Ekranlarda dizi fırtınası

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sonbahar kendini göstermeye çoktan başladı. Uzun kış gecelerine hazırlanıyoruz. Ev hayatı çok daha ön plana çıkıyor. Yaz bitti cümlesi hüzün verse de her mevsimin kendine has güzelliklerini inkar edemeyiz. Televizyonlar yeni sezonlarına hızlı bir şekilde giriverdi. Büyük bir sabırsızlıkla gözlerimiz yine ekranlarda. Yarış öyle bir yarış ki, kimsenin karşısındaki kişiye geçit verdiği yok. ‘’Bu yıla damgayı ben vuracağım’’ sloganları gümbür gümbür her yerde. İzleyici ise, çoktan razı olmuş durumda. Gözü gönlü açılsın kış gecelerini mutlu mutlu geçirsin de, varsın kanallar kendi arasında rekabet içinde olsunlar. Suya sabuna dokunmadan onların kavgaları bize yarıyor durumları. Geçen sezonun gözde dizilerini bu yıl nasıl bir seremoni bekliyor diye birçoğumuz merak içinde. Malum bir dönem başarıya koşarken ertesi dönem tökezleyebiliyorlar. Uzayan senaryolara tahammül kalmıyor. Hikayeler aslından uzaklaşmaya başladıkça, derme çatma yamalanmış olaylar çok çabuk sırıtabiliyor.

Çoğumuzu esir eden bu furyada, ne yazık ki keyifle izlenebilecek olanları cımbızla çekiyoruz. Eskiden seyretmeye doyamadığımız gün saydığımız, başladığı saatlerde sokaklarda sadece kedilerin ve köpeklerin cirit attığı nefeslerin kesildiği ve bir dahaki yayın gününe kadar tüm hafta boyunca sayıkladığımız o güzelim dizilere ne oldu? Nazar mı değdi? Biz mi artık baştan savmaya başladık? Yapımcılar mı suçlu, oyuncular mı yetersiz? Bir türlü ekrana çekemedikleri bir kitle ile boğuşup duruyorlar. Daha başını anlamadan, "neymiş" acaba sorgularımız sürerken pat yayından kalkıvermiş... Yaratıcılık sıfır. İşin kolayına kaçılmış durumları diz boyu. Eski Türk filmleri bire bir kopyalanarak yeniden çekilmesi, diziyi daha iyi hale getirmek için yine eski şarkıları cover şekliyle senaryoya yapıştırmalarına ne dersiniz?

Yeni nesil için belki güzel ama.. Yapımcıların ve senaristlerin tükenmişlikleri ekranlarda esef verici. Ekonomik korkular yüzünden gecekondu misali dizilerin ardı ardına patlaması astarını yüzünden pahalı yapıyor. Bir zamanlar pembe brezilya dizleri vardı.. 3. sınıf senaryoların 3. dünya ülkelerine satıldığı..

Tabii ki tüm bu yakınmaların içinde gerçekten hakkını yemek istemediğimiz çok da güzel çalışmalar ortaya çıkıyor. Fakat başarıyı bir kez yakaladık mı ipin ucunu bırakmak istemiyoruz. Bir kadro kolay kurulmuyor. Dizi kahramanları seyircinin kafasında güzel yerlerde oturmaya başlayınca yapımcılar avının kokusunu almış bir avcı misali senaryoyu zenginleştirmek adına abartıyor, hikaye amacından çıkıyor ve pırıl pırıl bir senaryo kabusa dönüşüveriyor. Ekran örnekleri çok. Sıralama yapsak listeler saymakla bitmez.

Dizilerin görsel sunuşlarında da bir gariplik var. Sahnenin arka planında senaryoyu ve olayları vurgulayan müzik öylesine güçlü ki, konuşulan hiçbir şeyi anlamıyoruz. Uzun bakışmalar arasına yüksek volümlü sahneye uygun bir ses dalgası ve kulağımıza ekrana dayayarak en kritik cümleyi kaçırmayalım diyen zavallı bizler. Şaka gibi... Ev halkı birbirine soruyor: "Adam kıza ne dedi? Aldatan kimmiş? Kadın niye ağlıyor?" gibi anlamaya çalıştığımız replikler.  

Peki yarışma programları, hemen ardından kadın programları daha sonra birbirine senkronize olmuş aynı konukların katılımları. Dünya kanallarını gezerken gördüğümüz sahneler de hemen hemen her ülkede aynı. İnsanoğlu tüketmeye o kadar alışmış ki, üretirken anında eritiyor.

Aslında sezon dizlerini uzatmasalar, programların süresini kısa tutsalar, yenilikleri ve yaratıcılıklarını kullansalar ve eskilerin güzel bir sözüyle ‘’Tadı damağımızda kalsa’’ ne iyi olurdu. Ümidimizi kaybetmedik. Bekliyoruz.

Umut tükenince yine çarpar mı bir kalp? (anonim)

 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder