'Aile Arasında': Gülse Birsel'den alternatif aile önerisi

30 Kasım 2017, Perşembe 02:30
AA
Kerem Akça, 1 Aralık 2017’de vizyona giren filmleri değerlendirdi
 
KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr
 
‘Avrupa Yakası’ ve ‘Yalan Dünya’yla dikkat çeken Gülse Birsel’in senaryosunu yazdığı ilk sinema filmi “Aile Arasında”, günümüzün alternatif Türk ailesini sorgulamak istiyor. Engin Günaydın’dan Demet Evgar’a, Erdal Özyağcılar’dan Devrim Yakut’a uzanan başarılı oyuncu kadrosu da, Ozan Açıktan’ın ‘sitcom estetiği’ni var eden kaliteli ticari sinema arzusuna destek veriyor.
 
Cart renklerden beslenen sitcom estetiği
 
21 yıllık eşinin aniden terk ettiği Fikret (Engin Günaydın) ve 21 yıllık müzisyen sevgilisi tarafından bırakılan müzikhol vokalisti Solmaz (Demet Evgar), komik bir tesadüfle tanışır ve bu ikili dost olur. Solmaz’ın kızı Zeynep (Su Kutlu), ailesiyle ilgili yalanlar söylediği Adanalı sevgilisinden evlenme teklifi alır. Solmaz, Fikret’ten kızının ‘saygın emniyet müdürü babası’ rolünü oynamasını ister. Aile arasında bir kız isteme, bir de düğün olacak ve bu iş bitecektir. Ancak damadın geleneksel ve detaylı seremoni planları her şeyi bozar.


 
Ülkemiz sineması genelde klasik aile portrelerine alıştık. Sert ve geleneğine düşkün ebeveynlerin Anadolu’dan İstanbul’a gelmesiyle de aslında ‘kutsal evlilik/düğün’ün farklı versiyonları temsil bulabiliyor. Zaten BKM’nin son yıllardaki filmlerinde finali düğünde yapmak ve muhafazakar mesaj vermek moda haline geldi.
 
Gülse Birsel bu tabulara karşı çıkan bir alternatif aile yaratıyor. ‘Avrupa Yakası’nın Burhan ile Aslı’sının sanki bu kez perdedeki karşılaşmalarında ‘ayrılan bir çift’e dönüşmeleri ilginç bir girizgah. Bunun devamında da filmin yapısına uygun bir ‘sitcom estetiği’ devreye sokulmuş. Mihriban’dan (Birsel) ayrılan Fikret’in soluğu bir ‘tesadüf’ün ortasında alması filmin mizah anlayışını besliyor.
 
Aslında ‘yanlış anlaşılmalar’, ‘durum komiklikleri’, ‘mış gibi yapma’ ve ‘abartılı davranışlar’ı öne çıkaran, vodvil etkili bir mizansen anlayışı var. Görüntü yönetmeni Yon Thomas’ın katkısıyla renkli sanat yönetimine eklenen, mor, yeşil, kırmızı gibi cart renklerin hakim olduğu filtreler özenli bir görsel yapıyı duyuruyor. Adeta ‘pavyon sahnesi’ni aile kurumunun arasına taşıyor. Ozan Açıktan “Çok Filim Hareketler Bunlar”dan (2010) bu yana ilk kez görsel dil üzerine bu kadar kafa yorabilmiş. Sinan Çetin’in bir hayat kadının hikayesini anlattığı geçiş filmi “14 Numara”da (1985) Beyoğlu’nun arka sokaklarına uygun bulunan renk paleti ile Nihat Durak imzalı “Mutlu Aile Defteri”nin (2013) sitcom estetiği iç içe geçiyor sanki.


 
Birsel’in metni kahkaha garantisi veriyor
 
Gülse Birsel’in kendini yan role kaydırıp sette oyuncularla ilgilenmesi, filmin karakterleriyle gelen şamatanın samimi olmasına sebebiyet vermiş. Kahkaha garantisini beslemiş. Adanalı geleneklerine düşkün ailede bile bir ‘çekip kafayı bulmuş’ gelin bulunabiliyor. Bu da aslında ‘gizli ya da göz önünde’, ‘Cihangir veya Anadolu’da’ olması fark etmeksizin günümüzde ‘alternatif aile’nin moda olduğuna dikkat çekiyor.
 
“Aile Arasında”da Cihangir’de yaşayan, reisi pavyon şarkıcısı olan, iki travesti görünümlü kadınla birlikte 4-5’e anca tamamlanabilen ironik bir aile tablosu servis ediliyor. Neredeyse ‘çekirdek bir aile’ bile yok. ‘Entel aile’nin sıradan yaşamı, ‘köşk’ olarak addedilen, gacırdayan zeminiyle döküntü izlenimi bırakan bir müstakil evde vuku buluyor. Açıkçası Adam Sandler’ın en boyutsuz komedisi “Sucu”da (“The Waterboy”, 1998) kabalıkta doruğa ulaşan aile bireylerini akla getirebiliyor Derya Karadaş ve Ayta Sözeri.
 
Ama Gülse Birsel de ‘rol yapma’ ve ‘kılık değiştirme’den destek alıp ‘dolandırma’ya uzanabilen, kimsenin kendisi olmadığı bir aile tanımı yaratmanın peşinde. Ne kadar “Tenenbaum Ailesi” (“The Royal Tenenbaums”, 2001) veya “Korkuyorum Anne” (2004)  kadar tavizsiz tartışılır. Fakat en azından ‘beklenen mutlu son’un ötesinde, ‘bu ötekilerden oluşan aile kutsal bir yuvayı oluşturabilecek mi?’ sorusu soruluyor. Bunun cevabı aslında Adanalı ‘mükemmel’ gözüken ailenin saklı gerçekleriyle çok net veriliyor. Türkiye’de aile yapısının hiç de iddia edildiği gibi olmadığının üzerine basılıyor. Muhafazakar mesajlardan uzak duruluyor.
 
“Aile Arasında”da aradığımız aile komedisi tanımı var. Ama örneğin Kanyon’da çekilen sahnelerde renkleri işlenmemiş görüntüler ve açılış sekansının ‘diziye giriş’ izlenimi bırakması da gözden kaçmıyor. Filmin aceleye getirilmiş tarafları var. Kıyafetiyle dikkat çeken Derya Karadaş’ın mizah anlayışı fazla karton duruyor. Senaryoda Evgar ile Günaydın’ın karşılaştığı anın inandırıcılık sorunu çekiği kesin.


 
Ama Engin Günaydın, Erdal Özyağcılar, Devrim Yakut, Devin Özgün Çınar, Gülse Birsel, Fatih Artman ve Rıza Akın’ın tamamı döktürüyor. Birsel, kaleminin kıvraklığını ispatlarken, zihnimizden silinmeyecek ikonik karakterlere imza atmış. Kimi eksiklerine karşın ticari sinemamızda böylesi iyi yazılmış ve iyi oynanmış, kaliteli bir aile komedisi bulmak zor. “Aile Arasında”, yakın zamanda bu ibareyi hak eden “Mutlu Aile Defteri”, “Kaçma Birader” (2016) ve “Görümce” (2016) ile bir arada anılacaktır.
 
FİLMİN NOTU: 5.6


 
Künye:
 
Aile Arasında
Yönetmen: Ozan Açıktan
Oyuncular: Demet Evgar, Engin Günaydın, Erdal Özyağcılar, Fatih Artman, Gülse Birsel
Süre: 125 dk.
Yapım yılı: 2017

‘KÖRFEZ’: MÜLKSÜZLEŞME PSİKOLOJİSİNİN ETKİSİ ALTINDA
 
Eylül başında Venedik Film Festivali’nin prestijli ‘Eleştirmenlerin Haftası’ bölümünde dünya prömiyerini yapan “Körfez”, 2017’nin en iyi yerli ilk filmi şüphesiz. Bunu da aslında ‘mülksüzleşme’, ‘kıyamet paranoyası’, ‘eve dönüş’ ve ‘yabancılaşma’ üzerine kurulu ufuk açıcı diliyle becerirken Emre Yeksan adlı yetenekli bir sinemacıyı duyuruyor.


 
Soyut bir anti-kıyamet komedisi
 
30’lu yaşlarındaki boşanmış Selim (Ulaş Tuna Astepe), hayatını sürdürmek için İzmir’e döner. Ailesinin yanına yerleşmek isterken eski hayatının izleriyle karşılaşır. Körfezde gerçekleşen bir kaza şehirdeki hayatı serinden sarsar. Selim, yıllar sonra döndüğü İzmir’de yeni bir dünyayı keşfe dalacaktır.
 
Gün aralarıyla ‘epizodik anlatı’yı anlamlandıran ve aralara koyduğu ‘boşluk’u da bir sinema diline dönüştüren özel bir film... Emre Yeksan, “Körfez”de (2017) mülksüzleşmeden yola çıkarken, ‘eve dönüş’ü güncel politikadan beslenen metinler ve karelerle yorumluyor. Yangından depreme, ölümden kazaya uzanan ‘birbirinden alakasız felaketler’i aynı potada eritiyor. Bunların izinde de kendine ‘soyut bir anti-kıyamet poker surat komedisi (deadpan comedy)’ tabanı buluyor.
 
Film, ‘Michelangelo Antonioni’ soyutluğu ile ‘Alexander Payne’ dramedisinin ‘büyülü gerçekçilik’ soslu leziz bir karışımı gibi. Ulaş Tuna Astepe’nin Selim karakteri, fazlasıyla Buster Keaton, Alexander Payne, Wes Anderson, Aki Karusmaki, Tsai Ming-Liang gibi sinemacıların karakterlerini hatırlatıyor. ‘Poker surat komedisi’ne yatkınlık, dingin çerçeveler ve plan sekanslarla anlam yükleniyor.
 
Açıkçası bu damar için, ‘büyülü gerçekçilik’ akımından destek alan imgelerle ‘eve dönüşe uyum sağlayamamanın yarattığı salgının insan ruhuna etkisi’ başlıklı bir psikoloji servis ediliyor. Kaydırılan kameranın arka plandaki gemi felaketini usul usul gözlemlemesi, vapurda ağzını kapatanların bir salgından kaçması, trafiğin kafa şişirecek kadar tahammül edilemez hale gelmesi, bir yangının artık bir hastalığa dönüşen ‘felaketler’in altını çizmesi veya ağırkanlı bir kaplumbağanın etrafta dolaşması günümüz Türkiye’sinin manzaraları.
 
İzmir’deki rahatlık ‘bilinç akışı’nı ve ‘imgeler’i anlamlandırıyor
 
İzmir de aslında bu duruma ortak oluyor. Yönetmen, Polonyalı görüntü yönetmeni Jakub Giza’dan aldığı destekle, derin odakla ve büyük oranda geniş açı objektiflerle çalışıp çerçevenin iki yanındaki karakterleri derinlemesine incelemiş. Gün aralarını da ‘plan sekanslar’ eğilimli bir yapıya malzeme etmiş. Bu yabancılaşmadan ise gerçeküstücü imgeler fışkırıyor. Gabriel Garcia Marquez’in romanlarını da andıran bir yaklaşım olduğu kesin. Serdar Yılmaz’ın sanat yönetimi de filmin atardamarı gibi.


 
Dingin imgeler, misal arabaların sıkıştığı trafik Godard’ın başyapıtlarından “Haftasonu”nun (“Le Week-end”, 1967) felakete teğet geçtiği uzun plan sekansı andırıyor. Antonioni klasiği “Kızıl Çöl”ün (“Il Deserto Rosso”, 1964) fabrika atıklarından beslenerek ana karakteri hastalıklı hale getirdiği ‘anti-kıyamet filmi’ atmosferi de akla geliyor. Açıkçası “Albüm” (2016), “Pus” (2009), “Tatil Kitabı” (2008) filmi izlerken zihnimizde beliren yerli sinema örnekleri. “Körfez”, sanki ‘déjà vu’ hissini film dünyasında bilinçdışından geçen bir ezber olarak tasarlamış.
 
Yeksan, daha ziyade insan-şehir, birey-İzmir ilişkisini öne çıkaran bir içsel yolculuk planlıyor. Arka planda sürekli hareketlenip bitebilen olaylar dizisini de ‘Gezi’ sonrasından bir ‘ortak bilinç’e malzeme ederek son noktayı koymuş. Bu final de varoluşsal yolculuğu, kayboluşu, ‘komedi’den başlayıp ‘melankoli’ye uzanan bir çizgide net bir şekilde tanımlanamayacak bir zıtlaşmayla dengeliyor. Zıt kutupların bir araya geldiği o karmaşık kıyamet paranoyasının filmi gibi “Körfez”.
 
Günümüz toplumunun psikolojik sorunlarından da destek alan bir anti-kıyamet filmine açılıyor. Rüyalardan beslenen yapısıyla bunu yaratma becerisinin dinginliği, bir bakıma Antonioni ile erken dönem Payne’in arasında gidip gelen uç noktaların yollarının kesiştirilmesiyle anlam kazanıyor. “Körfez”, heyecan verici bir ilk film deneyimi vaat ediyor. Emre Yeksan’ın İzmir, yabancılaşma, komedi, plan sekans ve bilinçaltı vizyonu çok orijinal.
 
FİLMİN NOTU: 6.6


 
Künye:
 
Körfez
Yönetmen: Emre Yeksan
Oyuncular: Ulaş Tuna Astepe, Ahmet Melih Yılmaz, Serpil Gül, Müfit Kayacan, Merve Dizdar
Süre: 107 dk.
Yapım yılı: 2017

 
‘YARINI YOK’: TAKEN’I ARATMAYAN UCUZ TEKNOLOJİK AKSİYON
 
‘24 saat içinde öleceksin’ cümlesi üzerine kurulu teknolojik aksiyon filmi “Yarını Yok”, yeni bir “Face/Off” olamıyor. Ethan Hawke’un kalite katkısına karşın tecrübesiz yönetmeniyle klişe, ucuz ve B-tipi bir tür örneğine dönüşmekle kalıyor.
 
Travis Conrad (Ethan Hawke), oğlunu ve karısını trajik bir şekilde kaybetmiş eski bir askerdir. Eski işine son bir kez daha döner. Hedefi olan Interpol ajanı Lin Bisset (Qin Xu) tarafından vurularak öldürüldüğünde bir şeyler yanlış gitmeye başlamıştır. Bunun bir tuzak olduğunu anlatan Travis, gözlerini ameliyathanede açar. Yeni bir tıbbi prosedür vardır ve ona sadece 24 saat hayat biçmişlerdir. Travis, son saatlerini ona ihanet edenleri öldürmek için kullanacaktır.


 
Dublör koordinatörlüğü yapan Brian Smrz’in ikinci yönetmenlik denemesinde elbette çok ümitli olmamak lazım. İşin doğrusu en azından Ethan Hawke’un başrolüyle bir ‘kalite’ bekliyoruz. Fakat “Anarşi” (“Cymbeline”, 2014), “Good Kill” (2014), “Predestination” (2014) bir yana, Ti West, Alejandro Amenabar, Paul Schrader gibi isimlerle çalışmayı sürdüren saygıya değer oyuncu dahi filmi kurtaramıyor. Sadece Rutger Hauer biraz ‘tecrübe’ ve ‘alkış hissi’ yaratmakla kalıyor.
 
Avustralyalı görüntü yönetmeni Ben Nott, gri-beyaz arası doku ile ‘gerçekçilik’in dibine vurmuş. Üç senarist ise onu bu dehlizden kurtaracak bir zeka katamamışlar. Bunun ötesinde film ‘Taken’ ile ‘Tetikçi’ (‘Crank’) arasından kendine özgü bir ‘tetikçi aksiyonu’ damarı bulamamış. Aksine klişe öğelerle örülü B-tipi aksiyona mahkum kalmış.


 
‘John Wick’ serisinden sonra bir kez daha dublör koordinatörüne tür filmi çektirmek tutmamış. Hatta Hawke’un kolundaki ‘ölmeye 24 saat kaldı’yı anlatan ‘teknolojik rötuş’ da fazla ucuz ve bayat duruyor. ‘Teknolojik aksiyon’ alt türü/formülünden “Yüz Yüze” (“Face/Off”, 1997) gibi bir John Woo klasiği çıkmıyor. Belki iflah olmaz B-tipi aksiyon hayranları “Yarını Yok”tan keyif alabilir. Ama gerisi muamma…
 
FİLMİN NOTU: 3.1


 
Künye:
 
Yarını Yok (24 Hours to Live)
Yönetmen: Brian Smrz                                                     
Oyuncular: Ethan Hawke, Rutger Hauer, Paul Anderson, Qing Xu, Liam Cunningham
Süre: 94 dk.
Yapım yılı: 2017
 
‘SARI SICAK’: AMATÖR TOPRAKLAR ÜZERİNDE
 
39. Uluslararası Moskova Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüyle dönen “Sarı Sıcak”, Fikret Reyhan’ın ilk yönetmenlik denemesi. Türk sinemasının teknik yetersizliklerinin gerçek bir kanıtı gibi dururken, ‘amatör kamera sallantıları’nı sosyal gerçekçilik olarak adlandırmasıyla tartışılacaktır.
 
Artan endüstrileşmeyle birlikte fabrikalar arasında sıkışıp kalmış bir tarla. Ve bu tarlada hayata tutunma çalışan göçmen bir aile. En küçük oğul İbrahim (Aytaç Uşun), farklı bir geleceğin hayalini kurmaktadır ve kendi kaderini belirleme konusunda kararlıdır. Ayrıca feodal aile yapısının getirdiği baskının da boyunduruğu altındadır. Bir hayali gerçeğe dönüştürmek kolay değildir. Eylemleri kendisi ve ailesi için beklenmedik sonuçlar doğuracaktır.


 
Sinemada çeşitli ‘sosyal gerçekçilik’ metotları denenmiştir. Ama hiçbiri buradaki kadar ‘acı’ vermemiştir. Türk sosyal gerçekçi sinema klasikleri arasında anılan “Bereketli Topraklar Üzerinde”de (1976) Erden Kıral aslında çaylak kurgusuyla ‘Çukurova’yı bu toprakların en çok şişirilen filmiyle gözlemlemişti. Fikret Reyhan ise onun izini 40 sene sonra sürüyor. Ama ‘amatör kamera sallantılarından ibaret bir şey’in ötesine geçemiyor.
 
Mehmet Özgür’ün önceki karakterlerinin uzakta duran bir silüetine dönüştüğü eser, Akdeniz’in güzel doğasına teslim olmuş. ‘Hikaye ve senaryo’ olmadan hareket edince başarılı görüntü yönetmeni Marton Miklauzic’i anlamsız bir başıboşluğa sürüklemiş. ‘Gerçekçilik’ ve ‘ağır tempo’ sadece bir ‘sanat filmi üretme formülü’ olarak zihnimize kazınıyor. Bunun ötesinde “Sarı Sıcak”ın kameranın nereye konacağını bilememesi ve röntgenci durmasını ‘sanat’ olarak sunması hakikaten çok acizce.


 
Röntgenci kamera ve tarla hayatının her şey olmadığını ispatlamış Fikret Reyhan. Eline aldığı kamerayla Miklauzic’i sömürürken, aslında anlamsız sallantılarla da yorucu durmayı beceriyor. Gerçek bir ‘taşra fetişizmi’ sinemaya dönüşemiyor maalesef.
 
FİLMİN NOTU: 2.7


 
Künye:
 
Sarı Sıcak
Yönetmen: Fikret Reyhan  
Oyuncular: Aytaç Uşun, Mehmet Özgür, Gökhan Şimşek, Cem Zeynel Kılıç, Tarık Köksal
Süre: 85 dk.
Yapım yılı: 2017
 
‘JÜPİTER’İN UYDUSU’: GERİLLA USULÜ B-TİPİ BİLİMKURGU
 
Kornél Mundruczó’nun 70. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan filmi “Jupiter’in Uydusu”, çağdışı ve gerilla usulü bir bilimkurgu tanımı sunuyor. Yönetmen, yedinci filminin olgunluğunu hissettiremiyor.


 
Aryan (Zjombor Jeger) ve babası (Merad Ninidze), Suriye’den botla Macaristan’a kaçmıştır. Sınıra vardıklarında çıkan kargaşada ırkçı bir polis memuru tarafından vurulan 19 yaşındaki Aryan, korku ve dehşet içinde nefes alırken mülteci kampında mucizevi bir şekilde uyandırılır. Olağanüstü bir şekilde göğe yükselen Aryan’ın mucizelere olan inancı artsa da içine düştüğü olaylarda bu teğenei bile yeterli olmayacaktır. Aryan, sınırda kaybettiği babasını ararken aynı zamanda içine girmiş olduğu yeni dünyanın zorluklarıyla yüzleşmek durumunda kalır.
 
Kornél Mundruczó, Macar sinemasının yeni milenyumdaki yükselen değeri. Ancak nedense zirveyi gören yönetmenlerin yaşadığı sıkıntı ile yüzleşiyor. “Beyaz Tanrı”dan (“Fehér Isten”, 2014) sonra “Jupiter’in Uydusu” (“Jupiter Holdja”, 2017) da anlamsız aile ilişkilerine bakarken ‘yeni keşifler’ peşine düşme kaygısına gark oluyor. Bu sebeple de yönetmenin “Johanna”lı (2005), “Delta”lı (2006) formda günlerini mumla aratıyor. Görüntü yönetmeni Mátyás Erdély’yi değiştirmenin ya da László Nemes’e kaptırmanın ona yaramadığı ortada.
 
Açıkçası buradaki gerilla usulü ‘Jupiter’in Uydusu’nu bulma arayışı bilimkurgu sinemasının 50’li 60’lı yıllardaki öteki gezegenlerle ilgili ‘felsefe’ yapma arzusuna denk düşüyor. ‘Bir anda uçabilmek’ yeni milenyumda ‘mucizevi’ bir durum değil. Üstelik gerilla usulü bilimkurgu da hiç işlemiyor burada. Aksine ilkel bir teknoloji ile Orta-Doğu Avrupa’nın türdeki klasiklerini aratır hale geliyor.


 
“Jupiter’in Uydusu”, B-sınıfı bir Macar bilimkurgusuna ne ihtiyaç vardı, dedirtiyor. Sadece ‘Macarca’ çekildi diye buna mülteci filmi deniyorsa günümüz sinemasının çekeceği var, orası kesin! ‘Suriyeli mülteciler’ kullanma taktiği belli ki ‘takdir görme’ getirmiş. Ama Cannes ana yarışmasına giremeyen Semih Kaplanoğlu imzalı “Buğday” (2017) çok daha iyi bir bilimkurgu filmi. Son kalemde zorlayıcı sahneler sebebiyle bu filmle Hollywood’a transfer olan Mundruczó’ya ise başarı dilemekten başka bir çaremiz kalmıyor.
 
FİLMİN NOTU: 3.7


 
Künye:
 
Jüpiter’in Uydusu (Jupiter Holdja)
Yönetmen: Kornél Mundruczó     
Oyuncular: Merah Ninidze, Zsombor Jeger, György Cserhalmi, Monika Balsai, Majd Asmi
Süre: 129 dk.
Yapım yılı: 2017
 
‘GEÇMİŞTEKİ SIR’: YAPAY VE DİDAKTİK BİR BOSNA DRAMI
 
Bosna’ya göç etmek zorunda kalan bir adamın hikayesini anlatan “Geçmişteki Sır”, Şerkan Şenalp, Ufuk Bayraktar, Natasa Petrovic, Suzan Kardeş gibi oyuncularına güveniyor. Ama yapay ve yarıda kalmış bir göçmen dramı olmaktan kurtulamıyor.


 
Bir fotoğrafçı olan ve ailesiyle yaşayan genç adam Ali (Serkan Şenalp), geçirdiği genetik bir rahatsızlık sonucu kendini Bosna Hersek’te bulur. Sıra dışı ve hüzünlü bir hikayeyle yüzleşir. Bosna’yı hiç bilmeyen Ali, ülkede geçmişine dair izleri aralayacaktır. Bosna’da yaşamını sürdüren Hana (Natasa Petrovic) ise onu bu yolculuğunda yalnız bırakmayacaktır.
 
Elbette belli ülkelerle kan bağımız var. Onlarla kurulan ‘kardeşlik ilişkileri’nin üzerine gitmeyi seviyoruz. “Üç Yol” (2013) ve “Annemin Yarası” (2016) da son dönemde bu alana el attı. “Geçmişteki Sır” işte bu diyarlardan alışık olduğumuz Bosna dramlarından. Ama eleştirdiğimiz Bosna’yla ilgili güncel filmlerden bile yapay durabiliyor. Atıf Yılmaz-Ersin Pertan hastalığına yakalanmış boyutsuz makyajları ve ders gibi konuşan karakterleriyle eleştirilmeyi hak ediyor.


 
Faysal Soysal’ın “Üç Yol” ile bu alanda yaptıklarını düşününce Natasa Petrovic’in de katkısı yetmiyor. “Yokmuşum Gibi” (“As If I Am Not There”, 2010) gibi seviyesi yerlerde ve İngilizce çekilen bir Bosna filminden bildiğimiz oyuncu bir samimiyet getirmiyor. Meral Çetinkaya, Arif Erkin, Haldun Boysan, Suzan Kardeş ile Ufuk Bayraktar tek teselliye dönüştüğünde ise filmin ‘TV’ için yapılmış ‘barış projesi’ olduğu daha da netleşiyor sanki.
 
FİLMİN NOTU: 2.9


 
Künye:
 
Geçmişteki Sır
Yönetmen: Raşit Görgülü
Oyuncular: Serkan Şenalp, Natasa Petrovic, Emir Hadzihafizbegovic, Haluk Piyes, Ufuk Bayraktar
Süre: 105 dk.
Yapım yılı: 2017
 
 
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:
 
KUTSAL GEYİĞİN ÖLÜMÜ (THE KILLING OF A SACRED DEER): 8.6
SOYGUN (GOOD TIME): 7.5
UMUDUN ÖTEKİ YÜZÜ: 7.3
BUĞDAY: 6.7
THOR: RAGNAROK: 6.7
KARDAN ADAM (THE SNOWMAN): 6.4
DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET (MURDER ON THE ORIENT EXPRESS): 6
İŞE YARAR BİR ŞEY: 5.8
AYLA: 5.7
KARE (THE SQUARE): 5.6
MUCİZE (WONDER): 5.6
ORHAN PAMUK’A SÖYLEMEYİN KARS’TA ÇEKTİĞİM FİLMDE KAR ROMANI DA VAR: 4.4
İÇİMDEKİ GÜNEŞ (UN BEAU SOLEIL INTERIEUR): 4.2
TESTERE: JIGSAW EFSANESİ: 4.5
YOL ARKADAŞIM: 4.3
ADALET BİRLİĞİ (JUSTICE LEAGUE): 3.8
BEGINNER: 3.8
YOL AYRIMI: 3.6
AYAZ: 3.5
BÖLÜK: 3.3
KETENPERE: 3.3
MUTLULUK ZAMANI: 3.3
KARDEŞİM BENİM 2: 3
SEN KİMİNLE DANS EDİYORSUN: 2.9
SENİ GİDİ SENİ: 2.6
YANLIŞ ANLAMA: 2.6
OHA DİYORUM!: 2.3
 
BUNLAR DA VAR

*1990’da çekilen modern klasiğin yeniden çevrimi “Çizgi Ötesi”nde, Ellen Page, Nina Dobrev ve Diego Luna rol alıyor.

*Alman araştırma görevlilerinin bir Türk köyüne gelmesiyle yaşanan komik olaylar “Aşka Geldik”te Metin Yıldız, Yakup Yavru, Şener Kökkaya gibi oyuncularla perdeye yansıyor.

* Rus animasyonu “Tamircikler: Gizli Görev”, renkli ve fantastik dünyasıyla çocukları avcuna almayı hedefliyor.
 

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.