Acemi çapkın

17 Nisan 2016, Pazar 19:00
AA

Basketçi Semih Erden, bir süredir beraber olduğu sevgilisi Nilay Erköse’ye ‘Annem geldi’, ‘Takımla kamptayız’, ‘Hastayım’ gibi bahaneler öne sürüp görüşmekten kaçıyormuş.

Nilay Erköse de en son ‘Hastayım’ diyen sevgilisine sürpriz yapmak istemiş. Zincirlikuyu’daki eve gitmiş, kapıyı çalmış. Kapıyı Bosnalı manken Moni Petkoviç açmış.

Moni Petkoviç “Siz kimsiniz?” diye sormuş, Nilay Hanım “Semih’in sevgilisiyim” demiş. Moni Petkoviç “E ben de sevgilisiyim” deyince ortalık karışmış, Nilay Hanım evdeki eşyaları paramparça edip evden ayrılmış...

Son yıllarda gördüğüm en saçma, en aptalca çapkınlık hikayesi...

Çapkınlığın bir raconu vardır arkadaş, sen nasıl teklifsiz evine gelebilen sevgiline, evde başka bir kadınla olduğun halde yalan söylüyorsun?

Üstelik belli ki artık gönlün başkasında.

Sevgilini bahanelerle ektiğine göre onunla ilişkin bitmiş. E bunu söylesene ona? Niye kendini bu duruma düşürüyorsun?

Bu vesile ile şunu bir kere daha hatırlatmakta fayda var: Her erkek mutlaka yakalanır. Ben aldatıp da yakalanmamış erkek görmedim.

Çünkü erkek beyninin çalışma sistemi kadın beyninden farklıdır.

Erkek ayrıntılara dikkat etmez. Kadınsa hep ayrıntılar üzerinden sonuca gider. Şimdi Nilay Hanım, sevgilisi Semih Erden’in onu bir süredir ektiğinin farkında.

Aslında o hasta ziyareti tamamen bahane.

Asıl niyeti eve gitmek, duruma bakmak. Farz edelim ki Semih Erden’in yeni sevgilisi evde değil.

Ama merak etmeyin, Nilay Hanım o evde yeni sevgiliden mutlaka bir iz bulacaktı. Bir saç teli, minicik bir tek küpe vs. Hem zaten kadınlar birbirine sinyal gönderir.

Yani Semih Erden’in yeni sevgilisi Moni Hanım, diğerine bir işaret bırakır. Sadece kadınların görebileceği işaret...

Sizin anlayacağınız, ele yüze bulaştırılmış, çok acemice bir çapkınlık hikayesinin sonuna geldik. Semih Erden’in durumu herkese ders olsun.

YAŞANMAMIŞ AŞKLARA BORCUNUZ VARSA EĞER...

Namık Kuyumcu’yu şiirleriyle tanıdık bugüne kadar. Okumaktan keyif aldığım bir şair. Aynı zamanda bir rakı sofrasında oturup onunla edebiyat sohbeti yapmak da büyük keyif verir insana.

En sevdiğim şiirlerinden biri olan ‘Gidiş’in ilk bölümündeki dizeleri şöyledir: Her veda elveda değildir/ geldiğinde vakit/ çekip gitmeyi de bilmeli/ yol ayırımlarını incelikler çoğaltır/ duyarlılıklarda bilenir arsızlık/ şeytan pusudadır/ aşkın ayrıntısında...

İşte bu dizelerdeki ‘Her Veda Elveda Değildir’ sözü, Kuyumcu’nun ilk romanının adı oldu. Şiirde anlatamadıklarını romanla dile getirmeye çalıştığını söylüyor Namık.

Ve “Bu romanla yaşayamadığım aşklara ve ayrılıklara borcumu ödedim” diyor. “Bana Bir Aşk Borçlusun” adlı kitabımı hatırladım birden.

Yaşanmış gerçek aşk hikayelerinden oluşuyor o kitabım.

Gerçekten de hepimiz birilerine aşk borçluyuz sanki. Namık, umarım bu kitapla o borçları öder.

Benim de yazarı olmaktan gurur duyduğum Destek Yayınları’ndan çıkan bu romanı okumanızı öneriyorum. Belki siz de aşka olan borcunuzu ödersiniz, kimbilir...

SENEYE BİR DAHA NİSAN’DA ADANA’DA

Yok böyle bir şey! Adana’daki Portakal Çiçeği Karnavalı’ndan söz ediyorum. Bir şehir, bir etkinliği bu kadar sahiplenebilir mi?

Bir şehrin halkı, karnaval coşkusuyla kendini sokaklara böylesine atabilir mi? Bir şehrin halkı, her yıl “Nisan’ın ilk haftası gelse de karnavalımız başlasa” diye bekleyebilir mi?

Adana, Türkiye’nin bence en güzel etkinliğine sahip şehri oldu. Ben de karnaval zamanının gelmesini her yıl iple çekiyorum.

Ama karnavalın bu kadar güzel olmasını sağlayan perde arkasındaki isimleri anmadan geçemeyeceğim.

Başta hayalini gerçekleştirerek bu karnavalı hayata geçiren TOYOTASA’nın Adanalı Genel Müdürü Ali Haydar Bozkurt...

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü...

Destek veren tüm ilçe belediyeleri... Adana Ticaret Odası... Taşın altına elini sokan kişi ve kurumlar bunlar.

Bir de yüzlerce misafiri her türlü kaprislerine rağmen kusursuz karşılayan, işin haber ve halkla ilişkiler kısmını mükemmel ötesi bir şekilde yapan Message İletişim’i unutmamalı.

Sevgili Taçnur, sevgili Cem, sevgili Nilgün ve bu yıl Adana’da olmasa da her zaman yanımızda bulunan sevgili Ayhan... En büyük teşekkürü siz hak ediyorsunuz.

ÖZGECAN’IN RUHU HUZUR BULDU MU?

Özgecan Aslan’ı vahşice katleden minibüs şoförü Suphi Altındöken cezaevinde öldürüldü.

Ben her durumda ve koşulda hukukun uygulanması taraftarıyım. Ama bu cinayete üzülen bir tek kişi bile görmedim.

Hatta bizim POSTA da “Bu cinayete hiç kimse üzülmedi” diye başlık attı. Cinayetin çok derin bağlantıları olduğuna eminim.

O silah o cezaevine, sadece bir gardiyanın yardımıyla sokulamaz. Bunlar elbette aydınlatılacaktır.

Peki katilin ölümüyle Özgecan’ın ruhu huzur buldu mu? Benim cevabım “Hayır” olacak.

Özgecan’ın ruhu ne zaman huzur bulur biliyor musunuz?

Bu ülkede erkekler kadınları birer seks objesi olarak görmemeye başladığı zaman.

Bu ülkede erkekler namus kavramını sadece kadınların üzerine yıkmamayı öğrendikleri zaman.

Bu ülkede kadınlar, gece saat kaç olursa olsun özgürce ve korkmadan evlerine dönebildikleri zaman.

Bu ülkede iki kişi arasındaki ilişki tabu yapılmaktan çıkarılıp hayatın doğal bir olgusu olarak kabul görmeye başladığı zaman.

Bu ülkede taksi ve minibüs şoförleri arabaya tek başına binen kadınları ‘rahat kadın’ olarak görmedikleri zaman.

Bu ülkede tecavüzcülere saygın tutum, takım elbise, pişmanlık gibi gerekçelerle ceza indirimi yapılmadığı zaman...

Sıradaki haber yükleniyor...