Çağrışımlar

28 Temmuz 2013, Pazar 05:00
AA

Evren Paşa, Cumurbaşkanlığına veda ederken, bazı köşe yazarlarını tek tek Huber Köşkü’ne çağırmış, yirmişer dakikalık sohbetler etmişti. Diğerleriyle ne konuştu bilmem. Ama bana şunu sordu:
- Bende gördüğün yanlışları say bakalım. Sayacak çok şey vardı ama saymaya lüzum yoktu. Zira en büyük yanlış zaten darbe yapmasıydı. Peki, dedim mi bunu? Hayır. Diyemedim. Çünkü 12 Eylül’e karşı çıkmamıştım ki... Hangi yüzle hangi yanlışını sayacaktım? Kös kös döndüm.

*[[HAFTAYA]]

Acaba diyorum, Mısır’daki gibi 1 milyon kişi sokağa dökülseydi, 12 Eylül komutanları nasıl bir tavır alırdı? General Sisi gibi mi? Bilmiyorum. Biz, 27 Mayıs’ı da kuzu kuzu kabullenmiş insanlarız. Menderes’in idamını protesto edenimiz oldu mu? 12 Mart’ta Ecevit’ten başka kimin sesi duyuldu? İsmail Arar’a sormuşlardı: - Demirel bir daha Başbakan olabilir mi? Cevabı:
- Güldürmeyin insanı. Sonraları çok güldük. Demirel tekrar Başbakan olunca sahiden çok güldük. Ama neye yarar? İsmail Arar’ın mahçup olması, demokrasiyi kurtarmaya yeter mi?

*

Yetmedi... 28 Şubat ne kadar kibar bir darbeydi yarabbi. Adından da belli değil mi: Postmodern. Nitekim “muhtıra” kelimesini pek sevdik. 27 Nisan’a e-muhtıra diyerek teknolojik bir hava verdik. Biz darbe şampiyonuyuz. Çankaya Hükümetleri, Güneş Motelleri falan... çoook şânımız var. Muhatabı belli olmayan, yerde kalan, sahibi meçhul, başka muhtıralarımız da var. Mısır’a bakarak şimdi bunları düşünüyorum. Not: Darbeye darbe demeyenler, insafa gelip darbe deseler ne değişir? Katliam mı durur? Mısır demokrasiye mi kavuşur? Hayır... Öyleyse darbeye darbe demeyenler oh ne rahat... Biz darbe dedik de ne oldu?

Sıradaki haber yükleniyor...