Savaşçı dilden uzak durmak

YAZI BOYUTU

SETA Vakfı Başkanı ve Sabah yazarı Burhanettin Duran, Ankara’da ne olup bittiğini bilecek isimlerden. “Kapsamlı Operasyon” başlıklı dünkü yazısında “Moskova ile de karşı karşıya gelebiliriz” anlamında bir stratejik yol haritasından söz ediyor: “Elbette İdlib’teki diğer gözlem noktalarının güvenliğini sağlamak birinci öncelik. Ancak takviyenin sadece gözlem noktalarını korumakla yetinmeyeceği açık.”

Duran’ın muhtemel gelişmelere ilişkin değerlendirmesi şöyle: “Ankara, terörle mücadeleyi içeren kapsamlı bir İdlib harekâtını uygulamak zorunda (...) Moskova ile yürütülen müzakere önemli olmakla birlikte bu saatten sonra sahadaki operasyonun durdurulmaması gerektiği aşikâr (...) Ankara, Esed rejimini caydırmak için daha sert yöntemleri gündemine alabilir. Bu aşamaya gelmeden Moskova’nın bir uzlaşı üretmesi rasyonel olacaktır.”

Moskova ne diyor?

“Russia Today” adlı yayın organında yer alan Moskova’nın resmi değerlendirmesi şöyle: İdlib’deki saldırı yalnız Suriye’yi değil, Rusya’yı da hedef alıyor. Bize yönelik “Terörist saldırılar”ın sorumlusu Türkiye’dir. Ülkenin kuzeybatısındaki karayolunun, Esed rejimi tarafından ele geçirilmesi İdlib’in kaderini etkileyecek bir dönüm noktasıdır.”

Ankara,“Suriye ile çatışıyoruz, Moskova ile değil” diyerek Moskova ile karşı karşıya gelmek istemiyor. Moskova da benzer şekilde, Türkiye’yi değil, terörist gruplar adını verdiği muhalif güçleri suçluyor. Yani, Rusya da Türkiye de genelde doğrudan birbirlerini hedef almıyor.

Buna karşın, dünyanın dört bir yanındaki yayınlara baktığımızda, Türkiye ile Suriye arasındaki çatışmada Moskova’nın Esed’in arkasında durduğu ve Türkiye’nin İdlib’den çıkarılmasından yana olduğu görülüyor. Türkiye’nin buna karşı daha sert hamlelere başvurması, ne gibi sonuçlar doğurabilir? Suriye’nin kendi başına hareket etmediği ve eninde sonunda bu gerilimin asıl muhatabının Moskova olduğu bir gerçek.

Hangi yöntemi kullanırsak kullanalım, Moskova Şam’ı terk etmek istemeyecek. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, bu tablo karşısında Batı’ya ve NATO’ya çağrıda bulunuyor. Destek istiyor. Mülteci akınının Avrupa’yı tehdit edeceğini hatırlatıyor. Ancak birkaç küçük kınama dışında bir destek işareti geldiğini söylemek zor.

Umarız ki, Devlet Bahçeli’nin dün dillendirdiği, “Hadi Şam’a gidelim” hayalleri dallanıp budaklanmaz. Bu gerilim tırmanıp daha geniş bir çatışmaya dönüşmez. Bu tehlikeli ortam yumuşar ve yeniden masaya dönülür.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...