Cem Yılmaz: Komedyen olmak beni umursamaz biri yapmaz. Ben gerçekçi bir insanım, hayal dünyasında yaşamam

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Cem Yılmaz’ın dünyası, kendi yönettiği bir lunapark gibi... İstediği filmleri çekiyor, kimlerle isterse çalışıyor. Arkadaşlarıyla birlikte bir oyuncaktan diğerine koşuyor ve çok eğleniyor gibi görünüyor ama tabii çitin diğer tarafındaki çimler her zaman daha yeşil görünür. Onu dinledikçe başarısının tesadüf olmadığını daha iyi anladım. Hepsiburada’nın yeni yüzü olan Cem Yılmaz’la Cumartesi Postası’na özel buluştuk ve sohbet ettik.

Dışarıdan eğlenceli görünüyor ancak Cem Yılmaz olmak nasıl bir his?

İnsanın sevdiği işi, arzuladığı standartlarda yapmayı istemesiyle başlıyor her şey ama bu, senin tebessümle söylediğin kadar eğlenceli olmuyor. Çok zor işler bunlar. Teknik sebepler, sektördeki şartlar gibi birçok değişkene bağlı olan, kabiliyetle sınırlı bir iş yapıyorum. Bu işe ayırdığımız para ve vakit, dünya standartlarıyla mücadele edecek durumda değil.

Hem birlikte yaptığınız işleri hem de dostluğunuzu değerlendirdiğimde; Zafer Algöz, Ozan Güven ve sizi Ninja Kaplumbağalar’a, Özkan Uğur’u da Splinter Usta’ya benzetiyorum. Gerçekte ilişkiniz nasıl?

Hahaha! Birlikte çalışmayı ve eğlenmeyi seviyoruz. Doğrusu, biz çok sık film yapmıyoruz. Her birinin tiyatro ya da müzik işleri oluyor. En çok zorlandığım şeylerden biri takvimleri denk getirmek. Bir de hep aynı insanlarla çalıştığım algısı yanlış, çünkü her filmde mutlaka yeni çalıştığım oyuncular oluyor.

HERKES BAŞKASININ PARASI ÜZERİNDEN YORUM YAPIYOR AMA KENDİ PARASINI NASIL HARCAYACAĞINI BİLMİYOR 

Jean-Michel Basquiat, Keith Haring gibi sanatçıların eserlerine sahipsiniz. Hatırı sayılır bir sanat koleksiyonunuz var. Kazandığınız paranın önemli miktarını sanat eserlerine mi harcıyorsunuz?

Maddeye duygusal bir anlam yüklemedikten sonra bir şeyleri istiflemenin bir anlamı yok. Severek, anlayarak, peşinde koşarak topluyorum eserleri ve bu da benim için anlamlı oluyor. Kiminin hoşuna gidiyor kimi de “Abi, bi’ de buna para mı verdin?” diyor. Herkes başkasının parası üzerinden yorum yapıyor ama kendi parasını nasıl harcayacağını bilmiyor.   

Russell Crowe’la olan yakınlığınızı hepimiz biliyoruz. Geçenlerde Sydney Havalimanı’nda perişan bir halde görüntülendi. “Abi, bırakma kendini, toparlan” demiyor musunuz?  

Russell Crowe çok enteresan bir adam. 2013’ten bu yana tanışıyoruz. Deprem, yangın gibi türlü türlü felaketlerde telefon açıyor. Ben de onu arıyorum. Filmim çıktığında “Hayırlı olsun” diye tweet atıyor. Daha geçen ay “Çocuklar da büyüdü” diye mesajlaştık. Uzaktaki abim gibi beni koruyup kolluyor. Nerede olursa olsun, iş yapmakla ilgili duygusu aynı olan adamların mutlaka bir ortaklığı oluyor.

Sizi yakından tanıyanlar karakomik bir insan olduğunuzu söylüyor. Buna katılıyor musunuz? 

Doğrudur. Şen şakrak bir hayat sürmeyi herkes ister. Hayatın her dakikasında potansiyel bir karartı geziyor ama bu insanı karamsar yapmaz. O durumdan çabucak kurtulabilirsiniz. Ben gerçekçi bir insanım. Hayal dünyasında yaşamam. Hayal gücünüzün geniş olması, hayatınızı olumsuz etkileyecek kadar hayalperest yapmaz sizi. Komik şeylerden bahsetmek işin güzel tarafı ama gerçek öyle değil. Komedyen olmak beni umursamaz biri yapmaz.

MUTLULUK PEŞİNDE KOŞAN MUTSUZ İNSANLARIN SAYISI ÇOK

Tüm dünyada artan şiddet olaylarının kitlesel bir bunalımın sonucu olduğunu düşünüyorum. İnsanlık 21. yüzyılı kaldıramıyor mu?

Görünen o ki insanlar bu kadar bilgiyi makine olarak işlemekten zorlanıyor. Bu konuda ahkam kesmek istemiyorum çünkü o çaresizliğin içindeyiz. Kural değişmiyor ama oyun değişiyor. Mutluluk peşinde koşan mutsuz insanlar, gerçekten mutlu olan insanlardan daha fazla sayıdalar. Dozunda bir çile mutluluk peşinde koşmaktan daha anlamlı ve itibarlı. 

Dizilerin çoğunda zenginler hep kötü, fakirler hep haklı, oyuncular son derece yakışıklı ve güzel… Klişeler bitmiyor. Yaratılan dünya bana göre hayli distopik. Siz bu durumu nasıl görüyorsunuz?

Önemli olan ‘zengin kız fakir oğlan’ klişesini bile iyi işleyebilmektir. Kavuşamayan aşklar tanımı altında cazibesiz bir senaryo da yazabilirsiniz, ‘Romeo ve Juliet’i de ortaya çıkarabilirsiniz. Bu artık zanaata kalmıştır. Hepimizin şikayetçi olduğu içerikler de bundan muzdarip. Karakter, diyalog ve işin sunulduğu form fark yaratır. Üretici de kendi kabiliyeti sınırında işler sunuyor. 

TÜRKİYE TELEVİZYON TARİHİNİN EN ORİJİNAL İŞİ ‘İKİNCİ BAHAR’DI

Türkiye televizyonundaki gelmiş geçmiş en orijinal iş sizce neydi?   

‘İkinci Bahar’ içerik olarak zengin bir işti. ‘Perihan Abla’ da çok eğlenceli bir işti. Can Barslan’ın yazdığı Haluk Bilginer’in oynadığı ‘Gülşen Abi’ çok iyi diziydi. Yakın zamanda dijitalde yayınlanan ‘Fi’ dizisi de hayli çarpıcıydı. 

“Bugün toplumdaki ‘kaba, sert’ dediğimiz tiplerle beraber 60 bin yıl önceye gitsek eminim hayatımızı onlar kurtaracak. Biz yine mağarada durup ‘Beyler tehlike geçti mi?’ diyeceğiz” demişsiniz ama işte 2020’deyiz ve böyle insanlar toplum huzuru anlamında sorun yaratabiliyor.

Çağ değiştikçe insandan beklenen davranış başka olmalı. Bizi yırtıcı hayvan saldırısından kurtarabilecek bir adamla bugün Mars’a gidemiyoruz. İnsanların bir sürü özelliği var ve bu harmanla topluluk bir yere gidebiliyor. Bize saat tamircisi inceliğinde işlerle uğraşan da lazım, kayayı elleriyle koparacak adam da. Birisi sırtına aldığı buzdolabını beş kat taşıyorsa buna saygı duymalıyız. Tabii bir hamalın da incelikli işe saygı duyması gerekiyor. 

SADECE OLAĞANÜSTÜ GÜNLERDE DEĞİL NORMAL GÜNLERDE DE YARDIMLAŞABİLİRİZ

“Kimseyi yaşamasına lüzum olmayan biri olarak görmüyorum. Bir deprem anında hepimiz yan yana geliyoruz” demiştiniz. Bu yaşamla ilgili çok basit bir bilgi olmasına rağmen ötekileştirme neden artarak devam ediyor sizce? 

Kabuğu soyduğunda herkes bu fikirde birleşir. Kökte herkes eşit olduğunu bilir, yalnızca bunu uygulamaktan kaçar. Uygulamak insanın işine gelmez daha doğrusu. Sadece olağanüstü durumlarda değil normal günlerde de yardımlaşan, iyi geçinen insanlar olunabilir. 

AY’DA YÜRÜMÜŞ ADAMA ‘ABİ DÜN GECE BİR MEHTAP VARDI, İNANAMAZSIN’ DİYEMEZSİN

Üzerinizde en azından kendi varoluşunuzun gizemini çözmüşçesine bir huzur var. Uyduruyor muyum yoksa bu gerçek mi? 

“Ben kimim ve bu dünyaya neden geldim?” diye sormak anlamlı ama cevabını vermek daha da anlamlı. Hayatı seviyorsun da peki hayat seni seviyor mu? İnsanın kendisine kıymet vermeyip bunu karşıdan beklemesi hayatını çok zorlaştırır. Kimi mehtabı öylece seyreder, kimi Ay’a çıkar ve üzerinde yürür. Ay’da yürümüş adama “Abi, dün gece bir mehtap vardı, inanamazsın” diyemezsin. 

Bu arada 70’lerden sonra aya bir daha ayak basılmaması bende kuşku uyandırıyor. Kurguymuş gibi… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yani, “Ay’da bir şey yok” diyorlar. Hahaha! Ay’da da 00:00’dan sonra her yer kapanıyorsa bir daha gitmeye gerek görmemişlerdir. Hahaha! 

ERŞAN KUNERİ 2022’YE HAZIRLANIYOR

Erşan Kuneri karakteri için sekiz bölümlük bir dizi çekeceğinizi artık herkes biliyor. Ne zaman ve hangi platformda yayınlanacak?

Netflix’te yayınlanacak. 2021’in haziran ayında çekmeye başlayacağız. En geç 2022’in şubat ayında yayınlanacak. 

KOMUTAN LOGAR’IN KOSTÜMÜ 16 YIL SONRA DEPODAN ÇIKTI

Bugüne kadar sinemada yarattığınız çoğu karakteri Hepsiburada’nın reklam serisinde izleyeceğiz. Bu iş birliğine nasıl karar verdiniz?

Öz güvenli markalarla çalışmak güzel oluyor. Reklam filmleri, sahneden yaptığım işlerin dışında çok önemsediğim bir aktivite. Reklam filmlerinde sanat eseri inceliğinde uğraşınca bir fark yaratılıyor elbette. Filmlerimdeki karakterleri reklamda kullanma fikrinde buluşunca hemen bir hazırlık içine girdik. Komutan Logar’ın 16 yıllık kostümünü bu reklam için depodan çıkardım. Bu işin böyle de nostaljik bir duygusu var benim için. Güzel bir birliktelik oldu.  

Pandemi süreciyle birlikte e-ticaret, insanların hayatını hayli kolaylaştırdı. İnternetten en son ne aldınız?

En son maske aldım vallahi. Tüketim, negatif bir çağrışım. Son 20 yıldır internet üzerinden dönen bir sürü şey hayatın gerçeği haline geldi. Pandemide ihtiyacımız olan şeye ulaşmakla ilgili olarak hepimiz e-ticareti kullandık. Üreten de malını bir şekilde satabildi. Neticede ekonomi, yalnızca satın alanlarla ilgili değil satıcılarla da ilgili bir konudur.

Peki, bu reklam serisinde izleyicileri nasıl sürprizler bekliyor? 

Reklam filmlerinin eğlenceli olması fikrinden vazgeçmedim. Reklam filmleri bir anlamda benim sahnemdir. Önümüzdeki üç ay boyunca başka oyuncuların da dahil olacağı reklamlar hazırladım. Kariyerimin başından bu yana ulusal kanallarda bir şey üretmediğim için bu alanlar benim için önemli oluyor.    

Tılsımlı sorular

RÖNESANS ZAMANINDA İTALYA’DA MİCHELANGELO’NUN ATÖLYESİNDE TAKILMAK İSTERDİM 

Gelmiş geçmiş hangi efsane sanatçıyla dünyanın düştüğü durumları tartışmak isterdiniz?

Wolfgang Amadeus Mozart’ı evdeki stüdyomda ağırlayıp biraz vakit geçirmek isterdim doğrusu.

Bugüne kadar yaşanmış hangi döneme ışınlanmak ve deneyimlemek isterdiniz?

Böyle fantezilerimi gerçekleştirmek için pahalı pahalı setler kuruyorum. Beni bedavaya döneme ışınlıyorlarsa ona fitim yani ama çabuk geri dönmek isterim çünkü işim gücüm var. G.O.R.A.’daki Halıcı Arif gibiyim ben. Uzaylılar beni kaçırır ama “Abi, Dünya’da dükkan kaldı” duygusundayım. Rönesans zamanında İtalya’da, Michelangelo’nun atölyesinde takılmak isterdim.  

Görünmezlik pelerininiz olsa ilk nereye girerdiniz?

Merkez Bankası’na girerdim. Hahaha! Şaka şaka…

Hangi süper gücünüz olsun isterdiniz ve o güçle ne yapardınız?

1930’larda ve 1940’larda yaratılan süper kahramanlar genelde uçar. Halbuki insanın uçması fiziksel olarak hiç uygun değil. Buradan 11 dakikada Çeşme’ye uçsam donarım. Olacak iş değil. Kız arkadaşım uçamıyor olsa ve ona Kordon turu yaptırsam kız zatürre olur. 

Ölümsüz olmak ister miydiniz?

Ölümsüz olma fantezisi filmlerde ve dizilerde hep lanet olarak anlatılır. Vampir olmakla özdeşleştiriliyor, bir çile olarak gösteriliyor. 50 senede yorulan bir zihinle 1000 sene yaşayamazsın. Arkadaşın olmaz ama sohbetin çok iyi olur. “Buralar dutluk bile değildi” diye başlarsın konuşmaya. Haha! 

Dünya bir günlüğüne sizinle konuşsa ona ne sorardınız?  

“Baba, gerçekten küresel ısınmayı hissediyor musun yoksa her şey yolunda mı?” diye sorardım. Greta Thunberg gibi, haha! Dünya derse ki, “Moruk, senin attığın plastik benim dişimin kavuğu bile değil”, “Aaaaa çok enteresan” derim.

Fotoğraflar: Hakan Akdemir

Sıradaki haber yükleniyor...
holder