Hollande, Davutoğlu'nu öpmedi, çünkü...

18 Ocak 2015, Pazar 17:00
AA

Fransa tarihinin en kalabalık gösterisi olarak tanımlanan ve 1.7 milyon kişinin katıldığı ‘Cumhuriyet Yürüyüşü’nün üzerinden bir hafta geçti. 47 dünya liderinin de katıldığı yürüyüşle ilgili dünyada ve Türkiye’de çok şey yazıldı. ‘Köşe’lerden, kenarlardan, sosyal medyadan çeşitli görüşler beyan edildi. Olumlu veya olumsuz. Herkes, kendince doğruyu söyledi. Ama bazı doğrular(!) kafa karıştırdı.

‘Yok artık’ dedirtti. Bu görüşleri yazacak halim yok. Ama bir Pazar günümün 3 saatini yabancı ve yerli kanallar arasında slalom yaparak geçirdikten sonra, ben de ‘çorba’ya bir-iki tutam tuz ve baharat atmak istiyorum. Bir hikaye gibi okuyabilirsiniz. Bu arada 3D yetmediği için 7D gözlük taktığımı da belirteyim. Saat 16.00’da başlayacaktı yürüyüş ama Fransızlar olaya Fransız olmadıklarını ispatlarcasına 6 saat önceden Cumhuriyet Meydanı’na toplanmaya başladılar.

Saatler sonra da Cumhurbaşkanı Hollande liderleri Elysee Sarayı’nda karşılamaya başladı. Kimini merdivenlerin en üstünde, kimini 3 basamak aşağıda, kimini de arabasının kapısında. Klas farkı olsa gerek. Çoğunu Fransız (Daha doğrusu Türk) usulüyle öperek, bazılarını da (Davutoğlu gibi) sadece tokalaşarak.

CUMHURiYET ANITINDA OLAY

TV5 kanalının kameraları sarayla meydan arasında dolaşıyordu. İstiab dolmuştu. Bu arada Cumhuriyet Anıtı görüntüye geldi. Taksim’de olduğu gibi üstünde insanlarla. O da ne? Türk Bayrağı sallanıyordu. Ama işin garibi daha üstte bir PKK bayrağı vardı. Biraz yanında ise Öcalan bayrağı. Demek ki anıt etrafındaki asker ve polisler bunun ne demek olduğundan habersizdi. 35 yıllık başbelamız PKK terör örgütünün bayrağını tanımıyorlardı. Ya da “Başımıza dert almayalım. Biz zaten yıllardır bunları koruyor, saklıyoruz” diyerek ilgilenmediler.

Liderler hangi akla hizmetse, simsiyah bir otobüse doldurulup saraydan meydana getirildiler. Katliamın istihbaratını yapamayıp, sonra da hatalı olduğunu itiraf eden Fransız polisi demek ki bu kez kendinden emindi. Önce Hollande indi otobüsten sonra diğerleri. Bir süre sonra da Davutoğlu. Hollande’ın solunda saf tutmak istedi ama görevli daha solu, uzağını gösterdi. Gelişler sıklaşınca ve gelenler kendine ön sırada yer bulmaya çalışınca, Davutoğlu bir anda ikinci sıraya düştü. Ama bu arada terörün ağababası, binlerce Filistinliyi öldüren İsrail’in Başbakanı Netanyahu, Hollande’ın hemen sağındaydı.

Biri omzuna elini koyan 4 korumasıyla. Görünen o ki, tüm güvenlik garantisine rağmen korku içindeydi. Kendisi ve korumalarının gözleri fıldır fıldır çevreyi kontrol ediyordu. Tam bu sırada Mali Cumhurbaşkanı Keita geldi ve Hollande’ın yanına monte olup, koluna girdi, yürüyüş sonuna kadar da o kolu bırakmadı. Kimse o. Gelelim yine Davutoğlu’na. Mütebessim yüzü ikinci sıraya düşünce değişti.

Önüne de Ukranya Cumhurbaşkanı boyu ve iri cüssesi ile Proşenko geçince iyice görünmez olmuştu. Davutoğlu bunu hazmeder mi? İkinci sırada olsam ne olur der mi? İki vücut çalımı, üç omuz darbesiyle birinci sıraya geçiverdi. Artık yüzü gülüyordu. Bu görüntüsünün sonradan “Paris’te beklenmedik Charlie’ler vardı” diye yerileceğini bilmeden tabii. Hem de, Netanyahu, Macar Başbakanı, Rus Dışişleri Bakanı ve Gabon Devlet Başkanı ile aynı kefeye konularak.

“HANGİ YÜZLE GİTTİN ORAYA?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da günler sonra bu dörtlüden Netanyahu’ya kafasını takıp, “Hangi yüzle gittin oraya. Bir de sağa sola el sallıyor” demesi ise çok doğru bir yaklaşımdı. Haksız değildi. Ama karşıt bir yaklaşım da İtalya Başbakanı Renzi’den geldi: “Davutoğlu’nun yürüyüşe katılması biraz sırıtıyordu.” Liderler dura kalka topu topu 300 metre yürüdüler, 1 dakikalık saygı duruşunda bulunduktan sonra da görevleri bitti. Hollande sarayın kapısında olduğu gibi misafirlerine (2-3 tanesi hariç) öperek teşekkür etti. Davutoğlu’nu gene öpmedi.

Şimdi burada duralım. Duralım ki, ben ‘çorba’ya bir tutam daha tuz atayım. Güvenilir kaynaklardan (!) öğrendiğime göre, ya da ismini vermek istemeyen bir yetkiliye göre, (Usul bu) Davutoğlu, alandan saraya gelirken Hollande’a telefon etmiş. “Dostum, buraya gelmek için yataktan kalkıp uçağa bindim. Gribim. Ne olur, ne olmaz öpüşmeyelim, sana da geçmesin” demiş.

Öpüşmemenin nedeni buymuş. Öküzün altında buzağı arayanlara duyurulur.

İşte size 3 saatlik ekran serüvenimin hikayesi.

Umarım sıkmadım sizi.

FIRSAT İŞTE BÖYLE TEPİLİR

Şimdi gelelim hikayenin gerçek yüzüne. Hollanda’nın Rotterdam şehrinin Müslüman Belediye Başkanı Ahmed Aboutalep, kalkıp da “Buradaki özgürlüğün değerini bilin, ya da defolup gidin” derse ve Londra Belediye Başkanı da “Bravo Ahmed’e” diye desteklerse, yani ateşe bezin dökerlerse bu iş nasıl olacak? Ve biz hala Ortadoğu ve Afrika’daki katliamları görmeyen bu Batının AB’sine girmek için ısrar edip duruyoruz. “Ne olur bir fasıl açın” diyerek. Baksanıza Davutoğlu, “Türkiye AB üyesi olsaydı, bu kültürel gerilimler yaşanmazdı” diyerek hoş gözükmeye çalışırken, Merkel, Türkiye’nin üyeliği konusunda “Fikrimi değiştirmedim” diyerek noktayı koyuyor.

Ben de diyorum ki; Müslümanların düzenlediği toplantıda Müslümanlarla beraber dua etmek yetmiyor eyy Almanya! Bu noktada aklıma takılan bir not. Müslümanlar Merkez Konseyi ve Berlin Türk Cemaati’nin düzenlediği eylemde Davutoğlu neden yoktu? Alman Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve tüm bakanları oradaydı. Davutoğlu da bir gün önce Berlin’deydi. Toplantıdan haberdardı. Ama o uçağına binip Türkiye’ye döndü. Çünkü Meclis’te grup toplantısında konuşacaktı. Bu hafta konuşmasaydı ne olurdu? Oradaki Müslümanlara “Bakın Türkiye de burada” demek, Türklere kuvvet vermek ne ile kıyaslanabilir ki. Olmadı Sayın Davutoğlu. Yanlış oldu. Brandenburg Kapısını yalnız Almanya’daki değil, tüm Avrupa’daki Türklerin yüzüne kapatıverdin.

#diren YAŞAR ABİ

Türk edebiyatının aday gösterilen, ancak Nobel alamayan büyük ustası Yaşar Kemal yoğun bakımda. Makinelere bağlı şuuru bulanık. Ancak koca çınar bu bulanıklığı mutlaka berrak hale getirecektir. Hele ki benim tanıdığım Yaşar Abim. Rahmetli babamın, işçilerin sendikalaşmasındaki dava arkadaşı. Kitaplarını yayınlayan Ramazan’ın yazıhanesindeki kahve dostu. Sonra da benim.

Onun hitabıyla veledin. Yanına gidebilsem “Ağabey babamın yanında ne işin var. Sen değil miydin ‘insan evrende cüssesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar’ diyen. Bu evrende senin koca yüreğine daha çok yer var be abi” diyeceğim, ama nasıl? İnşallah o gün gelecek. Diren ince duyguların koca çınarı. Allah’ın şifası ve inayeti üzerine olsun.

BOĞAZDA YANGIN VAAAR

İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği’ni oluşturan Üsküdar, Beşiktaş, Sarıyer, Beykoz, Beyoğlu belediyelerinin temsilcileri bir çalıştay çerçevesinde toplandı. Çevre Bakanlığı’nın isteği ve müsteşarının katılımıyla. Neydi amaç: Boğaziçi İmar Yasası’nın değiştirilmesi. AKP, CHP fark etmedi. Çünkü ucunda rant paylaşımı vardı. Bu yasa 30 yıldır var. İyi kötü uygulanıyor. Ama seçim geliyor ya. Torba Yasa denilen torbaya fırsat bu fırsat deyip bu kanunu da atmak istiyorlar. Yani Boğaz’ın biraz daha beton olmasını. Herkese birer kat daha çıkma izni vererek.

Bu arada kaçak yapılar da yasallaşacak tabii. Bu karar henüz çıkmadı. Ey İstanbullular ayaklanın. Küçük korular için savaş verdiniz, artık meydan muharebesi gerekiyor. Çünkü, Boğaz sadece oturanların değil tüm İstanbulluların. Artık mimar, mühendis odaları da denetim ve itirazda kısıtlandığına göre iş halka kaldı. Başınıza torba geçirilmeden, iş işten geçmeden ilk hedefiniz Boğaz’dır.

BENCE YAKIŞTI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, YÖK üyeliğine başörtülü Doç. Dr. Zeliha Koçak’ı atadı. Koçak, YÖK tarihinin ilk başörtülü üyesiymiş. Ee, ne var bunda? Artık başörtülü kadın hangi devlet kurumunda yok ki. Meclis dahil. Bence artık bu gibi atamalarda örtülüörtüsüz tartışmalarını bırakmak lazım.

Başörtülü diye bir zamanlar yok olup giden değerleri unutmamak lazım. Bazen ekranda kazalara gelen ilkyardım ekiplerindeki örtülü ve örtüsüz sağlıkçıları görüyoruz. Kimi rahatsız ediyor bu?

Ayrıca Doç.Dr. Zeliha Koçak’ın özgeçmişine bakarsanız, bir terslik var. Koçak, hem iki çocukla annelik kariyeri yapmış, hem de 38 yaşında olmasına rağmen, seçtiği ilim dalında dünyada hatırı sayılır bir kariyer yapmış. Bu da bir bakanımıza kapak olur inşallah.

MERAK BU YA...

* İşte mizahın babası. ”Bakanlar her şeyi kabul etselerdi bile, bende makul şüphe dahi uyanmazdı” diyen komisyonun AKP’li milletvekili.

* Emek Sineması bir moloz yığınına döndükten sonra Danıştay ikinci kez yürütmeyi durdurma kararı verince Levent Üzümcü Twitter’dan yazmış: Hala öğrenemediniz. Karar ne olursa olsun, ‘yürütme’ hiçbir zaman durdurulamaz.

* Charlie Hebdo, Türkçe dahil 6 dilde 3 milyon baskı ile tekrar yayınlandı. Kapakta yine Hz. Muammed karikatürü ile. Tamam laik ülkede basın özgürdür. Tamam da niye bu inat. IŞİD ‘aptalca bir hareket’ demiş. Dileyelim arkası karanlık olmasın.

* Biri kafa kesiyor, ötekisi kafasını kullanıp içinde insan olan uyduya yiyecek gönderiyor. Üzüldüğü ise gönderdiği füzeye yumuşak iniş yaptıramamak. İşte fark.

* Devam. Müslümanlık adına öldürüyorlarmış. ‘O da Müslüman’ diyorsunuz. Cevap hazır. Bizim gibi değil ama. Gelin de bu siyasal İslamı insanlıkla bağdaştırın. Mümkün mü?

* Bence cuk. “Osmanlı’nın 90 yıllık reklam arası bitti” diyen AKP’li kadın vekile, Melda Onur’dan cevap: “Haremi özlemiş galiba.”

CIZZZ...

Polis adaylarına çağdışı engel. Nişanlınla veya sevgilinle aynı evde oturuyorsan polis olamazsın. Duydun muuu?

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.