‘Never Rarely Sometimes Always’: Gerçekçilik duygusuyla çarpan hamilelik dramı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Ocak sonunda 2020 Sundance Film Festivali’nden ‘Neorealizm’ için Jüri Özel Ödülü ile dönen “Never Rarely Sometimes Always”, dün 70. Berlinale’de Avrupa prömiyerini yaptı. Eliza Hittman’in kariyerinden bildiğimiz gerçekçi dilini tekrar ettiği filmin yapısıyla jüri üyelerini etkileyebilecek bir yapıt olması gözlerden kaçmadı.

Filmin notu: 6.1


Etkileyici bir gerçeklik tasviriyle ilerliyor

Eliza Hittman, biri Next!, diğeri Ana Yarışma’da Sundance’de açılan “It Felt Like Love” (2013) ve “Beach Rats” (2017) ile yükselişe geçmişti. Sinematografinin desteğiyle tutarlı ve sahici bir gerçekçiliğin peşinde olduğunu göstermişti. Bu kimliğin ucu John Cassavetes’e kadar uzandırılabilir. El-omuz kamerası destekli sosyal gerçekçi sinema, günümüzde çok da iyi ve yerinde uygulanamıyor. Belki de bu geleneği modern bir damara oturtan sadece Safdie Kardeşler adı geliyor.

Ama yönetmenin filmlerindeki gençlik portresi, hem meselesi olan, hem de güncel durabilen tutarlığıyla tedirgin edebilen bir noktaya kadar uzanabiliyor. Bunlardan birincisinde 14 yaşındaki bir karakterin ilk cinsel deneyimlerini, ikincisinde ise bağımlılık ve cinsel kimlik arayışı devreye girmişti. Bu farklı cinsiyetlerden iki tipleme, öylesi sahici bir temsille yansıtılmıştı ki neredeyse New York’a aşağıdan bakan bir gerçekçi vizyon izliyorduk.


Hamileliğin bir problem olabileceğine dikkat çekiyor

“Never Rarely Sometimes Always”’ı (2020) hamileliğe odaklandığı için “Citizen Ruth” (1996) ve “Juno” (2007) gibi başarılı bağımsız komedi filmleriyle yan yana anmak yanlış olur. Belki de yapısal açıdan “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün” (“4 Luni, 3 Saptamâni si 2 Zile”, 2007) ile, başrol oyuncusuylaysa “Lorna’nın Sessizliği”yle (“Le Silence de Lorna”, 2007) akrabalık kuran, beklenmeyen gebeliğe çözüm arayan bir film. Aslında bir okulda grenli bir gösteri ile başlıyor, finalde de orta planla karakterin çıkışsızlığına vurgu yapması, karakteri bağlama becerisini ortaya koyuyor.

Hittman’in vurucu gerçekçilik duygusu burada da devam ediyor. Ortadaki yakın, çok yakın ve orta plan dengesini, teleobjektifin başarılı kullanımıyla da gayet iyi vurguluyor. Dar odak gibi çok basit bir kamera efektini, netsizliğe yüklenip önemli bir dramatik öğeye dönüşürken nesnel bir gözlemcilikten destek alıyor. Ruhsal olmayı da kendine özgü yapıyor. Doğal ışıkla bir vücut bölgesinin yakın planlarını öne çıkarmak da sahici kimliği tamamlıyor. Yönetmen, bir kez daha sinema kariyerinde iddialı bir rolü olmayan, ilk kez çıkış yapan bir oyuncu ile çalışmış. 

Hittman’in senaryosundan destek alan Talia Ryder Skylar’a hayran olunası bir gerçekçilik katıyor filme. Ortada hamile olduğunu öğrenip düzenli bir ilişki sürmeyen bir karakter olsa da bu durumu ne cinsel açıdan sömürüyor ne de melodrama çeviriyor. Aksine işlevsel “Never Rarely Sometimes Always” adının devreye girdiği, erkeklerin onu taciz edip etmediğini vurgulayan doktor seansının ardından daha da tedirgin edici bir destek veriyor.


Cassavetes gençliği mi?

Hittman, önce Sean Porter, son iki filminde Helene Louvart’dan görüntü yönetmeni olarak yüzde yüz katkı alıyor. Belki de fazlasıyla saykodelik gençlik temsillerinin arasında (bkz. Korine, Clark) kendisi de Cassavetes etkili gençlik filmlerinin yönetmeni olarak beliriyor. Buradaki hamilelik tehdidinin yarattığı hüzün etraftaki cinsiyeti fark etmeksizin karakterlerle ilişkide o kadar dengeli bir şekilde vurgulanıyor ki derslik bir senaryo izliyoruz.

“Never Rarely Sometimes Always”, hamilelikle ilgili yapılmış eserler arasında her zaman özel, kalbi olan filmlerden biri olarak anılacaktır. Ana karakteri ve onun ilişkiye yaklaşımıyla da aslında Amerikan sinemasındaki kimliğine ayrı bir tat katıyor. Müziği minimalist kullanma becerisinden odakla uğraşmaya kadar, el-omuz kamerasını sömürmeden açı-ölçek dengesiyle iş bitirebilen bir film.


Doktor sahnesiyle yön değiştiriyor

Tedirgin edici gerçekçiliğiyle içine alıp kavrıyor seyirciyi. Bizi Hittman’in sahici karakterleriyle aynı seviyeye sokuyor. Dingin kurgu ile dar odakla hareketlenen incelikli sinematografinin birlikteliği, ‘neo-realizm’ geleneğini başka bir boyuta taşıyor. Özellikle sinemada sosyal gerçekçilik sömürülür. 

Ama Eliza Hittman, son yıllarda bu alanda en profesyonel, en katharsis duygusu ve özgünlük hissi yaratan sinemacı. Onun “It Felt Like Love” ve “Beach Rats”ten sonra aynı çizgide devam etmesi önemli. Burada da ‘asla’, ‘nadiren’, ‘bazen’, ‘her zaman’ kelimelerinden destek alarak doktorun muayenehanesinde kızla kurduğu ilişki, etkileyici bir dönüş etkisi bırakıyor. 

Bu ‘deus ex machina’ algısına yol açan sahnenin devamında da karakterin çözülerek erkek egemen dünyaya cevap verdiğini görebiliyoruz. Oradan sonra filmin gerçekçiliği modernize edildiği de ortaya çıkıyor. Günümüzde genelde doğum kontrol hapıyla cinselliğin rahat bir hale geldiğini düşününce, Hittman’in hamilelikle ilgili karanlık tespiti daha da etkili olabiliyor. Sahici, çarpıcı ve tedirgin edici gerçekçilikle yaratmak istediği farkındalığın üzerine basıyor.


Berlinale yarışma filmleri için yıldız tablosu

  • All The Dead Ones (Todos os Mortos): 6.6
  • Dau.Natasha: 4
  • Bad Tales (Favolacce): 5.4
  • Siberia: 4



Yazarlarımızdan

06 Haziran 2020, Cumartesi 07:00
06 Haziran 2020, Cumartesi 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder