Aslında sen yoksun

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Yaşadıklarımızın ne kadar bilincindeyiz?

Farkındalık dediğimiz şey sadece süslü kelimelerde mi kalıyor?

Yoksa modern dünyanın yeni akım projelerinden biri mi?

Ayrıntıların dibinde neler arıyoruz?

Doğrularımız ve yanlışlarımız yer değiştirdikçe sürekli rotamız da değişiyor ve nasıl bir bilinç ve bilinçsizlik arasında gidip geliyoruz. 

Kafamın ayarı kaçmış falan da değil. Hatta; algılarımı son demine kadar kullanma modundayım. 

Masalların başladığı cümleyi anımsayalım: Bir varmış bir yokmuş

Varken yok olma duygusunu insanlık çözmüş değil. En yakın dost duygu "inançlarımız" oluyor. Yoksa koca bir boşlukta hiçlik bilinciyle ruh hastası olurduk. 

Geçen ay yine İzmir seyahatlerimin birindeydim.

Uçaktayız ve gökyüzünün binlerce metre tepesinde bulutların arasından geçiyoruz. 

Aşağınızı ve yukarınızı göremiyorsunuz. Sadece bulunduğunuz an ve sizinle seyahat eden insanlar. Hayatın nerede duracağı da belli değil. Nedense gökyüzündeyken aklıma birden çakılır. Şeytan dürtmesi herhalde. Belki de sonsuzluk duygusu sizi ölüme daha çok yaklaştırıyor. 

Dramatik anlatım şeklinde hiç değilim. Sadece bulutların üzerinde dolaşırken yaşamın içinde de böyle yaşadığımızı bir kez daha düşünüyorum. Zaman kavramı yok Öncemiz ve sonramız da yok. Hayatımızdaki kişilerde varla yok arası. Değişik bir illüzyon. Duyguların ve mantığın dans etmesi. Sanalla gerçeğin sonsuz aşkı. Fizikçilerin ve matematikçilerin iki nokta arasında koydukları rakam düzeneği. Tarihler ve takvimler arasında pupa yelken yolculuk.

Yanımda koltuk arkadaşım oldukça hüzünlüydü. Ara ara ağlarken yakalayınca, galiba konuşma ihtiyacı hissetti ki; "Sevgilimden yeni ayrıldım. İstanbul’a veda ediyorum ve bir ilişki bitişindeki sorunları bilirsiniz. Hala kendime gelmiş değilim. Malum, yaşanmışlıklar bir çırpıda bitmiyor" derken ağzımdan istemeden dökülen cümlelere kendim bile şaşırdım. 

‘’Farzedin ki onu hiç tanımadınız. Hayatın içinde ne kadar anlamlı olabilirdi ki. Siz yine hayatınıza en güzel şekilde devam edecektiniz. Belki çok daha farklı birine aşık olacaktınız. Belki bu kadar acı çekmeyecektiniz. Yaşadığınız bu aşkı sizin yerinize başkası yaşayacak ve o acı içinde sizinle dertleşecekti. Yaşam bir rulet. Oyunun kimde kalacağını kim bilebilir ki? Yaşadığınız her şey sizi olgunluğa götüren nesneler. Paylaşımlarınız ve çevrenizdeki kişilerin de önemi yok. Aldığımız dersler bizim bulunduğumuz noktada, ruhumuzun yaşadığı deneyimlerle varız. Doğum anımızdan ölüm anımıza kadar bin bir surat şeklinde sürekli değişiyoruz. Hangi milimetremizi tam hatırlıyoruz. Geçmiş fotoğraflarımıza baktıkça o ana ait puslu görüntülerimiz var. Son yıllarda teknolojinin esiri olarak hepimiz elimizdeki telefonlarımızı fotoğraf makinası haline çevirdik. Neden?. Çünkü her şeyi hatırlamak istiyoruz. Hafızamızın nankörlüğüne inatla direniyoruz. Bizi acıtan her neyse zamanla unutuluyor. Hatta geçen zaman içinde eskisi gibi acı çekmediğimiz ve geçmişe saygısızca davrandığımız için kendimize kızıyoruz. 

Şarkılara mısra olmuş bir cümle vardır ‘’HER VEDA BİR BAŞLANGIÇTIR’’

Bitişlerin büyüsü güzeldir. Kendinizi yeniden doğmuş gibi hissederseniz. 

‘’HAYATIN GERÇEĞİ ‘’dediğimiz bir kavram da yok aslında. 

Yanımdaki kızla konuşurken uçak iniş anonsunu veriyordu ve gökyüzündeki bulutlar dağılmış, yavaş yavaş aşağısı belirmeye başlamıştı. Ağaç tepeleri, insanlar, çatılar göründükçe yine geçmişe daldım gittim. İzmir; doğduğum, büyüdüğüm acı ve tatlı yıllarımın geçtiği güzel şehrim. Mutluluklarda, acılarda bir sis perdesinin arkasında kaybolmuş gitmiş.. Yaşam denen olgunun,  an'larda olduğunu her gelişimde hayatın işlemi, bir kez daha sağlama yaptırıyordu. 

Hayatımız, düşüncelerimizin eseridir. Hayal edebileceğiniz her şey gerçektir. (ANONİM)


Sıradaki haber yükleniyor...
holder