Düşünce ve ifade özgürlüğü

08 Mart 2017, Çarşamba 05:00
AA
2000'lerin başında, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ile, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yönetimi olarak bir görüşme yapmıştık. AK Parti, Basın Kanunu'ndaki “hapis cezası” hükümlerini kaldıran bir değişikliğe imza atmıştı. Biz de, memnuniyetimizi belirtirken, benzer hükümlerin Ceza Kanunu içinden de temizlenmesi gerektiğini ifade etmiştik.

Erdoğan, o dönemde Basın Yayından Sorumlu Devlet Bakanı Beşir Atalay’a, konunun düzeltilmesi için uyarıda bulunmuştu. AK Parti, ilk yıllarında, bu alanda, muhalefetten daha ileri bir tutum içindeydi. Ceza Kanunu'ndaki son derece yoruma açık 301. maddeyi (“Türklüğe hakaret”) de değiştirmek istiyorlardı. CHP'nin, bu değişikliğe engel olmak amacıyla, askeri bürokrasinin desteğini aradığına tanık olmuştuk.

1990’larda, Yaşar Kemal dahil bir çok aydın, “terör propagandası”ndan, yargı önüne çıkarılırdı. Avrupa ülkeleri, Türkiye'yi eleştirir, insan hakları delegasyonları gelip aleyhte raporlar yazardı. Ulusalcı çevreler, “Batı bizim içişlerimize karışamaz” noktasındaydı: Farklı düşünen aydınları, en hafif ifadeyle, “Batı işbirlikçisi” olmakla suçlarlardı.

Çözüm süreci

AK Parti döneminde “AB ile uyum içinde demokratikleşme” yönünde bir çok adım atıldı. En ciddi değişim, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında yaşandı.

“Terörle Mücadele Kanunu kaldırılsın”, en çok dillendirilen talepti. İfade özgürlüğünü engelleyen bazı maddeler değişti. “Çözüm süreci”nde de aynı alanda olumlu adımlar atıldı

FETÖ’cüler

Bu olumlu süreci, önce FETÖ’cüler, KCK tutuklamalarıyla bozdu. Ardından Ergenekon vb. davalardaki kumpaslar geldi... “Gezi olayları” (2013), “geriye dönüş”ün hızlanmasına neden oldu. Ardından 17-25 Aralık geldi. “Çözüm süreci”, bir çatışma dönemiyle sona erdi.

2016’da ise, 15 Temmuz darbe girişimi, çok daha ağır sonuçlar doğurdu. Yoğun ve yaygın bir tutuklama dönemi başladı. Düşman çoğaltan söylemler yoğunlaştı. “Teröristler ve işbirlikçileri”, yeni tutuklama furyasının ana “motto”su.

Zorluklara evet ama

İç zorlukları, bölgesel kaosu, uluslararası alanda çifte standartlı yaklaşımları; hepimiz görebiliyoruz.

Bütün bunlar; “üst akıl” senaryolarına sarılmayı, insan hakları ölçülerinden uzaklaşmayı, düşünce ve ifade özgürlüğü alanındaki olumsuzluğu mazur gösteremez.

Biraz geriye gidelim... AK Parti iktidarı ile ortak hassasiyetimiz şuydu: Düşünceyi suç olmaktan çıkarmak. Düşünceye, aşırı bile olsa, tahrik edici bile bulunsa, tahammül edebilmek... Sorun AB ülkelerinden çok bizim sorunumuz.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.