Murat ÇelikLiyakat (sizlik)
HABERİ PAYLAŞ

Liyakat (sizlik)

Son yıllarda en çok duyduğumuz sözcüklerden biri başlıktaki. Çoğunlukla da, eksikliği, hatta yokluğu sebebiyle gündemde ‘liyakat’. ‘Liyakatsizlik’ şeklinde yani. Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde “Bir kimsenin kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu” yazıyor sözcüğün karşılığında. ‘Kendisine iş verilmeye uygun ve yaraşır’ olanlar, her sektörde elbette hâlâ var. Ama sorun şu ki, sayıları her geçen gün azalıyor. Liyakate verilen önem, değer sürekli düşüyor.

*

Bugünün Türkiye toplumunda genellikle, kamu yönetiminde görev yapanlardan yakınırken konu ediliyor liyakatsizlik. Peki bir düşünün bakalım. Sadece eski devlet memurları kadar mevzuata hakim olmayan kamu çalışanlarında mı var liyakat eksikliği? İğneyi önce kendimize batırayım…

Mesela mesleğini eski gazeteciler kadar titiz ve layıkıyla yapmayan haberciler için de geçerli değil mi aynı durum? Ya da eskinin siyasetçileriyle aynı mı bugününkilerin çoğunluğu? Hekimler misal... Yeni jenerasyon tıp doktorları hocalarıyla aynı seviyede mi? Keza hakimler, savcılar, avukatlar. Yargıya ilişkin bu kadar tartışma nereden çıkıyor? Adalet kavramı neden bu denli zedeleniyor? Polisler örneğin...

Türk filmlerinin babacan komiserlerinden kaç örnek kaldı karakollarda? Hepsini geçtim. Ustalar… Gerçekten ‘usta’ mı eve onarıma gelen kişiler? Bizim bildiğimiz nedir? Evde bir arıza ortaya çıkar. Elektrikle ilgili ya da su tesisatında bir sorun. Ya da tadilat işiniz vardır. Boya, badana gibi…

Çağırırsınız ustayı, gelir, onarılacak olanı onarır, değişmesi gerekeni değiştirir veya tadilatı yapar. İşçilik ve kullanılan malzemelerin parasını ödersiniz, usta gider. Sorun çözülür, işiniz görülür. Böyledir. Daha doğrusu böyleydi.

Son zamanlarda bakıyorum; onarıma gelen ustaların çoğuna gerçek manada ‘usta’ demek pek kolay değil. Bakıyor, uğraşıyor, kıvranıyor ve sorunu ya çözemiyor, çözerse de başka bir yeri bozup gidiyor. İş bitti derken ya tekrar çağırmak zorunda kalıyorsunuz gelen ustayı ya da bir başka usta bulmak zorunda kalıyorsunuz, öncekinin bozduğunu yapsın diye.

*

‘Liyakatsizlik’ dediğimiz bu işte. Çalıştığı şehrin yollarını bilmeyen taksi şoförü de aynı durumun örneklerinden mesela. Berberlerle konuşuyorsunuz örneğin, çırak bulamamaktan yakınıyorlar. Kalfa yok artık. ‘Çekirdekten yetişen berber’ kavramı da tarih olacak yakında. Her sektör, hemen ‘Ben oldum’ diyenlerle dolu.

Televizyon kanalına staja gelip üç gün sonra “Ben ne zaman ekrana çıkacağım” diye soranlar gibi. Elindeki cep telefonunun ön kamerasına konuşup canlı yayın yapanların kendini muhabir, haberci ya da sanatçı zannetmeleri gibi.

*

Hangi alanda olursa olsun, sadece iyi bir eğitim ve öğrenim almış olmak yetmiyor. O meslekte tecrübe sahibi olmak da gerekiyor. Bir pilot, bir cerrah, bir dalgıç, bir yolcu otobüsü sürücüsü, bir gazeteci, bir tiyatrocu, bir hemşire… Aklınıza kim gelirse…

‘Liyakat’ dediğiniz sadece donanımla oluşmuyor. Deneyim de bir o kadar önemli. Okumak, öğrenmek kadar yaşamak da gerekiyor. Saygınlık ve kıymet böyle oluşuyor. Mesele sadece ‘bir şekilde’ şöhret olmak değil. O çok kolay çünkü. Hele de bu devirde.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder