'Tek yol devrim'di, 'seçim' oldu

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Erdoğan’ın istediği gibi söylersek, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde taksimetre, daha doğrusu ‘seçimmetre’ çalışmaya başladı. Davutoğlu görevi aldı.

Bugün dahil gitti 4 gün. İlk turu çarşambaya bitirecekmiş. Rüyasında bile seçim gören Erdoğan’a rağmen, rüştünü ispat için mutlaka elinden gelen çabayı harcayacaktır.

Verilen kırmızı çizgili dosyadaki protokol şartlarına uyarak tabii.

Daha bunlar nedir bilmiyoruz. İlk görüşmede, ( CHP ile ) ortaya çıkar. Ancak Erdoğan, Yeşilay iftarında önce iyi niyetini, sonra da art niyetini açıklamıştı.

Önce iyi niyetle başlayalım. “Mecliste çoğunluğa sahip bir hükümetin en kısa sürede kurulması temennimdir. Partileri sorumluluk üstlenmeye davet ediyorum.”

Şimdi de, benim ‘art niyet’ dediğim, Erdoğan’ın ‘gerçekçi’ yorumuna bakalım: “Azınlık hükümetinin böyle bir imkanı olmaz.

Aynı şekilde anlayış birliği sağlayamamış partilerin kuracağı hükümetin de çözüm üretemeyeceği kanaatindeyim. Hükümetin kurulamaması halinde yapılacak işlemleri adım adım hayata geçireceğim.

Yani çözüm mercii yine millettir.” Başka gerçekçi niyet olabilir mi?

- Koalisyon kurulursa, halen sürdürdüğü gizli başkanlığı sürdüremeyecek.

-Kat kat örtülü ödeneği kuşa dönecek.

-Külliyedeki binlerce kişi masalarını toplayacak. 

- Yani kısaca Beştepe boşa çıkacak.

Peki Davutoğlu böylesine güçlü Erdoğan’a rağmen koalisyonu kurabilir mi?

Hangi ortak için ikna edebilir?

Armudun sapı, üzümün çöpü var Erdoğan için. Bırakın ortağı, azınlık hükümetini bile istemiyor Erdoğan.

Yani bakanlar kurulu sıralarına giden her yolda ‘kapan’ var. Amiyane tabiri ile de, ‘Netice Hatice.’ Yıllar önce ‘Tek yol devrim’di, bugün ise ‘Tek yol seçim.’

Ha, bütün vesayete rağmen, eğrisi doğrusuna geldi, bir koalisyon mu kuruldu.

Hadi canım siz de...

Beştepe’nin kapı gibi Fidan’ı var. 

Gerisine gerek yok

Meclis Başkanı seçimi sırasında, Anayasa’ya rağmen grup kararı alarak geçersiz oylarla, AKP adayının başkan olmasına ‘dolaylı’ yol açan, sonra da hedefteki isim olan Bahçeli, şimdi de koalisyon için ‘kıpkırmızı 4 şart’ açıkladı. Madde 1 : ”PKK terör örgütü hemen kendisini lağvetmelidir. Militanlar silahlarıyla birlikte güvenlik güçlerine teslim olmalı, silahlar devlet envanterine kaydedilmelidir. Suça karışanlar Türk adaletine kesin olarak hesap vermelidir. HDP ise terörle arasına mutlak mesafe koyduğunu ortaya koymalıdır.” Diğer 3 maddeye gerek yok. Yokuşun başındaki bu maddeyi aşmak imkansız varsayımıyla diğerlerini ne yapacaksınız. Ancak Bahçeli şartlarını yine de bir mutlu sonla bitirmiş. “MHP bu 4 maddeye riayet ve refakat gördüğü takdirde, Türkiye’nin siyasi istikrarsızlık yaşamaması için, beklenilen fedakarlıkları çekinmeden gösterecektir.” Sağol Bahçeli. Sana minnettarız.

***

Ah be Devlet Bey

Seçmenin sana iktidar kapısını araladı ama CHP’nin teklifine, “HDP ile yan yana gelmem” diyerek karşı çıktın.

Ne güzel en az iki yılda kırılan dişlilerini, yok olan parçalarını yenileyerek, devleti yüzde 60’ın özlediği yola sokup, makineyi yeniden çalıştıracaktınız.

Başbakanlık teklifini bile hoş olmayan şekilde tersledin. Demek ki, iktidar olmak istemiyorsun. Dilinde hep ana muhalefet olacağım lafı olduğuna göre.

Acaba genel başkanın dışındaki, her kademeden MHP’liler de aynı düşüncede mi? Hiç zannetmem.

Seçime iktidar olmak için girilir. Ana muhalefet olmak için değil. Belki de yeni bir seçimden çok farklı bir netice bekliyor.

Zor be Devlet Bey. Derler ya, “Aza tamah etmeyen çoğu bulamaz.”

Burası büyük devlet 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni gören yabancılar, “Burası büyük devlet” diyormuş. Ah bir de o dev binaların arkasındaki 6.5 milyon işsizi, 17 milyon yoksulu, 400 milyar dolar dış borcu, olmayan adaleti, eşitsizliği, yok olan kadınları, madencileri, işçileri görseler söylediklerine pişman olurlar herhalde.

Hele bir de Amerika’daki talk-show’cuların bu dev israfla nasıl alay ettiklerini seyrederlerse laflarını geri alırlar vallahi.

Ama siz yine de yabancı dostlarınıza, “Biz büyük devletiz” deyin. Deyin ki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndekilere bakıp da hayret etmesinler.

Neler oluyor bize?

Geçen hafta “Uygur Türklerine yardım edin” demiştim tüm meslektaşlarım gibi. Ama böyle değil.

İstanbul’da Koreli kızları kovalayarak, Ankara’da yine çekik gözlü diye turisti darp ederek, Tayland İstanbul Fahri Konsolosluğu’nu basıp harabeye çevirerek değil. “Burnumuzda Çinlinin kan kokusu tütüyor” diye afişler asarak hiç değil.

Ne alakası var bu afişlerin Alperen Ocakları ve Ülkü Ocakları ile? Bu kan kokusuna hassas burunlar kimlerin? Bu burunlar çoğalırsa halimiz nice olur...

Ermeni kanı, Çinli kanı, LGBT kanı. Ne oluyor bize? Türkiye, Suriye ile, IŞİD ile savaşıyor zanneden turistler rezervasyonlarını iptal ediyor.

Şimdi bir de kan kokusunu gerçek sanan Uzakdoğulu turistler ayağını çekerse turizm sektörü ne yapar?

Bunca tesis, milyonlarca çalışan, bağlı sektörlerin feryatlarını da duyun biraz. ‘Kan kokusu duyarlı Ocaklılar’ ve benzerleri, lütfen aklınızı başınıza taşıyın.

Güzelim ülkeyi milliyetçilik kisvesi altında yakmayın.

Ayıptır yahu trafiği 

Bu fotoğrafta gördüğünüz, ne iftar trafiği, ne de bayram tatiline gidenlerin trafiği. Bu yoğunluk sadece cumhurun yüzde 52’sinin seçtiği Cumhurbaşkanı’nın mesaiye giderken yarattığı trafik.

Gördüğünüz otomobiller, devasa jipler, cankurtaran, en az 100 koruma ve de ilgili zevat, sizin vergilerinizle aldıkları maaş karşılığı cumhurun başını işine götürüyor.

Tabii yol da kesilmiş gerisi yok. Eee, burası Türkiye. 

MERAK BU YA...  

Arınç-Gökçek parselasyonunda, kamuoyu gerçeği beklerken, suçlama için takipsizlik kararı verildi. Yoksa şaşırdınız mı?

Amerika ile Küba 54 yıl sonra soğuk savaşı bitirmeye başladı. Darısı başımıza. Ama bizde öyle çok ki, sıraya koyarız inşallah.

Fikri Işık, adeta ışık saçtı. Gelecek ay bir değil tam dört prototip yerli arabayı görücüye çıkaracakmışız. O da “burası büyük devlet” diyen turistlere kandı galiba.

Yapısal sorunlar Türkiye’yi hızla Yunanistan olmaya götürüyor. Hele bir de büyüme 2’nin altına düşerse, ayıkla pirincin taşını.

Şırnak Beytüşşebap Hastanesi doktor yokluğundan kapatıldı. E hani biz, sağlık reformunu Obama’ya öğretecektik.

CIZZZ... 

Türkiye’deki trafiğe kayıtlı araç sayısı, bir yılda yüzde 33 artışla, 19.3 milyona ulaşmış.

Duy M.Ali Şahin duy! Bizim arabalar tıkır tıkır çalışıyor. İstersen seninkini bir servise götür.

Kimbilir belki de pert olmuştur.

 Geçen hafta koyduğum fıkra çok beğenilince cesaret aldım. Bu da yenisi.

 HOCA KIZINCA

Adamın biri Cuma günü ölmüş ve gömmüşler. Oğlu bir hocaya gitmiş ve sormuş:

- Babam Cuma günü öldü öbür tarafta nasıl karşılanır?

Hoca da sormuş:

- Namaz kılar mıydı?

- Hayır ama Cuma günü öldü.

- Kumarı, içkisi var mıydı?

- Vardı ama Cuma günü öldü.

- Yalan söyler miydi?

- Evet ama Cuma günü öldü.

- Hovardalığı var mıydı?

- Evet ama Cuma günü öldü.

Hoca iyice sinirlenmiş.

- Cuma günü ellemezler ama Cumartesi hallederler. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder