Hesabı beraber ödemeliyiz

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Dünyanın halen hizmet veren en eski alışveriş merkezi (AVM) olan Kapalıçarşı, tam 560 yıldır hem İstanbullulara hem de kente gelen uluslararası tüccarlardan turistlere kadar milyonlarca insana hizmet veriyor.

Böylesine önemli tarihi bir değere sahip olan Türkiye, modern anlamda ilk AVM için ise 1987 yılına kadar bekledi. O yıl Ataköy sahilinde açılan Galleria sadece alışveriş alışkanlıklarını değil sosyal yaşamı da önemli ölçüde değiştirdi.

Bu büyük değişime rağmen Anadolu Yakası ilk AVM’si olan Capitol’e ancak 1993 yılında kavuşabildi. Sonra ipin ucu biraz kaçtı ve art arda inşa edilen projelerle son yıllarda Türkiye AVM yüzölçümü en hızlı büyüyen ülkeler listesinde zirveye yerleşti. Geldiğimiz nokta itibariyle İstanbul’da 147, Ankara’da 38, İzmir’de 28 AVM faaliyet gösteriyor. Türkiye’deki toplam AVM sayısı ise 500 sınırına dayandı.

Elbette ki AVM sayısındaki hızlı artıştan başka alışveriş caddeleri esnafı olmak üzere şikayetçi pek çok kesim vardı. Ancak genel olarak hem firmalar artan hızlı tüketimle büyümekten hem de tüketici daha nitelikli hizmet almaktan son derece memnundu. Ta ki  COVID-19 salgını kapımızı çalana kadar...

An itibariyle rüzgâr tersine dönmüş durumda... Bu hafta Dünya Gazetesi’nde okuduğum habere göre 30’a yakın AVM’nin borçları yüzünden bankalara devir süreci başladı. 200’e yakın AVM ise bankalara devir riskiyle karşı karşıya. Yani sektörün neredeyse yarısı ciddi problem yaşıyor.

Bence konuyu sadece AVM sahipleri açısından ele almak büyük hata olur... Bu devasa ticari merkezler için üretim yapanlardan AVM çalışanlarına, hizmet sağlayan firmalardan kapısında bekleyen taksi şoförlerine kadar geniş kesimi ilgilendiren bir sorun var ortada.

Açıkçası salgın hiç kimsenin hesaba katabileceği bir risk değildi. Bu nedenle sorun yaşayan herkes ve her kesim mağdur... İşsiz kalan beyaz yakalı, maaşı azalan işçi, siftah yapamayan esnaf, geliri azaldığı için yeni yatırım planlarını öteleyen patron mağdur.

Adeta ekonomik bir afet söz konusu. Nasıl ki depremde, selde hiç kimseyi ayırmadan çözüm üretmek için herkes seferber oluyorsa salgının etkileri konusunda da aynı duyarlılığı göstermeliyiz. Ülke olarak kenetlenip ardımızda yaralı kimseyi bırakmadan yol almalıyız. Ve aşıyla birlikte tünelin ucundaki ışığı gördüğümüz bu krizden 83 milyon olarak hep birlikte çıkmalıyız. Bir bedel ödeyeceksek bile bunu yine 83 milyon birlikte ödeyip aydınlık yarınlar adına adalet duygusunu zedelememek için uğraşmalıyız.

EVİNİZ NERGİS KOKSUN

Türkiye’de nergis çiçeği üretiminin merkezi Karaburun’da, çiçek üreticileri sıkıntılı bir sezon geçiriyor.

Oysa sezona son derece umutlu başlamışlardı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile üreticilere 120 bin nergis soğanı dağıtılmış; havaların iyi gitmesiyle de üretim beklenenin üzerinde gerçekleşmişti. Ancak her yıl ocak ayında yapılan ve 100 bini aşkın konuk ağırlayan Nergis Festivali’nin bu yıl yapılamayacak olması nedeniyle şu sıralar çiçeklerin elde kalacağı korkusu hâkim ilçede.

Bu nedenle evinize giderken nergis satan birine rastlarsanız satın almadan geçmeyin. Hem eviniz mis gibi koksun hem de Karaburun’da yaşayan, geleceğini bu güzel çiçeğe bağlayan insanların yüzü gülsün.

ŞART

Hedefi doğru belirleme, hedefe uygun kadroları oluşturma, azimli çalışma, kararlılık ve istikrar spordan ticarete her alanda başarıyı getiren en temel unsurların başında geliyor.

Türk futbolunu bu unsurlar ışığında ele alacak olursak herhalde en başarısız olduğumuz konu istikrardır.

Avrupa’nın en büyük beş ligine baktığımızda, teknik direktörlerin İngiltere Premier Lig’de ortalama 537 gün görevde kaldığını görüyoruz.

Bu süre İspanya La Liga’da 506 gün, Fransa Ligue 1’de 375 gün, İtalya Serie A’da 351 gün, Almanya Bundesliga’da ise 336 gün...

Türkiye Süper Lig’de ise sadece 152 gün.

Günümüzün moda tabiriyle: “Yorum kamuoyunun...”

Sıradaki haber yükleniyor...
holder