Yasemin Mori: Güzel bir erkek yetiştirip kadınlara takdim edeceğim

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

17 yaşındayken Yasemin Mori’nin ‘N’olur N’olur N’olur’ şarkısıyla durmadan dans ederdim. Şarkının ‘Bak ben zır deliyim’ bölümünde iyiden iyiye havalara girerdim. Haziran’da çıkardığı ‘Beni Bana Bırak’ isimli single’ı hayli sakindi. Ben de sakince oturup dinledim. Yine harikalar yaratmış. Ondan hep yaratıcılıkla beslenen bir ‘delilik’ enerjisi aldım. Doğanın böyle kadınlarla gizli bir anlaşması var gibi gelir bana. İlahi bir koruma kalkanları olur sanki... Günler sonra anne olmaya hazırlanan Yasemin Mori ile müzikten dünyanın ve insanın düştüğü durumlara kadar birtakım konular hakkında konuştuk. 

En son çıkan ‘Beni Bana Bırak’ single’ınızda insanlığa ne anlatmak istediniz?

Bu şarkı, aşkın içindeki güç savaşının hikayesidir benim için. Aşkta bile güçsüz görülen tarafın ezilmesi bence dünyanın en büyük problemlerinden biri. Dünyada kendini güçle var eden bir insanlık dramı yaşanıyor. İnsanlar güçlü görünen şeylerin hemen etkisinde kalır.

Neden kendi güzelliklerinin farkında olmamacasına güce nasıl tutunurlar, anlamıyorum. İnsanlar, ezilmeye ihtiyaçları varmış gibi davranıyor. Tüm insanlar adına “Beni bana bırak çünkü benim içimde zaten inanılmaz bir cevher var” diyorum. Herkesin kendi içindeki sevgiyi ve gücü bulmasını isterim. Bu şarkı, kendi içindeki cevheri fark edememiş insanlara bir serzeniştir.  

Şarkının iki klibi var. İlki apokaliptik bir atmosfere hakimken diğeri ‘Başkalığının Güzelliğine’ konseptiyle Onur Ayı’na selam veriyor. Olaylar nasıl gelişti?

İlk klipteki 3D avatar benim çizimimdi. İtalya’daki bir sanatçı çizimimi klipteki forma getirdi. Fütürist bir konsept yaratmak istedik. İkinci klip için şarkımı eşime dostuma gönderdim. Hepsinden şarkıyı hissederek video çekmelerini istedim. Her biri çok özel, kendi dilleri olan, varoluş biçimlerini yansıtabilen, cesur, parıl parıl parlayan insanlar. Irmak Altıner de yönetmenliğini yaptı ve olaylar gelişti.

Ben insanları LGBTİ+ diye ayırmayı sevmiyorum ama o kadar dışlanıyorlar ki böyle olması gerekiyor. Onlar; müthiş yaratıcı, kendileri gibi olan, cesur insanlar. Senden benden bir farklılıkları yok. Korkmadan kendileri olabilen arkadaşlarım olduğu için gurur duyuyorum.

FARKLILIKLARIMIZ YÜCELTİLDİKÇE PARLARIZ

Peki, size göre o başkalıktaki güzellik ne?

Başkalıkla aynılık arasında bana kalırsa çok önemli bir fark yok. Hepimizin özü aynı fakat farklı farklı ruhlara sahibiz. Farklılıklarımız yüceltildikçe parlarız. Herkesin algıladığı dünya başkadır. Bu başkalık her birimizi benzersiz yapar.

Mori soyadınızın Jim Morrison’dan geldiğini yeni duydum ve bunu çok tatlı ve komik buldum.   

Haha! Üniveristedeyken Jim Morrison’ın eşi olarak var olduğumu düşünüyordum. Hatta Yasemin Morrison diye bir e-mail hesabı almıştım. Arkadaşlarım da bana “Yase Mori” demeye başladı. Böyle bir hikaye işte. Bu arada gerçekten çok saçma ama anneannem de bana “Mori” derdi, bu Jim Morrison’dan bağımsız olarak. 

Semiha Berksoy’da ve Aysel Gürel’de de olan yaratıcılıkla beslenen bir delilik enerjisi alıyorum sizden. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Serde delilik var. Arkadaşlarım da aynı şeyi söylüyor ama ben arkadaşlarımın da deli olduğunu düşünüyorum. Varoluş şeklim akla yatkın bir yerde değil. Akılla karar verebilen biri hiç olmadım. Müzik için çok tutkuluydum ve kendi yaratıcılığımı keşfetmek için önüme sanatsal yollar açıldı.

BİZ DERİNLİKLİ BİR HALKIZ VE KÖTÜ MÜZİKLERİ HAK ETMİYORUZ

Rap müziğin yeni bir keşifmiş gibi yeniden popüler olmasına ne diyorsunuz?

Ezhel, bir şeyleri çok tatlı bir şekilde değiştirdi. Duruşunu ve müziğini çok beğeniyorum. Rap müziğin popülerleşmesini seviyorum çünkü popülerleşmeyen şey ana akım olarak devam edemiyor. Underground kültürün underground kalması çok önemli ama birilerinin bunu halka tanıtması gerekiyor.

Çok daha önceden popüler olmalıydı. Sadece pop müzikle yaşamaya daha ne kadar devam edebilirdik ki? Sonunda bir değişim gerçekleşti. Biz derinlikli bir halkız ve kötü müzikleri hak etmiyoruz. Toplum duygulu ve hisli müzikleri seviyor.

Bu ara ölümlü olmak üzerine çok düşünüyorum ve ölümlü olmamız beni çok rahatlatıyor. Siz ölümsüz olmak ister miydiniz?

Asla istemezdim! Dünya, ruh geliştirme merkezi gibi bir yer. Burada bir ders var ve onu alıp gidiyorsun. Mücadelelerle geçen ömür bir yana yaşamanın çok büyük bir keyfi var ama bunun sonsuz olması korkunç olurdu. Bir daha dünyaya gelmek ister misin diye sorarlar ya bir de... Sen ister miydin mesela?

Ne olacağımı ben seçeceksem belki isterdim. Uçabilen bir hayvan olmak ilginç olabilirdi ya da dinozorları gözlemleyebileceğim zaman diliminde birkaç ay takılmak isteyebilirdim. Peki, siz?

Kesinlikle insan olarak ya da insana maruz kalan bir hayvan olarak yeniden dünyaya gelmek istemezdim. Dünyayı deneyimledik artık, başka bir paralelde yeniden yaşamak daha iyi olabilir. Ortamın daha ılıman olduğu bir yer... Gerçi belki de buranın zıtlıkları bizi manyak derecede besliyor olabilir ama farklı bir deneyim yaşamak isterdim. Dünyadaki muhabbetlere yeniden girmeye gerek yok.

Yaşamla ilgili en kaygılı olduğunuz konu ne?

Faşizm. Birinin diğeri üzerinde güç kurmaya çalışması, baskılaması... Bazen George Orwell’in ‘1984’ romanının içindeymişiz gibi hissediyorum. Her anı düşüncelerimizle yarattığımız için, bilincimizi olmasını istediğimiz yöne doğru çekebilirsek belki her şey daha iyi olur.

Etrafımızda olanlardan daha az etkilenip gitmek istediğimiz yöne doğru odaklanmalıyız. Benim dünyamda kimse kimseyi ezmiyor. İnsanın enerjisi çok kuvvetli ve hayallerimizle olmak istediğimiz yeri yaratabiliriz. İnsan, daha etkin olması gereken bir canlı Instagram’da içerik like’layarak bir yere varamayız.

Tek bir şeyi yok etme gücün olsa bu ne olurdu?  

Her türlü ayrıştırıcılığı, ötekileştirmeyi yok etmek isterdim.

Müzisyenlerden oluşan şampiyonlardan liginizde kimler var?

The Doors, Miles Davis, John Coltrane, Barış Manço, Aşık Veysel, Münir Nurettin Selçuk... Liste uzar da uzar.

Gelmiş geçmiş hangi efsanevi müzisyenle karşılıklı oturup 21. yüzyılı çekiştirmek isterdiniz?

Ludwing van Beethoven. Adam, 21. yüzyılı görünce “Neeee!” diye tepki verirdi kesin. Zaten pek duymuyordu iyice sarar kulaklarını artık. Haha.

SEVGİLİ DÜNYA, ÇOK HIRPALANSAN DA TÜRÜMÜZE ÇOK BÜYÜK BİR EV SAHİPLİĞİ YAPTIN, MUHTEŞEMSİN

Yaşlı dünyamız bir günlüğüne sizinle konuşacak ve sizin de ona bir soru sorma hakkınız olacak. Ona ne sorardınız ya da neler söylerdiniz?

“İyi misin? İnsanlık adına senden çok özür dilerdim. Sevgili dünya, çok hırpalansan da türümüze çok büyük bir ev sahipliği yaptın, muhteşemsin. Galaksinin en tatlı gezegenisin ve insanlığa o kadar çok şey sundun ki sana minnettarım. Bu kadar güzel meyveleri, sebzeleri yetiştirmek nereden aklına geldi? İnsanlık olarak maksimum birkaç bin yüzyıl daha burada oluruz muhtemelen ama sen biz gittikten sonra yine yardırırsın. Gel seni bir öpeyim!” derdim.

Müziğinizin tadının zaman içinde değiştiğini düşünenler var. Anlaşılmadığınızı düşündüğünüz oluyor mu?

Jim Morrison’lar, Janis Joplin’ler 27 yaşında ölmüş. Geriye sadece kısa yaşamlarında ürettikleri kaldı. Belki daha çok yaşasalar daha farklı müzikler deneyeceklerdi. Ben geldim 37 yaşına. Tabii ki farklı şeyler de deneyeceğim. Bir durumun hep aynı şekilde devam etmesi imkansızdır.

Aşk şarkıları hep aynı çizgide gidebilir ama anlatmak istediğin bir derdin ya da sanatsal kaygın varsa iş başka yere evriliyor. Dünyadan da etkilenerek fütürist işler ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Sürekli aynı müziği yapmanın bir değeri yok. 

BİR CANLIYA EV SAHİPLİĞİ YAPMAK TILSIMLI BİR HİS

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

Çok güzel bir dönemindeyim. 2020’ye girdiğimiz gün hamile olduğumu öğrendim. 2020’nin çok manyak geçeceğine dair bir fragmandı bu haber benim için. Çocuk yapmak aklımda yoktu ama çok mutlu oldum. Akışta olmayı seviyorum. Planlı bir hamilelik değildi. Keyfimiz yerinde.

Evimizde yeni bir enerji var. Hayatımıza yeni bir ışık geliyor. Ben de o ışıkla büyümek ve oğlumu büyütmek istiyorum. Güzel bir erkek yetiştirerek kadınlara takdim edeceğim. Oğlumun kadınların ruhundan çok iyi anlayacağını düşünüyorum.  

Dünyanın üzerinden milyarlarca insan geçmesine rağmen doğum hâlâ bana çok enteresan ve büyülü geliyor. Anne olmak size ne hissettiriyor?

Bir canlıya ev sahipliği yapmak tılsımlı bir his. Hamilelik hormonlarıyla sol beynimin çalışması azaldığından olsa gerek oğlumu, Tanrı’dan gelen bir armağan gibi hissediyorum. Sol beynimle düşündüğüm zamansa vücudumun buna yol açabilmesi inanılmaz! Kadının bedeni üzerinden yaşamın devam etmesi çok absürt ve muazzam.  

YEDİ YAŞINDA QUEEN DİNLEMEYE BAŞLADIM

Günler sonra anne olacaksınız. Siz nasıl bir çocuktunuz?

İstanbul’da doğdum. Babam askerdi, annem de Türk Hava Yolları’nda çalışıyordu. Bu sebeple çocukluğum çoğunlukla anneannemle geçti. Babam sürekli evde son ses klasik müzik dinlerdi. Neredeyse her pazar operaya giderdik. Ablam da rock ve caz dinlerdi.

Ablam sayesinde yedi yaşında Queen dinlemeye başladım. Köpek aldırmak için elimden geleni saçmalığı yapmıştım. Sonra bir köpeğim oldu ve adını Ella koydum. Ella Fitzgerald’ın Ella’sıydı. Kimse bana çok karışmazdı. Kendi oyununu yaratan bir çocuktum.

Peki, giderek karmaşıklaşan dünyamıza yeni bir birey getirmek sizi hiç kaygılandırıyor mu?

Hiç kaygılanmıyorum. Dünya her zaman zor ve çetindi. Burası zaten geçici bir yer. Bu durumla barışık olmak gerekiyor. Herkesin kendi seçtiği hayatı yaşama hakkı olduğunu düşünüyorum. Çocuğum buraya gelmek istemeseydi zaten gönderilmezdi. O bir ruh ve benim üzerimden bu hayatı deneyimlemeye geliyor. Belki yapay zekaya katkıda bulunacak belki Tibet’te yaşayacak, belki manyak bir müzisyen olacak. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder