Türkiye'yi IŞİD'le suçlamak

02 Temmuz 2016, Cumartesi 16:00
AA

“IŞİD’i Türkiye ve AK Parti iktidarı besleyip büyüttü” iddiası, durmaksızın tekrar ediliyor. Atatürk Havalimanı katliamından sonra, bu iddia, cilalanarak, yeniden dolaşıma sokuldu.

“Türk askeri IŞİD’lilerle görüldü”, “Boru hattından, IŞİD Türkiye’ye petrol satıyordu”, “IŞİD’liler Türkiye hastanelerinde tedavi edildi”, “Militanlar, Türkiye üzerinden Suriye’ye geçiyorlardı” gibi yorumlar, sürekli dillendiriliyor.

ABD tezleri

Batı merkezlerinin propagandalarının, kendi içinde bir mantığı var. Irak’ı işgal edip, ordaki Sünnileri, Şiilerin yönetimi altında inleten ABD’nin, suçu başkasına yüklemesi, anlaşılabilir.

Sünni Arapları çaresizliğe mahkum eden Batı ittifakının, “asıl suçlu Türkiye’dir” demesinin, nedenleri var. Tezler nasıl oluşturuluyor, arşivleri karıştırarak bakalım: ABD basını, bizimkilerin iddialarını alıntılıyor, sonra servis ediyor.

Bizimkiler oralara göndermede bulunarak, “bak kanıtlandı” tezlerine sarılıyor. Böyle bir “paslaşma ortamı” var…

Örneğin, kanıt, belge olmadan, “Ben petrol ticaretini yazınca, boruları söktüler” diyor birisi. İddia, dilden dile dolanıyor ve “kanıt” olarak Türkiye’ye dönüyor. Türkiye, IŞİD saldırısına uğruyor, “Ektiklerini biçiyorlar” korosu devreye giriyor.

Arap Sünniliği, köşeye sıkışmışlığın, varını yoğunu yitirmenin çaresizliğini yaşıyor, IŞİD, bu ortamdan besleniyor.

Arap Sünnilerinin, Irak ve Suriye’de gelecekleri olabileceğine ilişkin, bir projenin ortaya konması gerekli.

Bu duyarlılığı anlamadan, hissetmeden, çözüm üretilemez. Ilımlı Suriye muhalefetine, bunun için ihtiyaç var. Irak’taki baskıcı Şii yönetimine yapılan itirazın somut bir temeli var.

“Şii Yayı”: Böl yönet

Batı’nın bir çıkış yolu olarak gördüğü “Şii Yayı”(yani Tahran, Bağdat, Şam, Beyrut ekseni) işleri iyice içinden çıkılmaz hale getirdi. Kürtleri, “Sünni Arap bağnazlığı”na karşı bir “askeri çözüm” olarak görmenin de, problemli tarafları var. İslam dünyasını, “Ortadoğu’daki kaosun asıl sorumlusu” olarak kabul eden “Batıcı” yaklaşımın temeli, çok eski tarihi reflekslere dayanıyor.

Köklü bir “İslamafobia”, Türkiye’nin içinde de köklere sahip. IŞİD’e karşı istihbarat, güvenlik zaaflarını tartışalım, bu vahşi örgütün insanlıkdışı yöntemlerini lanetleyelim.

IŞİD’i yaratan sosyal ortamı sorgulamadan ve değiştirmeden, köklü bir çözüme ulaşabilmek mümkün değil.

Sıradaki haber yükleniyor...