Çarşı kapalı gişe oynadı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Türkiye bir gün süren müzikli komedi oyununu seyretti. Oyunun konusu darbe girişimiydi. Gezi’nin rövanşı olarak yazılmıştı. Her direnişin bir bedeli vardı. Bu bedel ağırlaştırılmış müebbet hapisti. Öyle istenmişti. Biletler Twitter sayesinde günler önceden satıldı ama salon 25 kişilikti. Biz buradayız diyen 35 sanatçı ve 100 kişilik korumaları tabii ki sığmadılar.

Yönetmen ise ilk oyunu deplasmanda, yani büyük salonda oynamak istemiyordu. Sonunda ikna oldu. Tam Çarşı’ya göre bir hakimdi Mahkeme Başkanı Metin Tamirci. Sorular sordu esprili, cin gibi cevaplar aldı. Seyircilerin cefasına değdi, gülmekten kırıldılar. Bu arada hem sokakta kalanlar, hem de koridordakiler Çarşı sloganları ve marşlarla oyunun müziğini oluşturdular.

Elimdeki materyalle dava açamam deyip, sonra da malzemeyi iyi kullanarak terör örgütü yaratan savcı bey de tüm bu olup bitenleri tebessümle seyretmiştir sanırım. Bundan sonra protesto yürüyüşü yapacaklara gözdağı verdiği için de gururla. Başkanın bir sorusu üzerine 35 teröristten birinin verdiği cevap ise oyunun özüydü: Çarşı terör örgütü olsaydı eğer Beşiktaş şampiyon olurdu.

Çağlayan’daki bu oyun naklen kahkahalarla Meclis’te de seyredildi. CHP’li Melda Onur Çarşı tişörtü ile adeta suflörlük yaptı Çağlayan’daki başkana.

* Çarşı toplumsal muhalefeti ile sizden önce de vardı.

* Daima faşizmin karşısında, halkın yanında oldu.

* Çarşı bir İstanbul United çıkardı. Diğer takımların da sevgisini topladı.

* Çarşı, vicdandır yargılanamaz.

Yeniden Çağlayan’a dönersek, perde arasında bir de karar çıktı. Çarşılılar Liverpool maçına gidebileceklerdi. Ve darbe oyunu gece yarısı bitti.

Salonsuzluk yüzünden 35 sanatçının bir sonraki oyunu 2 Nisan 2015’de.

Unutmayın.

#EDENE OH OLMASIN

Yıllardır yaşanılan, yaşattırılan, ihbar edilen, kışkırtılan, sahte deliller üretilen, gizli şahitler bulunan, kurulan kumpasta canı çıkana kadar sıkıştırılan olaylar yeniden yaşanıyor. Yine bir mağrur ve mazlum takımı var. Sadece formalar değişti. Gizlisi, saklısı da yok. Sosyal medyadan önceden duyuluyor. Mazlumlar bavullarını hazırlasınlar diye. Hiçbir şey değişmedi. Değişen sadece balyozun sapını tutan eller.

Dün hukuku yok sayanlar, bugün adalet istiyor. Yarın da bugünküler, ‘hak/adalet/hukuk’ diyecek. Daha önceki Zaman, ‘gazetecilikten içeri alınmadılar’ demişti, şimdi aynı lafı eski Zaman dostları diyor. ‘Darbe’ diyor, ‘silahlı örgüt’ diyor. “Bunlar terörist mi?” sorusunun cevabı ise kalplerde saklanıyor.

Dünün can yoldaşları örgüt ise, “Teröriste neden istedikleri her şey verildi?” sorusuna cevap: Eveleme geveleme. 14 Aralık’a neden olan, “Şikayetin var mı?” sorusuna “Var” diyen Tahşiye lideri, yarı ama din uleması, 2010’da “AKP kafirdir” demişti. Desin. Şimdi işe yaradı. Adı bile değişti. Muhterem din bilgini oldu. Yardımcısı da kurgucubaşı. ‘İnleri’ diye koca koca plazalara girildi.

“Bir operasyon twiti ile, ortalığı karıştırmayın” diyerek. Ama karıştırdılar. Diziler suçlandı, dizi dizi algı ile. Ama Vadideki Kurtlar masumdu. ‘Fırdöndü’yü çeviren, bütün delilleri görmüştü. Yanlışlıkla. Başdanışman Bulut, “Bizim İslamı bu El Kaidecilerden kurtarmamız lazım” demişti. Unutuldu. Bir şeyi daha unuttular. “Bu sıla hasreti artık bitsin” dediklerini. Baktılar bitmiyor, Kırmızı Bültenle çağıracaklar. Bana kalırsa bu tür operasyonlar daha sürer.

Seçime kadar mağduriyet biriktirmek lazım.

Erdoğan: Hedef ben değilim Yeni Türkiye. Davutoğlu: Daha birçok yürüyen soruşturma var. Arınç: Bana sorarsanız tutuksuz yargılanmalılar. Hep bir ağızdan: Türkiye bir hukuk devletidir. Yukarıdaki satırlar geçen yıllardan ve bugünden aklımda kalanları takdimimdir. Kim haklı, kim haksız bilemem. Hukuk nerede derseniz, onu da bilmiyorum.

TRT ‘#EDEN BULUR’ dedi. Ben de ‘#EDENE OH OLMASIN’ diyorum hepsi bu.

Ama olmadı. 4 kişi tutuklandı. Serbest kalan diğer 8 kişiyle aynı suçlamayla nezarette tutulmalarına rağmen.

Bakalım itirazlar ne sonuç verecek?

PEKİN NEDİR SAHİDEN?

Bir Osmanlıca’dır gidiyor. Aklı başında kişiler de “Sen önce hakkıyla bir yabancı dili öğret liselerinde” diyor. Ben de diyorum ki, bu gençlere biraz da genel kültür verin. Akıllı tahta, akıllı telefon, tabletle bu iş bitmiyor. Geçen gece Kim Milyoner Olmak İster’i seyrediyordum. Bir genç kızımız, (Uluslararası İlişkiler 3. Sınıf öğrencisi hem de) şıkları arasında Pekin de olan bir soruyla karşılaştı.

Ne dedi biliyor musunuz?

- Pekin nedir nerededir? Hiçbir bilgim yok.

Sonra güya şaka ile karışık pişkinlik yaptı “Daha o konuya gelmedik” diye.

İşte, bırakın liselerimizi, üniversitelilerimizin hali bu. Şimdi bu kızın kaybı 1928’den önceki kitapları okuyamamak mı? Daha Türkçe coğrafyayı okumamış ki.

Gülmeyin acınacak halimize n’olur.

BEYFENDİ BİLİRLER Mİ ACABA?

Sen ne kadar istersen iste Osmanlıca’yı milyonlarca liseliye öğretemeyeceksin. Çünkü Osmanlıca dil değil. Saray dili. Haftada 5 saat de koysan olmaz, yetmez. Zaten hocaların bilmiyor ki. Gördünüz mü, hemen Başbakana “Seni seviyoruz güzel insan Ahmet Davutoğlu” diye bezi asıverdiler Osmanlıca diye.

İşi bilenler ise “bu günümüz Türkçesi’nin Arap harfleriyle yazılışı, Osmanlıca değil” dediler. Verilen koskocaman çerçeveli şiir de aynıymış. Önce amaç dedelerin mezar taşlarını okumaktı. Güldürünce, 1928’den yani harf devriminden önce yazılan kitapları okumak diye değişti.

Eh yani.

Sayın Cumhurbaşkanı çok istediği Osmanlıca’yı bilir mi acaba diye gerçekten merak ediyorum. Danışmanlar ordusunun içinde bilen vardır kabul.

Metin yazıcılar da yazdıklarına 5-10 kelime yerleştiriyorlar. Promter’dan okumak kolay. Ah, bir imkan olsa da ağdalı bir Osmanlıca yazıyı Sayın Erdoğan’a okutup, sonra da ‘Ne diyor efendim?’ diyebilsek. Ama yok demeyelim isterseniz.

Ya bir de bizi morartırsa.

ŞİŞLİ  İSTİFA İLE SÜSLENDİ

Mustafa Sarıgül, İstanbul uğruna Şişli’den gitti. Ama bırakın ruhunu, cismen hala orada. Başkan Hayri İnönü’yü yapayalnız bırakarak top çevirme imkanı vermiyordu Başkan yardımcısı oğlu Emir’le. Devamlı markaj altındaydı Hayri Bey. Zaten Sarıgüller Galatasaray’dan alışıktı bu oyuna. Baba gitti, güdümlü oğlu devam ediyordu. Kalktılar, Nişantaşı yılbaşı için süslenmedi.

“Nerdee eski yılbaşı süslemeleri” dedirttiler. Ama ‘yavaş atın çiftesi pek olur’ derler ya, kibar, zarif Hayri Bey de “Şişli büyük borç altındayken, benim yılbaşı süsüne harcayacak param yok” dedi.

Haksız mı?

Eşi Nazlı İnönü ise kocasını bastırdı. “Mustafa Sarıgül bizi ölümle tehdit etti. Mafya tutmaktan söz etti. Hayri çalışamıyor. Bir tane danışmanı kalmadı” diyerek olaya adli boyut ekledi. Kılıçdaroğlu sakalla bıyık arasına sıkışıp “Bulmuşsunuz böyle bir ilçeyi abi-kardeş idare edin” diyor ama yumruğunu masaya vuramıyordu.

Ya elinin acımasından korktu, ya da başına dert açmaktan. Yoksa kendileri CHP’nin lideridir. Neticede sürprizi Sarıgüller yaptı. Emir Sarıgül, yardımcılıktan istifa etti. Arkasına destekçilerini alarak. Vardır bir bildikleri.

Çünkü Baba Sarıgül, bugüne kadar yaş tahtaya basmadı. O tahtayı hep başkalarının önüne itti. Hayri İnönü’nün önüne ittiği gibi.

Bekleyip göreceğiz.

MÜDÜR EFENDİ DUR HELE

Osmaniye Kadirli İlçe Milli Eğitim Müdürü, Eğitim Şurası’nın tavsiyesini emir telakki etti ve emretti.

* Ana okulundaki 3 yaşında çocuklar bile derse besmele ile başlayacak.

* Dua ve sureleri öğrenecek.

* Kuran-ı Kerim dersi verilecek.

* Bağırma motivasyonu sağlanacak.

Yahu müdür bey, bırak bu çocuk önce konuşmayı öğrensin. Bilmediği Arapça kelimeleri duyunca gülecek. Güleni falakaya yatırın emri de verdiniz mi yoksa? Bu ne işgüzarlık.

Ne aceleniz var? Sizce Yeni Türkiye’nin İslamı bu mu? Aman diğer ana okulları, siz bu şaşkın müdüre uymayın. Özenmeyin. Türkiye şimdilik de olsa bir din devleti değil.

Laik Cumhuriyete sahip çıkın.

MERAK BU YA...

* 55 yıllık Amerika-Küba düşmanlığı bile bitiyor. Görünen o ki; artık Küba’nın bahtı açık. Biz de Rusya’yla kardeş olduk. Eski kardeşle de tokalaşsak, biz de kazanacağız. Ama patron Nuh diyor da...

* 4 silahşörler için yarın komisyonda oylama var. Yüce Divan’a gitsinler mi, gitmesinler mi? Duydum ki herkes komisyonun sonucunu biliyormuş. Tek bilmeyen ben miyim yoksa?

* Futboldan, diziden, eski dosttan darbe, terör örgütü çıkaran AKP’nin şapkasındaki tavşanlar bitecek gibi değil. Bu gidişle seçime kadar Türkiye’yi tavşanlar saracak.

* Doğu ve Güneydoğu’da sokak ve cadde isimleri Kürtçe isimlerle değiştiriliyor. Sırrı Sakık, Ağrı 100. Yıl Üniversitesi’nde Öcalan bayrakları altında konuşuyor. Diyarbakır’da sokakta polisin önünde Kürdistan bayrakları dağıtılıyor. Vergi matrahı bile belirliyorlar. Olmazsa yol kesiyorlar. Kimseden ses yok. Ne o, yoksa özerklik resmen ilan edildi de, bizim haberimiz mi yok?

* Haluk Koç’un açıklayıp durduğu vip kadrolara Arınç çuvalı geçirdi: İstisnai kadroları, kurumun başında olanlar kullanır. Gelenek budur. Demek ki neymiş?

* Erdoğan bas bas bağırıyor: ‘AB bizi alır mı, almaz mı’ diye bir sorunumuz yok. Yok tabii. Patron ne derse odur.

* Bakanın söylediği büyütülen ufak hırsızlığı anladık da, ‘tefek’ hırsızlığın limiti ne acaba?

CIZZZ...

Devlet en kapsamlı tasarruf hamlesini yaptı. Valilik ve kurumlar artık plaket ve hediye veremeyecek. Gerekçe neymiş peki: İsraf. Ama 17 Aralık’tan yırtanlar emanetteki paralarını faiziyle alacaklar. El insaf.

Yazarlarımızdan

04 Ağustos 2021, Çarşamba 12:25
04 Ağustos 2021, Çarşamba 07:00
04 Ağustos 2021, Çarşamba 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder