişkinler stresli ve kaygılıysa onlar için durum çok daha tehlikelidir.  “Annem korkuyorsa ben daha çok korkmalıyım” çocuk beyninde durum bu kadar basit. Ortamda korku ve kaygı varsa beslenme değil, kaçma güdüleri devreye girer. Bu da masada oturmayı reddeden çocuk demektir.

 İkinci neden de çocuklar ortamdaki stres yükseldikçe fizyolojik olarak bazı huzursuzluklar hissetmeye başlarlar. Karın ağrısı, mide bulantısı vb. Bu tür fizyolojik tepkileri tetikleyecek kadar olumsuz duyguların olduğu bir masada çocukların beslenmesi ‘aç bile olsalar’ imkansızlaşır. Bu tablo sıklıkla yaşandıkça çocuk, “Yemek gelince karnım ağrıyor. Demek ki yemek kötü” sonucuna varır ve işler kronik yemek reddine doğru ilerler.

 Bir üçüncü neden de çocukların sağ beyinlerinin sol beyinlerine kıyasla daha gelişkin olmasıdır. Sağ beyin biz yetişkinlerde de çocuklarda da ‘duyguların’ kontrol edildiği bölümdür. Çocuklar sadece yemekle ilişkilerinde değil hayatta deneyimledikleri her şeyde duygularıyla karar verir ve harekete geçerler. Biz onlara tabak hazırlayıp yemelerini isterken ‘Karnın aç, aç kalırsan hasta olursun, yemezsen büyüyemezsin’ gibi türlü mantıksal çıkarsamalar yaparken, çocuklar çok daha basit bir karar mekanizması işletirler. “Şu an annem çok kızgın. Duygularım bana kaç diyor ve kaçıyorum.”

 ÇOCUKLARA DA KENDİNİZE DE ZAMAN TANIYIN

 Duyguların bu denli önemli olduğu bir süreçte işlerin 2-3 günde yola girmesini, çocuğunuzun hemencecik yemek yemeyi öğrenmesini beklemeyin. Çocuğunuzun da sizin de zamana ihtiyacınız olduğunu, beslenmenin bir sonuç değil süreç işi olduğunu hatırlayın lütfen.

 “Yemiyor, yine yemeyecek” duygusuyla sofraya içi olumsuz duygularla dolu bir tabak koymak yerine, “Zamana ihtiyacımız var. Henüz yemeyebilir ama öğrenecek ve ben ona duygularımla yol göstereceğim” diyerek tabağı masaya güvenle koyun. 

 Duyguların iyileştiği sofralarda çocuklar er yada geç o yemekleri denemeyi kabul ederler. 

 Hatırlamanız dileğiyle….

Sıradaki haber yükleniyor...
holder