2 bin 600 TIR çimento satarak 1 TIR bilgisayar alabiliyoruz!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Dünya 8 milyar nüfusa sahip büyük bir pazar... Türkiye olarak geçen yıl itibariyle bu pazarda yaklaşık 180 milyar dolarlık mal satarken, karşılığında da 210 milyar dolarlık alım yaptık... Ve bu veriler bizim ihracat-ithalat rakamlarımız olarak resmi kayıtlardaki yerini aldı. 2000 yılında sadece 27 milyar dolar ihracat, 54 milyar dolar da ithalat yaptığımızı düşünecek olursak gelinen nokta son derece başarılı. Aradan geçen zamanda ihracatımız altı kattan fazla artarken ithalat artışı dört katla sınırlı kalmış.

Ayrıca ihracatımızın ithalatı karşılama oranı da ciddi anlamda yükselmiş. Ama gerçek performansa ulaşmak için işin biraz detayına inmek gerekiyor. O detay da kilogram başı ihracat verileri... Türkiye olarak 1 kilogram bilgisayarı 600 dolardan satın alıyoruz. Akıllı telefonların 1 kilogramı için neredeyse 2 bin dolar ödüyoruz. Konuyu biraz daha açalım: Türkiye 432 ton demir satışından elde ettiği gelirle 1 ton ilaç alabiliyor. 2 bin 600 TIR dolusu çimento satışından elde ettiği gelirle ancak 1 TIR bilgisayarın alım maliyetini karşılayabiliyor.

1 TIR domates satışından elde ettiği gelirle de sadece 7 kilogram domates tohumu ithal edebiliyor. Bu arada yaptığımız 100 dolarlık ihracatın da yaklaşık 60 dolarlık kısmını ithal girdilerle gerçekleştirebildiğimiz de unutulmamalı. Öte yandan Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından açıklanan güncel verilere göre Türkiye’nin 2020 Ocak-Mayıs döneminde gerçekleştirdiği ihracatın kilogram fiyatı 2019 yılına göre 0.16 sent gerileyerek 0.96 sent olarak gerçekleşti. 0.96 sentin güncel kurla karşılığı ise sadece ve sadece 6.5 TL... Peki dünyada durum ne?

Bu alanda zirvede Japonya var. Kilogram başına 4 dolarlık bir değer yaratıyor Japonlar... Almanya kilogram başına 3.7 dolar, ABD ve Güney Kore 2.5 dolar, Polonya 1.85, Çin ise 1.59 dolar katma değer üretiyor. Türkiye olarak arzu ettiğimiz seviyelere ulaşmak için ilk olarak üretimimizi dışa bağımlı olmaktan kurtarmalıyız. Ardından da AR-GE, inovasyon ve markalaşma ile niteliğini yükseltmeliyiz.

Son cümlemde kullandığım ve yıllardır herkesin, her ortamda sık sık sarf ettiği ‘AR-GE, inovasyon ve markalaşma’ üçlüsünü birkaç örneklerle açmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Mesela 1 kilogram çileğin ihracattaki kilogram değeri 8 TL... Buna karşılık Mercedes CLA 200’ün kilogram değeri 137 TL. Bir kilo Lacoste tişört 3 bin 500 TL ediyor. Yükte hafif pahada ağır bir ürün tanımının tam karşılığı.

Cep telefonu, bilgisayar, hatta bakım kremleri gibi ürünlere girecek olursak kilogram fiyatları daha da yukarı çıkıyor. Özetle fındık gibi doğanın bu topraklara bahşettiği bir ürünü daldan toplayıp satmakla zengin olamayız; fındığı Nutella gibi dünyaca ünlü bir ürüne dönüştürüp pazarlamalıyız.

BUGÜN, O GÜN

Cem Yılmaz, geçen pazar günü sosyal medya hesabından aynen şunları yazdı: “Az evvel babamı aradım. 5 dakika Babalar Günü’nü kutladık. Sonra oğlum beni aradı. Bir 10 dakika da onunla karşılıklı kutlaştık... Sonra Babalar Günü’nün haftaya olduğunu öğrendik.

Mis gibi kafalar, kuşaklar boyu...” Bence kafaların mis gibi olduğu yok; Yılmaz ailesinin Babalar Günü’nün hangi gün olduğunu karıştırmasında da bir sorun yok. Hata hepimizde... Çünkü bu özel güne hak ettiği önemi ve özeni göstermiyoruz. Sanki bir Anneler Günü var diye; babalarımız da kırılmasın, gücenmesin diye öylesine konmuş bir gün muamelesi yapıyoruz.

Oysa çok ama çok daha fazlası. Hayat boyu bizi destekleyen, arkamızda adeta bir dağ gibi duran, en büyük zorluklar karşısında bile eğilmeyen o koca yürekli adamlar, babalarımız, yol arkadaşlarımız çok daha fazlasını hak ediyor. Babalar Gününüz kutlu olsun.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder