Salgın başladı: 'İktidar körlüğü hastalığı'

11 Ocak 2015, Pazar 17:00
AA

Komisyon beklenen kararını verdi. Yüce Divan’a gerek yok dedi. Savcının takipsizlik kararı verdiği kişileri, sanki suçluymuşlar (!) gibi karşı bir görüşle “Yüce Divan’a gitmeliler” diye bir karar mı bekliyordunuz yoksa

Hem de 9’a 5 AK Parti üstünlüğüne rağmen. Siz boşverin Adli Tıp’taki yürekli kişilerin “Tapeler geçerlidir. Herhangi bir ekleme yoktur” demelerini. Onlar AK Partili komisyon üyelerinden daha iyi mi bilecekler. MASAK uzmanı, “Gelirleri ile mal varlıkları orantısız” demiş.

Hadi ordan.

Senin yorumun orantısız.

Hem de 4 bakan, “Çalmadık. Mal varlığımız alın terimizin sonucu” dedikten sonra, sana ne be adam.

Suçlu diye gösterilen ancak aklanmayıp, sadece takipsizlik kararı verilen kişilerin emanetteki paraları bile faiziyle iade edildi siz hala suçlu arıyorsunuz. Biraz daha çomak sokmaya devam ederseniz dikkat edin suçlu siz olursunuz. Atın o çomağı. Baksanıza kanunları doğrayıp, “Her rüşvet, rüşvet değildir” bile dediler. Neticede komisyon “Siz işinize bakın” dedi hepsi bu. 17-25 Aralık’ta topsuz, tüfeksiz, ordusuz darbe teşebbüsünü atlatan AKP böylece bir teşebbüsten daha kurtuldu. Bunca algı operasyonu boşuna mı yapıldı? Bu komisyon üyeleri, en küçük aksilikler bile düşünülerek zaten seçmeceydi.

Başarılı komisyonun başarılı başkanı işi garantiye almak için, CD ve tapeleri imha etme kararı bile aldı. Tam da komisyon dağılırken. Şimdi raporunu Meclis’e gönderdikten sonra, 15-20 CD’yi kırıp, tapeleri yırtacakmış. Beceriksiz mi o? Peki bu CD ve tapelerin kopyası yok mu? Belki abartılı ama yüzlerce vardır. Ve bir gün (o gün ne zaman gelirse) ortaya çıkarılıp hesabı sorulacaktır. Yakın tarihimizde görüldüğü gibi. Ve o zaman kimse bunlar delil değil demeyecektir. Evet, komisyonda darbe teşebbüsü önlendi. Allah mecliste ‘gizli oy’dan korusun diyeceğim ama boşuna. Olur a, ‘vicdan sahibi’ milletvekilleri çıkar diye Erdoğan işi şansa bırakmaz. Yani vicdanlılar asla 55’i bulamaz.

Yani bir aksilikle, “Ben yandım, başkaları da yansın” denmesine izin verilmez. Eski içişleri bakanı, “Benim de konuşacak çok şeyim var” demişti hatırlıyor musunuz? Bir daha konuşabildi mi? Hem zaten bal tutan parmağını yalayıp duranlar, süt içtiği kaba niye şaapsın ki? Tam da seçim arefesinde. Ayrıca sayfa sayfa ilanlar boşuna mı verildi. O ilanlar bana, size değil onlaraydı. Şayet öne alınmazsa 29 Ocak’ta ak mı, kara mı göreceğiz.

Ama şüpheniz olmasın AKP milletvekillerinin gözleri renk körü değil iktidar körü olduğu için karayı göremeyecekler.

Bu da onların suçu değil.

AYM'DE KAPANI KİM KURUYOR

En yüce kurumumuz Anayasa Mahkemesi. Ama inançlı Müslümanlardan oluşan iktidar, bu yüceliği ayaklar altına aldı. Güvenmiyor. Kime? Kendisine. “Orası Yüce Divan değil yüce kapan” diyor. Sözcülerinin, “AYM başkanına gösterilen tepkiler ölçülü olmalıdır” demesine rağmen. Evet AYM’ye güvenmiyorlar. Peki 17 üyeden 13’ünü kim seçti? 10’unu Abdullah Gül, ikisini Meclis (yani AKP), birini de bizzat R.T.Erdoğan. Yani 13’e dört iktidar tayini. Ee, peki bunda korkulacak ne var? Var tabii, Gül’ün seçtikleri. Çünkü bir Ali Cengiz oyunu ile kenara itilen Abdullah Gül, “Artık yeter” demeyip de, kendisine bir siyasi istikbal çizgisi çizdiyse korkulur tabii. O zaman da akla başka sorular geliyor.

GÜL DE PARALEL Mİ?

Cevabı zor. Hatta bugün yok bile. Zaten onun için, “Yüce millet kararını verdi. Yüce Divan da kim?” deyip duruyorlar. Yüce milleti yolsuzlukların kalkanı yaparak. Laf aramızda, o yüce millet de kalkan olmaya teşne ya... Neyse. Milletvekili Feramuz Üstün de yanlışlıkla baltayı taşa vurmadı mı? Lafa bakın: “Yolsuzluğun olmadığı hiçbir kurum ve parti yoktur.” Başkan Kılıç, bir iyi bir kötü. Hatırlayın, AKP kapatılmasın dediği zaman bir kahramandı. Ama şimdi güvenilmiyor. İşin ucu, ‘daha öteye’ giderse diye. Bana göre de her şeyi hukuk çerçevesinde yapan bir başkan. Ne yazık ki, kürsüdeki ömrü azaldı. İki ayı kaldı. Görev sona erince göreceğiz hukukun kimin tekelinde olduğunu.

Kime nasıl uygulandığını. Yoksa guguk mu olduğunu. Artık belli darbe teşebbüsü en son Meclis’te önlenecek. Ne hükümet düşecek, ne de kimse istifa edecek. Ve Yeni Türkiye, yeni seçime güven ve huzur içinde gidecek. Peki giderken sorulmayacak mı? Yani soru çok. “Ben muhalefetim” diyenler soracak. Soracak da 77 milyonun yüzde kaçı dinleyecek, olay bu.

Çünkü bu millet 3 maymunu oynamanın provalarını yıllardır yapıyor. Hiç de teklemediler. Hem tekleseler bile öyle bir suflör var ki, kaldığı yerden devam.

Beraber yürürken, ıslana ıslana devam.

PARİS KATLİAMI BİR ŞEYLER SÖYLÜYOR...

Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo militanlar tarafından basıldı. 12 ölü. Kim oldukları isim ve resimleriyle (Nasıl olduysa hüviyetlerini bıraktıkları için) açıklanan, ancak buna ‘şaşırtma’ denilen militanlar, dergi çalışanlarına 10 dakika ateş kustu. Fransa’nın 11 Eylül’ü adı verilen katliam, görünen o ki; planlı programlı. Çünkü baskın günü haftalık toplantı varmış ve herkes oradaymış.

Başka bir gün olsaymış 3-5 kişi olurmuş. Şimdi herkes Hazreti Muhammed’i kapak konusu yaptığı için basıldığını söylüyor ama, Hebdo’da 20 yılda İslam karşıtı 3 kapak, Katolik karşıtı ise 20 kapak çıkmış. Bu da bir çelişki. Saldırıyı üstlenen örgüt çıkmadı ama, “Yakında Avrupa’da ses getireceğiz” diyen IŞİD’e bağlanıyordu.

Bu da batının yarattığı IŞİD batıyı vurdu demekti. Ancak sonunda El Kaide çıktı. Sonrası da gelecektir. Bazı Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya’da başlayan Müslüman karşıtı hareketleri ise buna bağlamamak lazım. Irkçılık Avrupa’da zaten bitmemişti, hortladı. Şimdi eli de güçlendi. Zaten azalması beklenemez. Bu da Radikal İslam’ın ve militan sayısının hızla artmasına neden olacaktır. Bu nedenle Avrupa’daki Müslümanları zorlu günler bekliyor. Evet, Paris katliamı için dünya ayaklandı. Ama herkesin korkulu bir endişesi var.

Bunun bir başlangıç olmamasını diliyorlar. Çünkü IŞİD, bombalanırken, Suriye va Peşmerge tarafından köşeye sıkıştırılırsa, Batı’ya yönelik eylemlere başlayacaktır. Yakınında da kevgire dönen sınırı ile Türkiye var. Zaten karşımızda onlar bayrak dalgalandırırken, biz de sınır boyuna hendek kazıp askeri tahkimat yapıyoruz. Bu vahşi örgüt için artık ‘heyecanlı çocuklar’ tanımlaması bitti.

En şiddetli şekilde lanetlemek lazım. Ama bir şartla: Başına ‘AMA’ koymadan. Terör Paris’i çarparken, aynı saatlerde El Kaide Yemen’de bomba yüklü aracı patlatıp 33 kişinin ölümüne sebep oldu. Yine aynı gün Boko Haram, Nijerya’da 2.000 kişiyi öldürdü. Hani bizim bir zamanlar THY uçakları ile silah gönderdiğimiz Nijerya’da. Peki Batı’dan niye gene ses çıkmadı? Kayseri Barosu Başkanının dediği yanlış. Ama doğrusu yok mu? Ne dedi başkan: “Demek ki ölümün de Fransızı makbul.” Bir not daha: Polis katliam faillerini öldürdü, zaten “şehit olmaya hazırız” demişlerdi.

Bu arada bir kadın polis daha öldürüldü. Katil kaçtığı markette öldürüldü ama bu arada 4 de rehine öldü.

Fransız polisinin bundan sonra işi zor.

HADİ ARTIK

Sultanahmet’te bir polisimizin şehit olmasına neden olan canlı bomba 2 saat içinde açıklandı ama cesedi gören aile “Bu bizim kızımız değil” dedi.

O kız da ortaya çıkıp ben buradayım demedi ya neyse. Ancak bir taksi şoförü “Rusca konuşuyordu” deyince bu kez Rus oldu.

Sonra da Dağıstanlı Rus kökenli bir Müslüman. Henüz cesedi görüp de teşhis edecek kimse yok.

Nasıl olmaz yahu. Git Dağıstan’a anayı, babayı bul, izni al getir.

Kızlarıysa eğer ver cesedi de alıp gitsinler.

Ama biz IŞİD bağlantısını araştırıyoruz.

Araştıracağız tabii de, cesedin alnında yazmıyor ki.

KÜLLİYE YARIŞI BAŞLIYOOOR...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, komisyon oylamasını istediği gibi atlatıp, Yüce Divan tehlikesini 29 Ocak’a kadar sonlandırınca, hemen yeni bir gündem yarattı. Kamuoyu, medya ve sosyal medya boş durmasın diye. “Kampüs değil, külliye olsun.” Erdoğan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Esenboğa Kampüsü’nün temel atma törenine katıldı. Ama daha önce milletlerarası hukuka katkılarından dolayı (ne olduğu açıklanmadığı için bilmiyoruz) fahri doktora ünvanı aldı.

En iyi bildiği konu olan ‘Siyaset Bilimine Giriş’ dersine de girerek ders verdi. Bu arada elini öpmek isteyen Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Uşan’a da bu işlem için izin vermedi. Günün en önemli olayı da temelini atacağı kampüsün adını beğenmeyip, “Buraya Esenboğa Kampüsü değil, Esenboğa Külliyesi diyelim” demesiydi. Salondaki hık deyicilerden bir alkış tufanı koptu.

Memnun olmuştu Erdoğan ve noktayı koydu: “Külliye tuttu hayırlı olsun.” Şimdi hiç merak etmeyin külliye yarışı hemen başlar. Birçok üniversitenin kampüsü var. Tabii ki hepsi değil ama çoğu hazırlığa başlamıştır bile. Kısa zamanda değişiklik haberlerini duyarız.

Peki nedir külliye?

Cami ile birlikte medrese, imaret, aşevi, hamam, çarşı, okul, tekke, zaviye, türbe ve kütüphaneden oluşan yapılar topluluğu.

Bu yapılardan bazıları kampüslerde zaten var. Çoğunda eksik olan cami. İbadet ayrılan odalarda yapılıyor. Bu da demek oluyor ki, adı külliye olarak değişecek kampüslerde bir de cami yapılacak.

Olur mu?

Niye olmasın.

Biz önce külliyeden başlayalım, gerisi Allah kerim.

Yeter ki, Cumhurbaşkanının dediği, gönlü olsun.

DEVRİM VE MİLLİ MARŞ

Türkiye’nin futbol direktörü Fatih Terim, aldığı milyonlarca Euro’nun hakkını vermek için aylarca çalışmış, yazmış, başkanı da ‘devrim’ dediği kararları açıkladı. Türk futbolunu kurtarma devrimiymiş bu. 4+4+4’le eğitimi kurtardığımız gibi, şimdi de 14+14’le futbolu kurtaracağız. Öncelikle de altyapıları. Gazetelerde okudunuz zaten. Uzatmayayım. Benim takıldığım, Süper Lig kulüplerinin kadrolarındaki 14 yabancıdan 11’i ile sahaya çıkabilecekleri konusu.

Sonra da Terim zamanı gelince Milli Takım aday kadrosunu açıklayacak. Oynamayan Türk futbolculardan. Bana garip gelen, birçok ilgili kişinin hepsini olmasa da çoğu kararı olumlu bulması oldu.

Neyse konu spor servisimizin konusu elbette. Devrim 2015-16 sezonunda devreye gireceğine göre daha çok tartışılır. 6 ay sonra TFF seçiminde ne olur? Aziz Yıldırım’ın havuzdan 35 yerine 120 milyon dolar isteyip, “Vermezlerse biz de gideriz” lafı bu devrimi etkiler mi bilemem.

Ben sadece spor servisinin kapısından içeriye başımı uzattım. En güzel yorumu da Okan Buruk yaptı.

Maçlar öncesi Milli Marş problem olur, diye. Bravo Okan.

CIZZZ....

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın internet sitesinde ‘Dini Sorular’ diye bir bölüm var. Buraya bir aklı evvel sormuş. Piyango, toto, loto, iddia, ganyan gibi şans oyunları oynamanın hükmü nedir demiş. Cevap Din İşleri Yüksek Kurulu’ndan. Kısaca. “Bütün şans oyunları kumar kapsamındadır ve haramdır. Buralardan elde edilecek kazançlardan sevap beklenmeyerek yoksullara ve hayır kurumlarına verilmelidir.

Zira H. Peygamber, bu kazançların sadaka olmayacağını haber vermiştir.” Haydaa...

O zaman Diyanet’in bağlı olduğu Başbakan inançlı bir Müslüman olarak niye bu kumar oyunlarını yasaklamıyor da milleti günaha sokuyor?

İlk aklıma gelen, yılbaşında 50 milyonu bölüşen 4 kişi.

Kendine Müslümanlar sizi.

MERAK BU YA...

* Virginia eski valisi Mc Donnell, bir iş adamından uçak bileti, yemek daveti, düşük faizli kredi ve bir Rolex saat aldığı için 2 yıl hapse mahkum olmuş. Kamu hizmetinde çalışma isteği hakim tarafından kabul edilmeyince şimdi hapse giriyor. Niye mi yazdım? Birilerinin kulaklarını çınlatmak için.

* Başbakan açıkladı. Her çocuk doğurmaya bir kerelik hediye altın verilecekmiş. Ee, sonra. Sonrası yok. “Bana ne. Ne hali varsa görsün.”

* Meclis komisyonu oylama için toplanırken, aynı saatlerde Reza Zarrab yeni uçağını ve özelliklerini el altından servis etti veya ettiler. Ne dersiniz, yoksa alay mı etti?

* Davutoğlu, “AK Parti, ahlakın adresi olmuştur. Herkes bilsin biz hesap sorma makamıyız” dedi. Desin. “Makamlar baki değildir”, diyen de kendileri değil mi?

Sıradaki haber yükleniyor...