Yazarlar İlle de aşk
HABERİ PAYLAŞ

İlle de aşk

Yüzyıllardır hayatımıza damgasını vurmuş hikayelerin ana fikri, kaçamadığımız bir muhtaçlık, canlı olmanın vazgeçilmez esareti, sevgi üzerine yazdığımız binlerce kelimenin üzerine taht kurmuş bir ego...

Dünyaya neden geldik sorusunun cevabını bir bilebilsek... Yarım yamalak telaffuz ettiğimiz varsayımlardan yola çıkarsak ne kadar sonuç alabiliriz diyebilmek için bayağı çalışmamız gerekiyor. Çünkü; aşkın ne başı ne sonu belli.

Nerede ne zaman başlar, niye adını bin bir dile çevirerek anlatmaya çalışır; anlayamadık gitti!

Peki binlerce yıl ötesinden bizi istila etmiş bu duygunun temelinde ne tür bir sihir var? Çözmek mümkün değil. Mitolojik öykülerimiz bile bu duyguların hakimiyeti altında.

Mantık mı? aşk mı? soruların karmaşık cevapları arasında güçlü ve akıllı olduğumuzu göstermek uğruna hep akıldan yana oyumuzu kullanırız da, için için aşkı arzularız.. Erkek ve dişinin birlikte yaratıldığı bir evrende asla bu duyguyu yok sayamayacağımız kesin.

Kadın programlarının ana konusu...Tüm hikayeler bu duygunun etrafında dönüyor. Güç ve ihtirasın altında bile gizli aşk duyguları mevcut. Kim neye göre yaşar bilemiyoruz fakat çapı ne olursa olsun bir garip iksir.
Yaşadığımız sürece bu duygudan kendimizi soyutlayamayacağız. Her aşk bir başka aşkı çağrıştıracak. Bilinmeyen puzzle'ların parçalarını aramak gibi. Aşk bir mirastır, nesilden nesle aktarılan. Şekli değişebilir. Tarzı farklı olabilir fakat özünde vazgeçemediğimiz bilinmezlikle onu bulmaya çalışacak ve bir yaşam harcayacağız. Tüm yaşantımız aramakla geçecek. Yolun sonu geldiğinde bayrağı bizden sonrakilere devredeceğiz. Bileceğiz ki, onlarda ömürleri boyunca aramaya devam edecek.

Tarihin geçmiş sayfalarını karıştırdığımız, şairlerin sayfalarında dolaştığımız zamanlar, sürükleyici hikayelerle karşılaşırız. Her dönemin altında kocaman o devrin unutulmaz arzu ve duyguları yatar. İnsanoğlunun başa çıkamadığı tek konudur bu.

Felsefecilere göre aşkın kökenindeki duygu, eksiksiz adanmışlıktır. Bu adanmışlık ne iyiliktir ne özveridir, yalnızca kendini karşılıksız bırakıştır. Aşkın dışında mutlak adanmışlık yoktur. Sevginin tutkulu biçimidir.

Ovidius aynı görüşte değildir. “En örtülü ateş en sıcak ateştir” diye düşünür. Bir yunan atasözü de aşkın çıplak ama maskeli olduğunu bildirir. Gizlilik gereklidir, çünkü “Aşk çıplaklaştıkça soğur” . Kimileri aşkı bir çekişme alanı olarak görürler, latin şairi Horatius aşkta savaşın da, barışın da kötü olduğunu bildirir. Lord Byron “İlk tutkusunda kadın sevgilisini sever, öbür tutkularında tek sevdiği aşktır.” diyerek kadın kalbinin aşka bakış açısını dile getirir..

Peki içimizde bitmeyen savaşlara ne ad verelim Kazanan ve kaybeden hiçlik üzerinde denkleşmeyi nasıl telaffuz edelim.. Aşk bir buluşma alanı olduğu kadar bir başarısızlık alanı mıdır? XII. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olan bir destanda şu sözlere rastlıyoruz. "Erkeğin kadını sevdiği gibi sevemez kadın erkeği. Çünkü kadının aşkı gözündedir. Erkeğin gönlünün en derinlerine saklıdır oradan çıkamaz"

Zamanla her şey dumura uğruyor ve şekil değiştiriyor. Modern çağ duygularımızı da soğuk makinelerin ve aletlerin içine hapsetti. Geçmişten gelecek zamanlara daha köprülerden çok sular akacak. Biyolojik bedenlerimiz duygudan duyguya atlasa da değişmeyecek. İmalat aynı şekilde devam edecek. Doğumdan ölüme kadar arayışlar bitmeyecek. Sonuç tüm zamanların en güzel meydan okuma şekli aynı kalacak. Yaşadığımız her aşkı bir başka aşka erteleyeceğiz.. Maalesef bu savaştan kimse galip çıkamayacak.

Her seçim bir kaybediştir. Seni seçtiğimde anladım... ( anonim)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder