Kadıköy Sineması’na ‘Palm Springs’ ile duygusal dönüş

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sinema kültürümüzün yaşayabilmesi için tarihi sinema salonlarının varlığını sürdürmesi şart. Pandemi sonrası 1967’de kurulmuş Kadıköy Sineması’na dönüş benim için çok duygusaldı. Bu kucaklaşmayı hiç yaşayamayacağımı düşündüğüm anlar oldu. Ama neyse ki 21 Ağustos’ta ‘yeni normal’ deneyimini tadabildim. 319 kişilik salonda 3 kişiydik. An itibarıyla 2020’nin fiziksel vizyonunun en iyi 5 filmi arasındaki Sundance hiti “Palm Springs” ile açılış ise nokta atışı oldu.

Kadıköy Sineması önemli bir boşluğu dolduruyor

Kadıköy fazlasıyla kültür-sanatla yaşayan bir belde. Geçmişten bu yana da Süreyya olsun, Rexx olsun, Kadıköy olsun, farklı yapılardaki salonlarıyla sinema keyfi aşılamıştır. Beyoğlu’nda 1924’te açılan Emek’i çok erken kaybettik. Ülkemizde eski sinemaların ne yazık ki miadı doldu. Bugünün önlenemez yıkım süreci bu trajik durumu doğurdu. Binalar korunamazken elbette Beyoğlu’nda 1948’de açılan Atlas gibi Anadolu yakasında da ayakları üzerinde duran ve tarihi 1980 öncesine dayanan tek bir sinema kaldı. O da Kadıköy.

1964’te tiyatro salonu olarak açıldı, 1967’de sinemaya dönüştü. Funda Kocadağ, sinemayı babasından devraldı. 2018’de işletmeyi kendisi üstlenmeye başladı ve oğlu Erol Yusuf’u da yöneticiliğe getirdi. Böylece babadan toruna geçen sağlıklı bir şirket mantığı devreye girmiş oldu. Son iki yılda Rexx’in yavaş yavaş sanat filmlerinin Anadolu kitlesinin dışında kalmasıyla birlikte Kadıköy Sineması, bir boşluğu doldurdu. Başka Sinema’nın Anadolu merkezine, film festivallerinin ise Kadıköy’deki ilk ayağına dönüştü.

Günümüzde ülkemizin en iyi müstakil sinema salonu olabilir 

Doğrusunu söylemek gerekirse Kadıköy’de liseyi okuduğum yıllarda 90’larda fazlaca sinemaya giderdim. İlk uğrak noktam 1927’de açılan Süreyya, sonra 1932’te sinema olarak kullanılmaya başlanan Rexx olurdu. Şimdilerde Süreyya Opera Salonu’na dönüştü, Rexx ise terk ettiğimiz son salon oldu. Kadıköy, film programı sebebiyle, genelde ticari filmler göstermesi sebebiyle üçüncü-dördüncü sırada gelirdi. Ama iki senedir bütün önemli eserlerin, Başka Sinema programının da katkısıyla programlandığı bir platforma dönüştü. Yavaş yavaş da sinema mabedine ulaşma hedefine emin adımlarla ilerliyor.

Festivallerde ve özel gösterimlerde filmleri Kadıköy’de izlemeye gayret ediyorum. Ne zaman gitsem hıncahınç dolu gösterimlerle karşılaşıyorum. Kapısının sokağa açılmasıyla aşıladığı ruhla özlemle kucaklaşıyorum. 319 kişilik kapasite ise İtalya’dan ödüllü müthiş mimarisi için yeterli gibi gözüküyor. Ülkemizdeki en yüksek müstakil sinema kapasitesi olabilir bu. Yapısının özgünlüğüyle de bu durumun üzerine koyuyor. Sinemanın boşluğu doldurma anlamında bir ‘Avrupai’ dokusu var. Bu durum ‘şık’ ve ‘konforlu’ bir hava katıyor seyir sürecine.

Kadıköy Sineması kaldığı yerden, coşkuyla devam! 

Sinemanın yeni yönetimi, son yıllarda Netflix’in “Roma” (2018), “Annihilation” (2017), BluTV’nin ‘The New Pope’ (2019) gösterimleriyle dijital platformlara da karşı çıkmadı, günümüze adapte olmaya başladı. Modernize edilmiş Antik Roma tasarımı izlenimi bırakan mimarisiyle de kültür-sanat merkezine dönüştü. Öncesinde tiyatro salonu olarak kullanılmasını da reddetmediği etkinlikler ise ayrı bir çeşitlilik getiriyor.

Sinema 14 Ağustos’ta ‘yeni normal’e göre açıldı. Gişede özellikle ‘maskesiz girilmez’ ibaresi dikkat çekiyor. Koltuklar arasında ise iki-üç boşluk bırakılmış. Yeni hamilere satılmayla gelen fonun da katkısının ötesinde bir şeylerin sözünü veriyor. Açıkçası benim için böylesi müstakil bir salonda sinemaya gerçek anlamda dönüş için değerli bir gösterim süreci oldu. Samimi çalışanları ve ateş ölçme aletini de dahil edince günümüze de adapte olan bir dürüstlükle karşılaştım.

Bugün Aslında Dündü'nün değerini en iyi bilen ardılı 

Palm Springs” ya da “Yarın Yokmuş Gibi”, Sundance 2020 yarışmasının en dikkat çeken eserlerindendi. Üzerine konuşulan bir yapıttı. Yasal online platform Hulu’ya erken düştü belki. Ama Bir Film’in sinemaseverlere mükafat olarak filmin haklarını alması sevindiriciydi. Bu vizyon haberini duyunca 21 Ağustos’ta Kadıköy Sineması’na koştum. İyi de oldu! Film, “Bugün Aslında Dündü”ye (“Groundhog Day”, 1993) saygıda kusur etmeyen, onun değerini en iyi bilen ardılı olabilir. Bu sebeple de ‘parodi’ ile ‘saygı duruşu filmi’ arasında gidip geliyor.

Aslında bu modelin kaynağını 1946 tarihli Capra klasiği “Şahane Hayat”a (“It’s A Wonderful Life”) kadar götürebiliriz. Orada bir meleğin gelip işadamını ikinci bir şans vermesi, Goethe’nin Faust öyküsüyle de akrabalık kuran bir kaçış filmi başyapıtı doğurmuştu. Bu eser, bir fantastik film modeli de yaratmıştı. Esasen Wenders’in “Berlin Üzerindeki Gökyüzü”sünün (“Der Himmel Über Berlin”, 1987) temelinde yatan çalışmaydı. 

Yeni milenyumda 'Zamanda Aşk'la kardeş 

Bugün Aslında Dündü” “Şahane Hayat”la yine Capra imzalı “Bir Gecede Oldu”yu (“It Happened One Night”, 1932) birleştiren bir gelenek peşindeydi. Son 20 yılda “Happy Accidents” (2000), “Şeytan Üçgeni” (“Triangle”, 2009), “Tek Aşkım” (“The One I Love”, 2014), “Bir Gün” (“A Day”, 2017) gibi ‘kader’, ‘tesadüfler’ ve ‘zaman döngüsü’yle oynayan model yaratabilecek farklı tür filmleri gördük. 

Bu müthiş çalışmalar “Şahane Hayat” ve “Bugün Aslında Dündü”yle teğet geçiyorlardı. Ama esasen aynı karakterlerin farklı zaman dilimlerinde karşımıza çıkmalarını ele alıyorlardı. Burada ise bu modeli zaman yolculuğu filmiyle buluşturan “Zamanda Aşk” (“About Time”, 2013) ile aynı seviye yakalanıyor, onunla kardeşlik ilişkisi kuruluyor. Bu bile başarı!

‘Yazlık Komedi'nin ortasındaki ikili keyif veriyor 

Bugün Aslında Dündü”de Ramis, TV’de hava durumu sunuculuğu yapan ana karakterinin zaten her gün aynı yaşamı görmesi, hayatının tekrarlanması üzerinden gitmişti. Onun kamerayla yapılan çekim gününe odaklanmıştı. Andy Siarra, burada ise ‘mutlu bir düğün’ü merkezine yerleştiriyor. Ama ‘ilk gün’den itibaren her şey birbirine giriyor. Yönetmen Max Barbakow bilinen döngüyü değiştirirken fazlasıyla haberdar yapıyor her şeyi. O günün sonrasında yeniden yaşanacağına aşinayız. Karakterler de bundan bahsediyor. 

Palm Springs, Kaliforniya’da yazlık bir bölge. Onun izinde ‘yazlık komedi’ fazlasıyla işliyor açıkçası. Andy Samberg burada ilk bakışta, Bill Murray’nin yerini tutmasa da rolüne uyum sağlıyor. Ona eşlik eden Cristin Miloti’nin ise Sarah ile Aubrey Plaza kuşağına ekleniyor. Filmin senaryosunun özelliği aslında çok klasik bir modelden giden eserlerin arasında parlatıyor onu.

Bilinen erkek bakış açısından kopmasıyla fark yaratabiliyor 

Bu püf noktası, Samberg’in bakış açısından Milioti’nin bakış açısına transfer edebilmesi. Bu sayede de yaşananlara tersten müdahale etme imkanı bulunuyor. Böylece kader ve tesadüflerle oynayabilen bir feminist karakter ortaya çıkıyor. Filmin sonuna doğru eline kumanda alıp “Click” (2006) misali bir noktaya da gitme canlanabiliyor. Bilimkurgunun ayarı kaçırılabiliyor. Ama Tala’nın “Rastlantının Böylesi”nde (“Sliding Doors”, 1996) iki şans arasında seçim yapabilen ‘Helen’ (Paltrow) halini aldığını, onla bağlantı kurduğunu tanıklık ediyoruz.

Palm Springs”, aslında tekdüze hale gelen ‘esmer erkek-sarışın kadın’ birlikteliğine karşı çıkmak için yola çıkıyor. Bu damardan da daha ilk gününde Meredith Hagner’ın Misty’sinin aldatan figür olarak gösterip oradan bizi koparıyor. Kaderin başka dalgalarında dolaşırken J. K. Simmons ile June Squibb’in halleri de keyif verir hale geliyor. 

Romantik komedilerin sıradanlaşan motiflerine karşı çıkıyor 

Hollywood’da “50 İlk Öpücük” (“50 First Dates”, 2008), “Ölüm Günün Kutlu Olsun” (“Happy Death Day”, 2017), “Ben Ölmeden Önce” (“Before I Fall”, 2017), ‘Russian Doll’ (2019), “Yesterday”den (2019) gibi bu modeli müdahale etmeden kullanıp başarılı olmayan çok deneme izledik. Belki “Yarının Sınırında” (“Edge of Tomorrow”, 2014) en azından eli yüzü düzgün bir deneme olarak keyif veriyordu. Ama “Palm Springs”te “Isn’t It Romantic”vari (2019) bir romantik-komedi hamlesi ve cinliği var.

Orada kendini hayali bir romantik-komedinin içinde bularak kendi kaderini değiştiren bir ‘sarışın kadın’ görmüştük. Bu zeki bir parodi malzemesine dönüşmüştü. Burada da ‘saygı duruşu’ ile ‘parodi’ arasında gidip gelme var. Karakterler her şeyin farkında, yarını bilerek yaşıyorlar, önlem alıyorlar.

‘Bugün Aslında Dündü' modelinin erkek bakışıyla derdi var 

Felsefi bir aşk, evlilik ya da ilişki tanımı da, yorumlarla canlanıyor bu sayede. Aldatmanın, ahlaksızlığın kontrolden çıktığını izliyoruz. Bu durum karşısında da gülmemekten kendimizi alamıyoruz. Andy Siara’nın diyalogları Apatow’un yazdığı metinlerden farksız. 

Film, büyük oranda klasik erkek bakışının ya da birinci kişi bakışının ötesinde ikincil karakterin de ‘yarını’na ve ‘dün’üne bakmak istiyor. Bu sayede bize fazlasıyla yapıbozucu bir romantik-komedi iskeleti veriyor. Böylece geçmişe dayanan ‘fantastik’ ya da ‘zaman yolculuğu’ fonlu aşk hikayelerini tersyüz etmek mümkün oluyor. Festivali ile bilinen tatil beldesi Palm Springs de bir fetiş film, eğlence kaynağı armağan ediyor sinemaya neyse ki!

Amerikan ailesine dair söyleyecekleri var 

Mutluluğun en uçarı haline odaklanmayı beklerken finalde bir havuzun, sahipsiz bir evin içine düşmek de aslında ‘tanrının bir oyunu’ olarak canlanıyor. “Bugün Aslında Dündü”ye benzer bir ‘gerçek aşkı bulursan zaman sarkacından kurtulursun!’ durumu canlanıyor. Bu da o kadar iddialı olmasa da keyifli bir tesadüf ya da kader olgusuyla yüzleştiriyor bizi.

Amerikan ailesine dair de ilginç yorumları, eleştirileri olan bir film “Palm Springs”. Harold Ramis’in filminin bir sahnesinde olduğu gibi kurgusunda hip-hop kurgusuna kayabilme de enerjiye destek verebiliyor. Esmer Cristin Miloti büyük oranda filmin parlayan oyuncusu. Diğer yan rollerde ise J.K. Simmons ile June Squibb öne çıktıklarında kalitelerini ispatlıyorlar.

Palm Springs notu: 6.8

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder