4 saatlik 'Adalet Birliği' mi, 2.5 saatlik 'Ölüler Ordusu' mu?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

2021’de Zack Snyder’ın 2017 yapımı “Adalet Birliği”nin 4 saatlik yönetmenin kurgusu versiyonu Turkcell TV+’da, 2.5 saatlik yeni filmi “Ölülerin Ordusu”nun Netflix’te yayınlanmasıyla bir soruyu sormak şart hale geldi: Bu iki filmden hangisi daha iyi? Bence “Zack Snyder’ın Adalet Birliği” (“Zack Snyder’s Justice league”).

ZACK SNYDER’S JUSTICE LEAGUE: 5.5

ARMY OF THE DEAD: 4.5

YÖNETMENİN KURGUSU VERSİYONU DERLİ TOPLU

Zack Snyder çizgi roman uyarlamalarını yenileyen bir figür. İki eserde kariyer zirvelerine imza atmıştı. Teknolojik açıdan göz kamaştıran Frank Miller uyarlaması “300” (2006) ile başlamıştı her şey. DC’nin anti-süper kahraman ekibi filmi “Watchmen” (2009) ise birçok kişi tarafından sıkıcı bulunsa da onun albenisi, karizması ve koyu renkleriyle alternatif bir tarih okuması da getiriyordu. Bu durum karşısında bir ekol ortaya çıkmış olabilir.

Yönetmen destansı, melankolik ve gerçekçi “Man of Steel” (2013) ile bu damardan yürüdü. “Kara Şövalye”ye (“The Dark Knight”, 2008) kardeş olarak gelen bir eser ortaya çıkardı. 2016’da “Batman v Superman: Adaletin Şafağı”na (“Batman v Superman: Dawn of Jutisce”) ve 2017’de “Adalet Birliği (“Justice League”) belki de ona güvenle geldi. Fakat her ikisi de DC Comics’in “Batman Daima” (“Batman Forever”, 1995) ve “Batman & Robin”inden (1997) farksız durup DC’nin en zayıf uyarlamaları arasına girdi. 

300 milyon dolarlık hayal kırıklıkları izlemiştik. İlki ‘Çelik Adam’ ile ‘Kara Şövalye’yi yüzleştirmeyi seçmedi. Ortaya çıkan her kafadan ayrı bir sesin çıktığı yapıtlardı. İkincisi ise kafa şişirmenin ötesinde upuzun ve aşırı dijital bir düello sahnesinin görsel efektlerle aradan sıyrılıp gitmesine kayabiliyordu. Gotham City için feminist “Yırtıcı Kuşlar” (“Birds of Prey”, 2020) daha başarılı bir deneme olarak akıllara kazındı. Burada da onun seviyesi yakalanamıyor.

KOYU RENKLERİN KARİZMASI AÇIĞA ÇIKIYOR

Aslında Snyder’ın 2021’de 4 saatlik gerçek kurguyu piyasaya sürmesi yerinde bir hareket. O iki başarısızlığı bertaraf etmek için kolları sıvaması şarttı. Bu yeni yönetmenin kurgusu versiyonunun özellikle ilk bir saati çok iyi. Yönetmenin Fabian Wagner’in sinematografisine yüklediği çarpık açılarla 1.33:1 formatını bir araya getirip koyu renklerin karizmasından beslendiği bir yapı kuruluyor. 2.5 saatlik “Batman v Superman: Adaletin Şafağı” ile iki saatlik “Adalet Birliği”nin toplamında bunu görememiştik. 

Bu epizodik yaklaşımın içerisinde özellikle Ezra Miller’ın The Flash’i devreye girdiğinde gaza basma gerçekleşiyor. Ama Batman ile Superman’in sahneleri hiç de iç açıcı değil. Zaten baştan itibaren Snyder’i uçuruma sürükleyen Ben Affleck biraz daha geri plana itilebilirmiş. Amy Adams-Henry Cavill arasındaki tutku filizlenmesi ise Yeşilçam’ın ağlak eserlerini akla getirmekle kalıyor. Eisenberg’in Lex Luthor’unun yüzünün özellikle görülmemesi en azından doğru bir tercih gibi gözüküyor.

‘MAN OF STEEL’IN YOLUNA SAPAN BİR UYARLAMAYA DÖNÜŞÜYOR

Ama Cavill ciddileşince onu karizma da kurtaramıyor. Fakat ilk filme göre bir kurgu olduğunu da söylemek gerekiyor. Ortada bir “Watchmen”, bir “300”, bir “Man of Steel” yok. Ama görsel efektler de kafa şişirmeden bir şekle sokuluyor. En azından dijital tarafı sömürülmeden devreye sokulan iyi çekilmiş fantastik aksiyon sahneleri izliyoruz. 

“Yenilmezler”le (“The Avengers”, 2012) rakip olmak isterken sonrasında yapılan olmamış “Yenilmezler: Sonsuzluk Savaşı” (2018) ve “The Avengers: Endgame”i (2019) kötü yola sokma gerçekleşmişti. Bu kez ise “Adalet Birliği”nin yerine “Man of Steel” yoluna sapan bir süper kahraman ekibi filmi gelmiş. Karizmatik ve koyu renkli birliktelik kendini izletiyor. 

Ama Jason Momoa’nın ‘Aquaman’inin yanında Ray Fisher’ın Cyborg’u da biraz fazla hantal gözükebiliyor. Bunun ötesinde de aslında geçişler arasında yönetmen farkını ortaya koyma hissediliyor. Filmin epik tarafının yaşattığı bu. Bu yeni kurgu en azından bir sinema ürünü izlenimi bırakıyor. Fakat yönetmenin en iyi beş filmi arasına giremiyor.

ZOMBİ SOYGUN KOMEDİSİ FİKRİNİN ZAMANI GEÇMEDİ Mİ?

Ama “Ölüler Ordusu”nda (“Army of the Dead”, 2021) o da yok! Ortada ‘zombi soygun komedisi’ damarı var. Buna ulaşırken de sanki “Dawn of the Dead” (1978) ile “Soyguncular”ı (“Ocean’s 11”, 1960) birleştirme arzusu var. Filmin finalinde Snyder etkisini hissettiriyor. Açılışta olayın gizemi aralanana kadarki bölüm de iyi.

Ancak bir yerden sonra fazla ciddiyetin olumsuz etki yaptığı bir noktaya da gidebiliyoruz Arkadaki diğer yaşayan ölülerin niye koşuşturduğunun anlaşılmadığı, görünürde daha zeki zombilerle yol alma da bir kafa karışıklığı ve olmamışlık getiriyor. Bir zombi filmine 150 dakikalık kurguyu uygun görerek çizgi roman uyarlaması muamelesi yapmak baştan hata. Başrole iri kıyım güreşçi yerleştirmek ise filmin esas defolarından biri.

SNYDER’IN SİNEMATOGRAFİYE KAYMASI ‘GERİLLA USULÜ’ DURUYOR

Belki Snyder’ın Hızlı ve Öfkeli’de The Rock seçimine kanarak 80’lerin B-tipi kahraman mantığına kayması baştan falso. Görsel açıdan “Ölülerin Ordusu”nda Meksikalı Sebastian Hoffman’ın zombinin gözünden akan dahiyane “Kuyruklu Yıldız”ında (“Halley”, 2012) dar odak üzerine kurulu ruh hali feyz alınsa da o zeka ve hakimiyet tekrarlanamıyor. Aksine Bautista’ya olan ilginin onun yanına beşinci sınıf bir oyuncu kadrosu gelmesi ve bu durumun sadece etnik çeşitlilik niyetiyle canlanmasıyla film uçuruma sürükleniyor.

Snyder, eskiden “Watchmen”deki gibi her oyuncunun yerli yerline oturduğu bir oyuncu ekibi de kurardı. O yetkinliği kaybetti, başroldeki fantastik karakterleri kızını yitirdiği için insani ve melodramatik hale getirmeye çalışıp bu konuda yapay gözükmekle kalıyor. Bautista’nın başrol performansının “Zombilerin Şafağı” (“Shaun of the Dead”, 2004), “Fido” (2006), “Dehşet Gezegeni” (“Planet Terror”, 2007) gibi dahiyane zombi komedisi filmlerini mumla arattığı söylenebilir. 

TÜRÜNDE İDDİASINI YİTİRİNCE ‘RIO SOYGUNU’DA KARDEŞ OLARAK GELİYOR

Bunun ötesinde “Yaşayan Ölülerin Gecesi” (“Night of the Living Dead”, 1968) gerilla usulüne dönüyor her şey sanki. Ama bütçe 70 milyon iken! Bu da züğürt tesellisi olsa gerek! Snyder’ın sonradan görmelik problemi bu durumda daha da açığa çıkıyor. 

Filmin açılış ve kapanış sekanslarında belli bir tutarlılık var. Fakat türünde yetkin işlerle yarışmaktansa soygun motifini araba yarışı aksiyonuna sokan seri üretim “Hızlı ve Öfkeli 5: Rio Soygunu”yla (“Fast Five”, 2011) rekabete giren bir noktaya kayılıyor.. Başrol tercihinden itibaren bir olmamışlık sirayet etmiş. Son halini Snyder verse de dört saatlik kurguda bile kurtarılamayacak bir proje var. En iyimser yorumla ihtimalle vasat bir yapıt izliyoruz.

“Dawn of the Dead” (2004) gibi başarılı bir yeniden çevrimin birkaç sene ardından üçlemenin ikinci halkası olarak düşünülen projenin üzerinden zaman geçmesi zarar getirmiş. Yönetmenin de fazla hevesi kalmamış. Bu sebeple “Ölüler Ordusu”, Snyder’ın kariyerinin en alt sıralarına yerleşiyor. Ama sonrasında izleyeceğimiz anime dizisi “Ölüler Ordusu: Kayıp Vegas”ı (“Army of the Dead: Lost Vegas”) merak ettirmiyor değil.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder