Güle güle babam

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bugün bir ‘dertleşme’ ve ‘anma’ için müsaade istiyorum. Memleket meselelerine, rutin gündeme kafa yormaya gelecek haftadan itibaren devam ederiz.

Geçen hafta bugün babam öldü benim. 22 Mayıs 2020, Cuma günü. Ertesi gün, Ramazan Bayramı arifesinde de vedalaştık Mustafa Çelik ile. Sokağa çıkma yasağından muaf aile üyeleri ve dostlar, birlikte uğurladık babamı. Gelen-gelemeyen, arayan-soran, taziye mesajlarıyla acımızı paylaşan herkese gönülden teşekkür ederiz ailece.

Ölenlerin ardından “Nur içinde yatsın” denir ya hani… Babam, hayattayken de ‘nur içinde’ yaşayanlardandı. Kalbinin güzelliği, ışığı gözlerine yansıyan; ‘nur yüzlü’ bir insan.

Annem 51 yıllık hayat arkadaşına veda etti. Ben 50, kız kardeşim 45 yıllık babamıza… Büyük oğlum 18, küçük oğlum ve kızım 8, yeğenim de 11 senelik dedeleriyle vedalaştı son kez. Ağladık hepimiz. Ama daha çok andık. Övünerek… 85 yıllık ‘onurlu’ yaşamından bize bıraktıklarıyla andık, anıyoruz. En çok da onun, o –tanıyan herkesin bildiği - ‘huzur’uyla anıyoruz. Hayatta gördüğüm, ‘kendiyle en barışık insan’dı babam. Sabrına, sükûnetine, dinginliğine, bilgeliğine, mütevazılığına, hakkaniyet ve adalet duygularının gelişmişliğine şaşırarak hayranlık duyardım hep.

Babamı ‘ilkeler ve istikrar insanı’ diye tanımlayabilirim. Ve bütünü itibariyle ‘çok iyi bir insan’ diye. ‘Güzel adam’dı. Çok güzel adamdı… Kahvaltı sofrasında kenara bir tabak koyup “Arıların rızkı’ diyen kaç kişi vardır bilmiyorum. Ya da kırıntıları saklayıp “Bunlar karıncaların” diyen… ‘İnsan’dı… Nevi şahsına münhasır, neslinin son örneklerinden.

1935’te, Kocaeli’nin Gebze İlçesi’ne (şimdi Dilovası’na) bağlı Demirciler Köyü’nde doğmuş ‘Cesurların Mustafa’… Ortaokulu Heybeli Ada’da akrabalarının yanında okumuş, ardından İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirmiş ve MTA’da (Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü) çalışmaya başladıktan sonra Fransa’ya yüksek öğrenime gönderilmiş bir ‘prospektör’. Çok gezmiş, çok okumuş bir Cumhuriyet Beyefendisi… Harika bir Türkçesi, muazzam bir kelime haznesi vardı.

Hayatı boyunca hep ‘Şerefiyle oynayıp Hakkıyla kazanmış’ bir öğretici. Parasını da, mesleki başarılarını da emeğiyle, ‘helâl alın teri’yle elde etmiş bir babanın evlatlarıyız biz. En çok buna şükrediyorum…

Ve çok büyük bir Beşiktaşlı… 1947’de açılan İnönü Stadı’nda ilk maçını 1949’da seyretmiş bir Baba Kartal… Ne mutlu bana, ne mutlu bize ki; doya doya yaşadık onu. Onunla değil, onu… Ve kaybettiğimiz anda şunu fark ettik hepimiz. Bizim ‘keşke’lerimiz değil, hep ‘iyi ki’lerimiz var Mustafa Çelik’e dair. Çok uzun bir ‘iyi ki’ listemiz var. Onun sayesinde…

İnsan babasını kaybedince, bir yanı eksiliyormuş gerçekten. Kocaman bir parçam kopup gitti benim de. Tarifi zor bir boşluk hissi… Ama o arada ne oldu biliyor musunuz? Babamla birlikte korkularım da uçtu gitti benim. Artık ben de hiçbir şeyden korkmuyorum.

Yazarlarımızdan

06 Temmuz 2020, Pazartesi 07:09
06 Temmuz 2020, Pazartesi 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder