İstanbul kazan, yayalar kepçe

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bazılarına göre rüyalar, bazılarına göre karabasan yaşatan yedi düvele destan olmuş Asya’yı, Avrupa’ya bağlayan muhteşem şehir. Aşıkların, şairlerin yazarların hayallerini süsleyen büyük Şehr-i İstanbul.

Söze gerek yok. Yakından uzaktan tanıyanların dudaklarından dökülen tek kelime "trafik". Tabii bu başlangıç. Altında daha ne sorunlar var da, bizi çökerten delirten en güncel konu trafik. Gideceğiniz yere savaş vermeden, asla gidemezsiniz. Kendinizi şehrin kollarına attığınız anda "Allah işimi rast getirsin" cümlesiyle yola koyulursunuz. Boğazın karşı tarafına geçmek istiyorsanız kendi aracınızla mümkün değildir. Çılgın köprü trafiğinde uzun süre kalmak zorundasınız. Gözünüz sürekli yolda ve saatinizdedir. Devamlı gideceğiniz yere özür mesajları atarsınız trafiğin durumunu anlatarak.

Toplu taşımı tercih ediyorsanız; yandınız gittiniz. Bilumum karmaşanın içinde bayılma durumundasınız demektir. Arada size mendil satmaya çalışan veya avuç açan Suriyelilerle cenk yaparsınız. Bir yandan eliniz çantanızda ne olur olmaz durumları, diğer yanda oksijensiz ve bol karbondioksitli ve her an bir sapığın herhangi bir eylemine maruz kalırım korkusuyla okuya üfleye yolculuğunuzu bitirirsiniz. İndiğiniz durakta taksi arayışı başlar. Paşa taksiciler yol beğenmezler: Abla ben oraya gitmesem? Trafiği berbat...

Keyifleri nereyi isterse oraya yolcu alırlar. Tüm çantanızdaki servetinizi tüketir, paşalarla şehir turu atarsınız araçtan araca geçerken.

Son dönem İstanbul halkını çileden çıkaran bir taksi kaosu var ki; yirmi yıldır bu şehirdeyim hiç bu kadar herkesin isyanlarda olduğunu görmemiştim. Dert bir, tasa bir olunca, bu şehirde yaşayan herkes bir birleriyle kanka olmuş durumda.

İşiniz gücünüz var. Ömrünüz eli mahkum sokaklarda geçme mecburiyetinde. Sabahın erken saatlerinde kendinizi sokağa atmak zorundasınız. Telefonlarınıza yüklediğiniz biri sürü çağrı aplikasyonları dumura uğramış, hep bir ağızdan "bizi aramayın" modunda. Herkes dertli. Kim haklı kim haksız soruların cevaplarını televizyonlardaki açık oturumlar bile çare olamıyor. Tartışmalar uzuyor ve sonuç alamadan programlar bitiyor.  Sorun var kimse sorunun cevabını bilmiyor. Taksi sayısı mı az? Yolcu sayısı mı fazla? Çık işin içinden çıkabilirsen.

Üstelik taksi camiası kendi aralarında gizli bir anlaşma yapmış gibi, resmen halka mobbing uyguluyorlar.  

Boş geçenler bile yüzümüze bakmıyor. Çağrıya gidiyorum diye kocaman bir yalan. İki yabancı turist gördükleri yerde, çağrı hava cıva. Oracıkta duruveriyorlar. Yollarda sıra selviler gibi dizilen bizlerin elleri havada, sanırsınız halay çekiyoruz. Kendi aramızda ortak araç kullanma anlaşması yaptık yani dolmuş taksilere bile razıyız. Fazladan ödemeyi geçtik, yeter ki yollarda kalmayalım. Yeni nesil bilmez. Eski Türk filmlerin boş caddeleri ve Sadri Alışık’lı sahneleri gözlerimizin önünde. "Eminönü bir, iki" diye bağırışları dün gibi kulaklarımızda. Yeniden şoför Nebahat'lara ihtiyacımız var. Yüce gönüllü yolcusuna kıyamayan gerçek samimiyetli insanlara.    

İstanbul güzel şehir. Nefes nefese yaşamayı ne sen, ne de biz hak ediyoruz... Tıklım tıklım caddelerinde eski güzellikleri özledik. Bir zamanlar diye başladığımız hikayelerimiz neredesiniz? Keyifli yaşamakla, zorunlu yaşamak arasında kaybolmuş durumda kaybettiğimiz hayatın içinde İstanbul kazan, biz kepçeyiz.

İstanbul böyledir. Yaşanmaz burada der çeker gidersin üç gün geçmeden özlersin. (Anonim)

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder