Sadık Gültekin: Önce cümleleri azalttık, sonra kelimeleri... Çocuklarımız kelime fukarası oldu

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Posta yazarı, eğitim dünyasının duayen ismi Sadık Gültekin’in yeni kitabı ‘Limitsiz’ raflardaki yerini aldı. Kitapta, geleceğin alışılmışın dışındaki eğitim modellerine değiniyor. Özellikle ‘okulsuz eğitim’ modeli adeta tabuları yıkmaya geliyor. Öğrenme ve öğretme konusunda limitsizlik kavramını da işleyen, Motto Yayınları’ndan çıkan bu keyifli kitap tarihten, bilim insanlarından ve hayattan çarpıcı örnekler sunuyor. Sadık Gültekin’le hem yeni kitabını konuştuk hem de var olan eğitim sistemimizin küçük bir değerlendirmesini yaptık.

EĞİTİMİ DÖRT DUVAR ARASINDAN ÇIKARAN BİR SİSTEM: ‘OKULSUZ EĞİTİM’

Mevcut eğitim sistemine tepki olarak doğan ‘okulsuz eğitim’ nedir?

Gelecek dünyada; okulsuz, öğretmenin olmadığı yeni bir eğitim modeli ön görülüyor! 2030 yılında, okuldaki derslerin yüzde 90’ının internet üzerinden yapılması planlanıyor. Mevcut eğitim sistemlerine tepki olarak doğan, hızla yaygınlaşan bir kavram olan ‘okulsuz eğitim’ Türkiye için hayli yeni bir kavram. Bu sistem, eğitimi belirli standartlara ve okul binaları içerisine sığdırmaya karşı çıkıyor.

Eğitimde, kalıplaşmış ve günlük hayatta kullanılmayan bilgilerin hafızada depolanmasının bir anlamı olmadığını vurguluyor. Bu eğitim modelinde önemli olan bireyin ilgi duyduğu alanlara yönelmesi! Amaç öğrendiklerinden keyif almayı öğretmek ve düşünebilen, kendi kararlarını verebilen gençler yetiştirmek. Okulsuz eğitimde öğrenme her yerde olabilir! Kitaplar, internet, aile, müzeler, geziler ve doğanın kendisi birer eğitim materyalidir aslında... Kısacası hayatın kendisi bir okuldur!

Yeni çıkan ‘Limitsiz’ kitabınız okurlara neleri sorgulatacak?

‘Limitsiz’, olaylara farklı boyutlardan bakabilmeyi sağlıyor. Aslında limit diye bir şey yok ancak insanların çabaları, olaylara yaklaşımı limitler yaratıyor. Kendisine limit koymayan her insan başarıya ulaşır. Bu kitap, bu konuyla alakalı olarak eğitimden, tarihten, bilim insanlarından ve hayattan çarpıcı örnekler sunuyor. Ben de bir öğrenciyim ve bu kitabı yazarken hayret verici bilgilerle karşılaştım.

“Gelecek dünyada, okulsuz, öğretmenin olmadığı yeni bir eğitim modeli öngörülüyor” diyorsunuz. Sizce belirli kalıpların içine sıkışan öğrenciler bu öngörülen modele uyum sağlayabilir mi? 

Açıkçası sağlayamaz. Uzaktan öğretimde bile büyük sıkıntılar yaşıyoruz; öğrenciler, onlara birinin bir şey anlatmasına alışkınlar. Konu ilgilerini çekiyorsa dinliyorlar, çekmiyorsa dinliyor gibi görünüyorlar. Çünkü bu sistemde otokontrol bir başkasında ve çocuklar denetlenmeye alışıyor. Çocuklar araştırma yapmıyor. Okuldaki bilgileri alabildiği kadar alıyorlar. istenileni verdiklerinde de başarılı sayılıyorlar. Okulsuz eğitimde ise öğrenciler kendileri çabalıyorlar.  

UZAKTAN EĞİTİM BİR ALTERNATİF DEĞİL ÖNEMLİ BİR DESTEKLEYİCİDİR

Pandemi dolayısıyla karar verilen uzaktan eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Esasında uzaktan eğitim değil öğretim yapıyoruz. Eğitim olması için sanatın da kültürün de grup etkileşiminin de olması gerekiyor. Bu yeni sistemin kısa sürede üstesinden gelebildiğimizi düşünüyorum ama hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. Sosyalleşme kısmı her zaman eksik kalacak.

Uzaktan eğitim bir alternatif değil önemli bir destekleyicidir. Öğrencilere kendi başlarına da bir şeyler yapmaları gerektiğini gösteriyor. Pandemi bittiğinde ve çocuklar okula döndüğünde, uzaktan eğitimin zenginliğini belki yüz yüze eğitimde bulamayacak. Kapalı mekanda eğitim çocuklara kuru ve yavan gelmeye başlayacak. Demek ki uzaktan öğretimin süresi ve sınırı yok.

OKULLARIN DUVARLARI OLMAMALI ANCAK BİZİM OKULLARIMIZIN DİKENLİ TELLERİ BİLE VAR

Okula başlayan çocukların yaratıcılıklarının köreldiği ve sınırlar içine girdiği söylenir ve zaten hepimiz bunu yaşadık. Bu durumun değişmesi için neler mümkün? 

Okulların duvarları olmamalı ama bizim okullarımızın duvarlara ek olarak dikenli telleri bile var. Okulun hayattan kopuk olmaması lazım. Okulun; hayatla, bilimle, sosyolojiyle iç içe olması gerekiyor. Çocukların bir ayakları okulda diğer ayakları eğitimini aldıkları sektörde olmalı. Ulu önder Atatürk, eğitimci ve sosyolog John Dewey’i, tavsiyelerde bulunması için Amerika’dan Türkiye’ye davet etmiş.

Dewey “Gözlediğim kadarıyla Türkiye’deki çocuklar çok zeki. Dünyadaki akranlarından hiçbir farkları yok. Fakat beni hayrete düşüren şey; bu çocuklara ne yapıyorsunuz da hepsini aynı şekle sokuyorsunuz. Bunu nasıl başardığınızı araştıracağım” demiş. Demek ki bizim öğretim modelimizde bir sıkıntı var.  

ÇOCUKLARA YABANCI DİL ÖĞRETMEYE BİZİM KADAR MERAKLI OLAN AMA BUNU BİR O KADAR DA BECEREMEYEN BAŞKA ÜLKE YOKTUR

Sorgulaması engellenen ve ezbere alıştırılan gençler, nasıl yetişkinler olacak? 

Yaptığını yapacak, yapamadığını bırakacak. Mesela, çocuklara yabancı dil öğretmeye bizim kadar meraklı ve istekli olan ve bunu beceremeyen başka bir ülke yoktur herhalde. Bu konuda gerçekten harikalar yaratıyoruz. Çocuklara dilbilgisi öğretip durduk ancak yanlış yapmamak üzerine bir dil eğitimi olabilir mi? 

“Çocuklarımızın ve gençlerimizin kelime fukarası olduklarını, bu nedenle kendilerini ifade edemediklerini, sorgulayamadıklarını rahatlıkla belirtebiliriz” demiştiniz. Bunun nedenlerini kısaca açıklar mısınız?

Önce cümleleri azalttık, sonra kelimeleri azalttık, şimdiyse kelimeleri sembollere indirgemiş bir durumdayız. Israrla bir noksanı sınavlarla iyileştirmeye çalışıyoruz. Son yıllarda liseye ve üniversiteye giriş sınavında kitap okumanın önemi ortaya çıktı. Peki, biz sınavda başarılı olmak için mi kitap okuyacağız? Süreci yönetemediğimiz için sonuçtan çözüm üretmeye çalışıyoruz. Kitap, sınav için değil hayat için okunmalı. 

İNTEGRAL VE TÜREVİ MANAVDA MI KULLANACAĞIZ?

Sizce, normal şartlarda ideal eğitim nasıl olmalı? Türk eğitim sisteminde gördüğünüz eksikler neler?

Bilgi yükünden çok öğrencinin bilgiye nasıl ulaşabileceği ve o bilgiyi nasıl kullanabileceği üzerine olmalı. “İntegral ve türevi manavda mı kullanacağız?” diyen çok öğrenci var. Oysaki bunları farkında olmadan analitik düşünce gücünde de kullanabiliriz. Fizik dersi sadece tahtada ya da laboratuvarda olmamalı. Teori gerekiyor ama hayattaki karşılığına da bakmak gerekiyor. Demek ki yöntemde bir sıkıntı var. 

Bundan en fazla 10 yıl sonra, bugün geçerli olan, popüler ve çok kazandıran mesleklerin en az yarıdan fazlasının yok olacağı düşünülüyor. Sizin bu konudaki fikirleriniz neler?

10 yıl çok uzun ve uzak bir kavram. Bu kadar gelişmiş teknolojiye ve haberleşme sistemine rağmen Ocak ayından pandemiyi ön göremedik sürpriz oldu. 10 Mart’ta pandemiyi kucağımızda bulduk. Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki her şeyin yarılanma ömrü çok kısa sürüyor. Bazı temel dallar kaybolmayacaktır ancak şu anda bilinmezin içinde yaşıyoruz. Bildiğimiz her şey değişecek ve yapılması gereken tek şey değişime hazır olmak.

FELSEFE OKUMAK, KİMSEYE BİR MESLEK VAAT ETMEZ

İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunusunuz. Felsefe eğitimi almış olmak dünyaya bakışınızı nasıl etkiledi?

Felsefe kimseye bir meslek vaat etmez. Felsefe; bilgi, düşünme disiplini ve olaylar arasında bağlantı kurabilme imkanı verir. Gerisi kişiye kalır. Felsefe, balık tutmayı öğretir ancak balığı kendiniz tutarsınız. Burada cesaret olması gerekiyor. Üniversite tercihi yapan öğrenciler hep bir güvence arar ama felsefe bazı dallar bu güvenceyi vermez. Herkes illa felsefe okumasın belki ama illa herkes felsefeye bulaşsın ve bulaştırılsın

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder