Anahtar paspasın altında

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Çocukluğumda en çok duyduğum ve en sevdiğim bir sözdü. ‘’Anahtar paspasın altında ‘’.

İnsana güven ve rahatlık veren bu sıcacık kümeleşmiş cümlenin her zerresi değerliydi bizim için... Karşınızdaki kişiyi sorgulamazdınız. Saklama duygularınız yoktu. Okul dönüşlerimizde kapının zili yerine önce paspası kaldırır, annemizin evde olmadığı zamanlarda o küçücük sevimli demir parçasının sıcaklığına sığınırdık. Komşuculuk güzel bir duyguydu. Her evin kendi dünyası vardı. Bu dünyalar arasında birbirimize uzanan yollarda yolculuk yapardık. O dönemin insanları daha bir samimi ve gerçekçiydi. Şimdi evlerimize taktığımız kameralar yoktu. Hepimiz birbirimize emanettik. 

Geçmişe yolcuklar travmatiktir. Hiçkimse yüzleşmek istemez hatalarıyla. Geride bıraktığınız anılarınızdan hızla uzaklaşmak istersiniz. Sizi kanatan yaralarınızın kabuğuna dokunamazsınız. Dünyanın gittikçe değişiyor olduğu olgusu belki bizim uydurduğumuz bir şey. Her yeni doğumla her neslin kendine özgü birikimleri olacaktır. Orta yaş üzerindekilerin en çok konuştuğu konulardan birkaçıdır; “en güzel müzikler eskidendi” “bizim zamanımızın dizileri nerede, artık hiç televizyonu açmıyorum”. Eğer depresyonlu bir çocukluk veya ergenlik geçirmediyseniz, herkes kendi yetiştiği dönemin sosyal ve kültürel unsurlarının daha güzel olduğunu düşünür. Nostaljinin bir başka yüzü de kendi gençliğimiz veya çocukluğumuzu değil, hiç görmediğimiz zamanları özlemektir.

Tüm hayatımız, acılarımız, öfkelerimiz, özlemlerimiz, kayıplarımız, kazançlarımız, ayrılıklarımız, aşklarımız bir paspasın altında kalıverir. Süpürmeye korkar biriktiririz. Biz geçmişimizle varız. Onlar olmazsa kayıp giden zamanların cetvelini hangi matematik bilgileriyle ölçebiliriz ki? 

Zaman kavramının yok olduğu anlarda bile yaşanmışlıklar bakidir. Bedenimiz ve ruhumuzun bütünleşmesinin olağanüstü güzelliğini istesek de yok sayamayız. 

Peki kanıksadığımız ‘’Asla benden vazgeçmez ‘’ dediğimiz günümüz ilişkilerimize ne demeli. Sizi paspas haline getiren ve binlerce kez sevginizi çiğneyerek geçen ve hala binbir umutla bağlı kaldığınız duygularınıza sadık kalmanın anlamsızlığını ne zaman anlayacaksınız. İhtiyacınız olan sevgiyi inatla beklemenin size ne faydası var. 

İnsan doğası gerçekten çok nankördür…

Amacına ulaşmak için verdiği çabayı, daha sonrasında verme ihtiyacında bile hissetmez.…

Ama hep bekler! Arasın, sorsun, değer versin, sevsin, gelsin, gitsin diye.

İş vermeye geldiği zaman, kendisini daha kıymetli görür, gerek duymaz..

Çünkü karşısındakini “Paspasın altına bırakılmış anahtar” gibi görür.. Bir ilişkide asla yönetmeyi, o çok değer verdiğiniz kişiye bırakmayacaksınız. 

Neden insanlar düzgün giden ilişkilerden hoşlanmazlar? İçlerinden hep yıpratıcı ve yorucu olanları  tercih ederler. Monotonluk mu? Yoksa huzur mudur insanı dağıtan? 

Her şey güzel giderken iki taraftan birine fazla mı gelir bazı şeyler? Harcayacak bir şey arar ve en çabuk aklına gelen de paspasın altındaki anahtardır.

İlişkide her zaman onun yanında olmayın, oldurmaya çalışmayın. Kendinizi değerli görün ve size rahatsızlık veren her türlü duygudan kurtulun. Önce siz önemlisiniz. Değerleriniz alışkanlıklarınız ve bireyselliğiniz önemli.  Beklentileriniz karşılık görmemeye başladığında arkanızı dönmekten korkmayın. Özverinin bittiği yerde, ilişki de biter. Kapınızdan paspası kaldırın gitsin. Anahtarınızı da kimseye vermeyin. Kendinizi kendinize saklayın olsun bitsin.

Güvensiz kalplerimizi karaktersiz insanlara borçluyuz. (Anonim)





Yazarlarımızdan

23 Kasım 2020, Pazartesi 08:23
23 Kasım 2020, Pazartesi 08:17
Sıradaki haber yükleniyor...
holder