İstanbul'un “back-up”ı var mı?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Japonya’nın doğu kıyıları, özellikle Tohoku bölgesi 11 Mart 2011 tarihinde 9.0 büyüklüğündeki korkunç bir depremle sarsıldı. 6 dakika süren depremde yaklaşık 20 bin kişi hayatını kaybetti. Ortaya çıkan tsunamide dalgaların yüksekliği 40 metreye ulaştı. Depremle oluşan enerjinin Hiroşima’ya atılan bombanın 600 milyon katı olduğu tahmin ediliyor. Depremin bilançosu özetle şöyle: 125 bin konut ve işyeri zarar gördü. 1,5 milyon kişi susuz kaldı.

4.4 milyon konutta elektrik kesildi. Dünya tarihinin en yüksek maliyetli doğal afetinin Japonya’ya toplam faturasının 300 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu deprem dalga dalga öyle geniş bir coğrafyada hissedildi ki, Amerika’dan Rusya ve Şili’ye kadar birçok ülkede sahiller Japon tsunamisinin etkisi altında kaldı. Amerika’da bile 10 milyon dolarlık hasar oluştu.
[[HAFTAYA]]

Japonya’da fabrikalar iş yapamaz hale geldiği için dünyanın dört bir yanında otomobil, bilgisayar ve elektronik üretimi durma noktasına geldi. Felaketin bir de nükleer kaza boyutu var. Fukuşima Nükleer Santrali, deprem ve tsunamide ağır şekilde zarar gördüğü için bölgede yaşayan 200 bin kişi tahliye edildi. Fukuşima hâlâ büyük risk oluşturmaya devam ediyor. Kaza nedeniyle hükümet, ülkedeki bütün nükleer santrallerin faaliyetini belirsiz bir süreyle durdurma kararı aldı. Bu durum, dünyada nükleerin geleceği açısından bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor.

Sabretme ve hoşgörü kültürü


Japonlar sadece teknolojileriyle değil, gösterdikleri insanlıkla da dünyayı şaşırtıyor. Bu depremde de öyle oldu. Normal zamanlardaki saygılı tutumlarından hiçbir şey kaybetmeden kuyruklarda saatlerce sıranın kendilerine gelmesini beklediler. Yiyecek ya da su almak için kimse öne geçmek için hamle yapmadı, itişme ya da kavga olmadı. Bir sürü değerli eşyanın ortalığa yayılmasına rağmen yağmalama olayı yaşanmadı. Büyük yıkıma neden olan Kobe depreminden sonra da hatasını kabul eden yerel yöneticilerden intihar edenler bile olmuştu. Bu deprem de neredeyse hükümetin istifasına yol açıyordu.



Deprem sonrası su kuyruğunda sabırla bekleyen insanlar.

Biz ne durumdayız?


İngilizce’deki “back-up” kelimesi ‘bir şeyin yedeğini almak’ anlamında kullanılıyor. Tıpkı bilgisayardaki bilgileri olası bir çalınma ya da teknik soruna karşı başka yere aktarmak gibi. Kaybedilmesi halinde büyük zarar verecek birçok şeyin back-up’ını almak mümkün. Örneğin büyük kuruluşlar, kritik bilgilerini farklı şehirlerde yedekliyor.

Japonlar IRTBBC adını verdikleri yedekleme modeliyle başkent Tokyo’yu nispeten güvenli bir yere taşıma planı yapıyor. Nüfusu 20 milyon dolayındaki ehrin birebir kopyasını yapmak elbette mümkün değil. Olası bir depremde, ülkenin hassas ve stratejik birimlerinin çalışmaya devam etmesi hedefleniyor. İstanbul’un büyük deprem riski neredeyse Tokyo kadar yüksek. Fakat İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin böyle bir yedekleme çalışması olduğunu hiç duymadım. İstanbul’u yıkacak bir deprem, Türkiye’nin de can damarının kesilmesine neden olacak. Biz, bu işler için hazırlık yapmak yerine sürekli beton projeler geliştirip İstanbul’un nüfusunu ve rantı artıracak işlerin peşinde koşuyoruz. Büyük felaket kapıyı çaldığında bunları düşünmek için çok geç olacak.

Not: Japonya’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nun davetiyle bugün Hilton Oteli’nde Japonya konulu bir seminerde konuşma yapacağım. Geçen ay gerçekleştirdiğim Japonya seyahatimden izlenimleri de paylaşacağım. Van depremi sonrasında ülkemize gelerek olağanüstü bir insanlık dersi veren, ancak artçı şokta kaldığı otelin yıkılması sonucu hayatını kaybeden Binlerce Japon doktor Atsushi Miyazaki’yi de anacağız

Yazarlarımızdan

13 Mayıs 2021, Perşembe 10:20
13 Mayıs 2021, Perşembe 07:01
13 Mayıs 2021, Perşembe 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder