Beyaz Kaplan: Sürücü-Baba kırması bir Hint dizisinin pilot bölümü gibi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

22 Ocak’ta başlayacak Netflix orijinali “Beyaz Kaplan”ı analiz ettim. Film, Bengali’ye turistik bir seyahat gibi başlasa da zamanla Hindistan’ın “Baba”-“Sürücü” kırması bir yapıta dönüşüyor. Ama dokusuyla daha ziyade diziye yatkın bir proje ya da pilot bölüm gibi... Bahrani’nin ABD’nin batıcı ve emperyalist damarını hedefleyen, kimliksiz ve oryantalist eserleri devam ediyor. 

Filmin notu: 4

Rus 'Beyaz Kaplan'la rekabet edebiliyor mu? 

Beyaz Bengal kaplanı, her daim yöreye özgü bir hayvandır. Kaplanlar ise sinemada daha ziyade animasyon ve çocuk filmi objesine dönüştürülmüştür. Ama 10 yıl önce önemli Rus yönetmen Shakhnazarov, “White Tiger”a (“Belyy Tigr”, 2012) imza atarak aslında farkını ortaya koyma olanağı bulmuştu. Bir tankın üzerinden savaş filmi motifi yaratmıştı. Gerçekçilik ile gerilimi birleştirmesiyle dikkat çekmişti.

Ramin Bahrani ise 2008 tarihli Aravind Adiga’nın romanından yola çıkarak benzer bir atılım yapmaya çalışıyor. O günlerin ekonomik krizini Zhao’nun “Nomadland”i ile aynı sene vurgulama derdine düşüyor. Filmin Bahrani imzalı olduğunu görebiliyoruz. ABD’de yaşayarak çalışan İranlı yönetmenler var. Son 10 yılda özellikle İranlı-Amerikalı dersek bir Ana Lily Amirpour, Maryam Kershavarz kalıcı eserlere imza atmışlardı (bkz. “Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız”, “Koşul”).

İran yeni dalgası çakması filmleriyle tanındı 

Onun ise “Man Push Cart” (2005), “Hoşçakal Solo” (“Goodbye Solo”, 2009), “Chop Shop” (2007) gibi eserleriyle İran Yeni Dalgası çakması insani ve sosyal gerçekçi öyküleri ortalama-vasat arası bayat bir modelle karşımıza çıkardığı görülmüştür. Pakistan, Senegal veya Meksika fark etmeksizin kimlik bunalımı hikayeleri daha ziyade duygusallaştıran bir gerçekçilikle servis etmekle kalmıştır her zaman. 2010’dan sonra ise “99 Ev” (“99 Homes”, 2014) ve “Aile İçinde” (“At Any Price”, 2012), büyük oranda Amerikan kırsallarından sosyal mesele peşinde koşan filmlerdi.

İkincisinin Zac Efron’dan ciddi proje çıkarma arzusu da dikkat çekiciydi. Görsel açıdan işçilikleri fena değildi. 2018’de gelen işçilik barındırsa da “Fahrenheit 451” ise HBO’ya yapılmış bir TV projesiydi aslında. 

Hint Sineması hayranlarını inandırabilecek bir öykü 

“Beyaz Kaplan”da da aslında 60’ların Hint Yeni Dalgası’nın Satyajit Ray’in devreye soktuğu insan öyküleri damarından ilerleyen bir film. ‘Apu’ya benzer bir karakteri ele alıyor. Ama onun hikayesinin parçalarını, Delhi’ye göç etmesiyle birlikte de önceden yaptığı filmlerden bir akrabalıkla sarıyor aslında.

Rajkummar Rao’nun Ashok’u, içinden ‘göç filmi’, ‘yol filmi’, ‘sürücü filmi’, ‘suç filmi’, ‘dramedi’ geçen bir damarda alıyor soluğu. Onun dünyasına ise sadece Hint sineması hayranları inanabiliyor. Filmin 125 dakikasının sadece son 40-50 dakikasında sinematografik bir arayış var. Stilize kamera açılarının ve renk filtrelerinin hakimiyeti ilk bölümün gerçekçiliğe ilerleyerek Yeşilçam melodramına kayma duruşuna destek veriyor. Belki de bir anda karşımızda kalitesiz yerli dizilerde sınıfsal dengesizlikle ucuz hale gelen karakterlerden bir tutam izliyoruz.

İlk yarısı Bengali'ye egzotik bir yolculuk 

Aslında gizemi sürekli diken üstünde tutması filmin en büyük avantajı. Bu sayede de aslında “Yolda” (“On the Road”, 2012) gibi yol filmleriyle, “Zoraki Radikal” (“The Reluctant Fundamentalist”, 2012) gibi Ortadoğu kimliğine liberal bakan eserlerle, “Salaam Bombay!” (1988) gibi batıcı Hint filmleri arasında gidip gelmeyi anlamlı hale getiriyor. Hindistan’dan iki ünlü isim kullanmak her şey değil ama!

Özellikle “Beyaz Kaplan”ın ilk 60 dakikasında Netflix’in dizi projesinden parçalar izliyoruz. Bengali’ye egzotik bir yolculuk beliriyor karşımızda. Bunun ötesine geçmek ise süre uzadıkça kolay olmuyor maalesef. Film sonrasında biraz toparlıyor ama nafile…

Sürücü-baba kırması egzotik bir Hint dizisinin ucuz pilot bölümü gibi 

Bu durum da aslında Walter Hill-Ryan O’Neal klasiği “Sürücü” (“The Driver”, 1978) ile “Baba” (“The Godfather”ın (1972) 2000 sonrası android kuşağından egzotik kardeşine dönüşüyor. Böylece “Kara Şövalye” (“The Dark Knight”, 2008) ile de kardeşlik ilişkisi kuruluyor. Ancak ilkinden etkilenen Refn imzalı “Drive”ın (2011) tırnağı olamadan bunu yapıyor. Sadece belli bölümde onun stilize damarına yaklaşılabiliyor.

Ramin Bahrani, filmlerinde Ortadoğu insanına egzotik ve oryantalist bakışlarıyla aslında batıcı bir noktaya açılmıştı. O yüzden sürekli Amerika’daki projelere giriyor. “Beyaz Kaplan”da tam “Mustang” (2015), “Timbuktu” (2014) sevenlerin beğenebileceği bir şekilde tasarlanmış. Hafif başlayıp ilerlemesinin ardından dramatik mesajlı ciddi sonuyla etkilemeyi hedefliyor. 

Yeşilçam hayranlarını sevindirecek bir film 

Açıkçası Hindistan’daki sınıfsal yükselişe dair söyledikleriyle, bu durumun çarpıklığına, sonradan görmelik problemine dair yapmak istedikleriyle gördüklerimiz etkiliyor. Ama ana karakterin içsesiyle bunu gerçekleştirmesi aşırı karton bir dokuya sebebiyet veriyor. Ashok film boyunca bir Yeşilçam tipi gibi tasarlanmış sanki. Apu ile kurduğu akrabalık hiçbir sahicilik taşımıyor!

Aslında tersine bir ‘Pygmalion’ öyküsü gibi planlanıp, makyajla allanıp pullanan bir ana karakterle yüzleşiyoruz. Mutluluk muskası olarak bir yol filmi nesnesine dönüşürken finalde geldiği yer de ucuz Yeşilçam etkili dizilerden getirmiş izlenimi bırakıyor. Bu durum da sadece Hint filmi sevenler için izlenebilecek, hayran olunabilecek egzotik bir turistik geziye tanıklık etmemizi sağlıyor.

Aklı başka bir yerde!

Üzerimize üzerimize gelen sınıfsal yükseliş problemine dair söylediklerine rağmen “Beyaz Kaplan”, aşırı oryantalist bir film. Sözde 2008 ekonomik krizinin yol açtığı çarpık sınıfsal yükselişe dikkat çekiyor. Ama “Nomadland”, “Aklı Havada” (“Up in the Air”, 2009) gibi kalıcı eserlerle yüzleşemiyor bile. 

Özellikle ikincisinde Clooney’nin işten çıkararak sınıfsal düşüşe sebebiyet veren ikonik Ryan Bingham tiplemesinin drama ile mizahı dengeleyen karakterine benzer bir yaklaşım mumla aranıyor. Ama film, aksine vasatın altındaki “Margin Call” (2011), “Büyük Açık”a (“The Big Short”, 2015) rakip olmayı seçiyor. Böylece teatral bir oda fetişine kaymakla kalıyor.

Yönetmenlik koltuğunda Danny Boyle aranıyor

Ama batıcı kitleyi, kalıcılık aramayanları, sevgisiyle, duygusuyla, iradesiyle içine alacaktır. ‘Vay be’ diyenleri bekleyen evlere şenlik bitirişi arayanlar mutlu olacaktır! Film, “Milyoner”de (“Slumdog Millionaire”, 2008) Danny Boyle’un Bollywood müzikali estetiği ile bilgisayar oyunu estetiğini birleştirerek Hint sinemasının demodeliğini ve yapaylığını enerjik bir yapıya kavuşturduğu modern bakışa kaymayı ise hiç tercih etmiyor bile.

Bahrani dizi yapsa herkes için daha hayırlı olur. Bayat bir kültür farkları komedisi ancak bu kadar boyutsuz anlatılabilir, vasat bir filme malzeme edilebilirdi. “Beyaz Kaplan”ın bu haliyle anca ucuz bir dizinin pilot bölümü olarak kalıcı olma veya anılma şansı var.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder