Fransa'yı Fransa yapan bir karar...

01 Mart 2012, Perşembe 05:00
AA

Fransız Anayasa Konseyi’nin son kararı gerçekten Fransa’nın farklı bir ülke olduğunu gösterdi. Siyasetçiler dağıtsalar, oy için gereksiz adımlar atsalar dahi, ‘Derin Fransa’nın’, belirli bir sınır aşıldığında ‘Dur’ dediğini gösterdi. Buna karşılık Sarkozy yeni bir ‘İnkar Yasası’ sipariş etmiş olabilir. Hatta rakibi Hollande de bunu destekleyebilir, ancak meraklanmayın. Söylediklerine de hiç mi hiç kulak asmayın. Zira unutmayın, onlar Fransa’daki Ermeniler’den oy bekleyen politikacılar. Yalım Eralp, kararla ilgili yorumunda “Fransa’yı Fransa yapan bir karar” derken, en doğru noktaya parmak bastı. Her şeyden önce, şunu bilelim: Bu gelişmeyi, “Fransa bizden korktu” diye yorumlamayalım. Aman “Fransa pes etti” demeyelim. Hiç ilgisi yok. Bu karar, Fransa’nın bazı değerlere verdiği önemi gösteriyor. Bizler dahil, herkese yönelik de önemli mesajlar taşıyor:
[[HAFTAYA]]

-Fransa, fikir özgürlüğüne ne kadar önem verdiğini, ister terör ister iç politika zorunluğu olsun, bu konuya sınırlama getirilmesi gerektiğini gösterdi.
-Başta Cumhurbaşkanı Sarkozy olmak üzere, Fransız politikacılarına “Tarihi olayları iç siyasete alet etmeyin” mesajını verdi.
-Dünyaya ve Ermenilere de, ‘Soykırım’ iddialarına sempati duyulabileceğini ve kabul edilebileceğini, ancak bunun da bir sınırı olduğunu gösterdi.

Özetlemlek gerekirse, Fransa’nın ‘Derin devleti’ harekete geçti. Bu karar pratikte, Türk-Fransız ilişkilerinin duvara çarpmasını engelledi. Belki yarın Sarkozy yeni bir yasa hazırlatıp tekrar ‘İnkar’ konusunu zorlayabilir, ancak yine Anayasa Konseyi’nin engeline çarpacaktır. Bu karar dünyada da yankı bulacaktır. Eğer Fransa, ‘İnkar Yasası’nı’ kabul etseydi, Ermeniler hemen her ülkenin kapısını çalıp, Paris’i örnek gösterip, baskı kurabilecekti. Bütün bunlar engellendi. Buraya kadar iyi... Ancak, madalyonun öbür yüzü de var... Türkiye bu duruma bakıp “Ermenilerin ‘Soykırım’ iddialarına karşı zafer kazandık” derse, kendi kendini aldatmış olur. Belki ‘İnkar Yasası’ büyük darbe yedi, fakat ‘Soykırım’ hala çok ciddi bir zemin kazanıyor. Ankara’nın 2015’e kadar önünde iki senaryo var:

1. ‘Soykırım’ ile yaşamayı kabul etmek...
2. ‘Soykırım’a baş kaldırmak için, cesur adımlar atmak ve Ermenistan ile ilişkileri canlandırmak...

Fransa’nın Anayasa Konseyi, ‘İnkar Yasası’na ‘Fransız kalmadı’... Türkiye de ‘Soykırım’ konusuna ‘Fransız kalmamalı’...

Tezkerenin geçmemesi hayırlara vesile oldu...

Aradan uzun zaman geçti, köprülerin altından çok sular aktı, ancak 1 Mart 2003 Tezkeresi hala tartışılıyor. Hele Amerika’nın Irak’tan ayrılmasından sonra, geriye dönüp “Doğru mu yaptık, kötü mü oldu?” sorusu çok farklı yanıtlanıyor. Bir kesim düşünür, tezkerenin reddedilmesinin son derece büyük bir hata olduğunu belirtiyor. Bu olayın Türkiye’ye çok pahalıya mal olduğunu vurguluyor. Eğer tezkere kabul edilmiş olsaydı, Türkiye‘nin bugünkü Irak Kürdistanı’nda gelişmeleri kontrolü altında tutan bir konumda bulunacağını belirtiyorlar. Barzani’nin istediği gibi hareket edemeyeceğini, Talabani’nin ABD ile istediği gibi top oynayamayacığını, Öcalan ile ‘Kanka’ olamayacaklarını ve bölgede at koşturamayacaklarının altını çiziyorlar. Eğer tezkere kabul edilmiş olsaydı, 20 bin Türk askerinin bugün Irak sınırının 20 kilometre içinde konuslanacağını, dolayısı ile PKK’nın giriş ve çıkışlarının imkansızlaşacağını, hatta Kandil’de yaşamalarının dahi imkansızlaşacağını ve Türkiye’nin Kürt sorununda büyük avantaj elde edeceğine inanıyorlar. Bu görüşleri saygıyla karşılamama rağmen, hiç katılmıyorum. Tam aksine, tezkerenin bir usul kazası sonucu reddedilmiş olmasının ülkemize çok yarar sağladığına inanıyorum. Anlatayım:

1. Eğer Türk askeri Kuzey Irak’ta bir tampon bölge kurmuş olsaydı, 9 yıl süreyle hem PKK hem de Barzani taraftarlarının hedefi olacak ve sınır boyunda sürekli bir çatışma yaşanacaktı. Her saldırıya misliyle yanıt vermek zorunda kalınacak ve Türkiye, Kuzey Irak’ta adı konmayan bir savaşa sürüklenmiş olacaktı. Bu savaş, Türkiye’ye yeni bir düşman yaratacak, sadece Kürtler değil, Bağdat’ı da karşımıza almamızla sonuçlanacak ve bir Arap ülkesinin istilası nedeniyle Türkiye’nin Araplarla arasının açılmasına yol açacaktı. Ayrıca, ABD’nin Irak’ta istikrarsızlığa yol açacak böyle bir müdahaleye izin vermeyeceğini de unutmayalım.
2. Tampon bölge belki PKK’nın Türkiye‘ye geçişini zorlaştıracak, ancak tümüyle engelleyemeyecekti. PKK daha uzun yollardan Türkiye’ye girecek ve silah taşıyacaktı. Aksine, bu baskı içeride çatışmaları arttıracaktı. Ayrıca, tampon bölgeden Kandil’e gidiş, Barzani’nin yardımı olmadan imkansızdı. Bu durum da hiçbir avantaj sağlamayacaktı. Özetle, Türkiye Kuzey Irak’ı istila etmeden hedefine ulaşamayacaktı. Bu da, TSK’nın Orta Doğu bataklığına girmesi anlamına gelecekti.
 3. Türkiye şu sıralarda, ABD askerleriyle birlikte Kuzey Irak’tan ayrılmak zorunda kalacaktı ve eski sorunlar masaya geri gelecek, 9 yıllık bir mücadele hiçbir şeye yaramadan kapanacaktı. Sonuçta, Türkiye hem Kuzey Irak Kürtlerini, hem Bağdat’ı, hem de Arapları kaybetmiş, PKK sorununu da çözemeden geri çekilmek zorunda kalacaktı. Tezkerenin reddi bir AK Parti başarısı değildir. Daha önce de belirttiğim gibi, bir ‘Yol kazasıydı.’ Ancak şu kadarını da bilelim ki gerçekten ‘Hayırlara vesile olmuştur.’

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.