En meşhur kim?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kuaför isimlerine taktım.

Eminim bütün kuaförlerimiz becerikli, bir o kadar da zanaatkardır. Ancak dükkanlarına isim seçme konusunda neden bu kadar kompleksli olduklarını anlamış değilim.

Önce sanatını icra edersin, ondan sonra dükkanına adını koyarsın. Ama bizimkiler önce ad koyup sonra servise başlıyor. Zannedersin hepsi dünyanın en meşhur kuaförü.



“Ahmet Yandımsaç Kuaför Salonu”

“Zeki Boyalı Bayan Kuaförü”

“ Hamza İnceminaregölgesineyaslanoğlu Kuaför Salonu”

Bunu okuyan kuaför arkadaşlar bozulabilirler ama onlara iyilik yapıyorum. Her ismin bir marka değeri vardır. Dünyanın en meşhur mağazalarının isimleri, ana  firmanın adını taşımaz. Sebebi mi? Eğer o markaya bir şey olup da işler ters giderse başka isimle aynı çatı altında devam edebilirler. 

O yüzden adınızı hemen tabelalara kazımayın, önce meşhur olup kendinize bir yer edinin, sonrasını düşünürsünüz.

Çek bir latte!

Hatırlıyorum, Starbucks’tan ilk girdiğimde mönülere göz atmış, hiçbir şey anlamamıştım. Ama yiğitliğe malum şeyi sürmemek için sanki her sabah gelirmişim gibi “Acaba bu sefer ne alsam” havalarında, gerçekte tek kelime bile anlamadan asılı mönüye göz gezdirmiştim.

Bunlar bizi bozar kardeşim. Biz 'Türk kahvesi' kültürüyüz. Öyle ne olduğunu bilmediğim, içine ne idüğü belirsiz bir sürü sos girmiş kahvelerden bir şey anlamam. Anlamakla da kalmam, hoşlanmam. Anlamadığım ve hoşlanmadığım bir kahveye de avuç dolusu para vermeyi düşünmem.



İçeride çalan müzikler de tam entel havalarda. Artık müşteriler de bu ortama uyum sağlamaya başlamışlar, zannedersiniz ki hepsi bu kafede doğmuş. Bir havalar ortada, deme gitsin. Sadece MacBook veya Ipad’ini göstermeye gidip orada Facebook’ta vakit geçirenler gırla.

Eh ne yaparsınız? Savaşlar artık topla tüfekle yapılmıyor, kahve ve çayla da savaş kazanılıyor artık.
 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder