Akrabanın hayırlısı!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bir adam hayat boyu çalışıyor çabalıyor, kendine bir servet yapıyor. Ölmeden önce de bu serveti bir derneğe bağışlıyor. Adam ölünce yeğenleri çıkıyor ve o servette hak iddia ediyor!! Çocuğu değil, çoluğu değil. Bir tek bana mı acayip geliyor bu? Seyfi Dursunoğlu’ndan bahsediyorum, evet! Namı diğer Huysuz Virjin’den. Geçtiğimiz temmuzda vefat eden Dursunoğlu, ölmeden önce tüm birikiminin (15 milyon TL olduğu söyleniyor) Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne verilmesini vasiyet ediyor.

Evet, bir vasiyet var ortada üstelik! Ama bir sene bile geçmeden iki yeğeni itiraz ediyor bu vasiyete. Biriyle sırf kan bağın var diye o mirastan hak istemek nasıl bir şey mesela? Seyfi Dursunoğlu’nun bir röportajında “Onlar cenazemi bile kaldıramazlar” diyerek tavrını ortaya koyduğunu da hesaba katın bu arada. Kan bağım var madem, gideyim dayımın teyzemin parasına göz koyayım, pay isteyeyim o zaman!

Valla ben borç istemeye bile utanırım başkasından. Bir de ‘onun parasını bana verin’ demek nasıl bir şeydir? O mirasın oluşmasına bir katkın mı olmuş, emeğin mi var? Normal bir insan bu kadar had bilmez olamaz, o yüzden merak ediyorum; bu neyin kafasıdır? Bu insanlar hayatta nerede dururlar? Kırmızı çizgileri, utanmazlık sınırları var mı? Bir hafta sonu kafamda böyle deli sorular işte.

EMEK VEREREK AŞKI YAŞAMAK DİYE BİR ŞEY...

Sevgililer Günü epey geçti ama bir dizi sahnesiyle yine o güne götüreceğim sizi. 14 Şubat’ta da yazmıştım... Madem Sevgililer Günü diye bir şey var, tüketim kafasından çıkın, sevdiğiniz için anlamlı şeyler yapın bugün demiştim. Tam öyle bir sahne izledim ‘Menajerimi Ara’ dizisinde... Dizide, rol gereği birbirini seven bir oyuncu ve menajer asistanı var. Aşkları da öyle naif, öyle masum ve güzel ki bayılıyorum onları izlemeye.

Bizi aşka inandırıyorlar, yüzünüze bir gülümseme gelip oturuveriyor onları izlerken. Ve tabii çiftimiz, ilk sevgililer gününde birbirlerine öyle güzel özeniyor, birbirlerinin hayalini gerçekleştirmek için öyle çok çabalayıp düşünüyor ki.. Kızımız, bir mezuniyet kostümü alıp diploma vererek sevgilisinin en çok istediği şeyi yaşatıyor ona...

Erkek ise yoğunluktan dolayı bir tam günü birlikte yaşayamadıkları gerçeğini düşünüp ona hayali olarak bir tam gün yaşatıyor. Pijama hediye ediyor, uyuyorlar. On dakika sonra alarm çalıyor, kahvaltı yapıyorlar. On dakika sonra alarm çalıyor, mısır patlatıp film izliyorlar.

Alarm çalınca başka bir sahne. Yani, bir günde ne yapılırsa hızlandırılmış olarak onu yapıyorlar. İzledikçe eriyor, düşünüyorsun: Böyle aşklar sadece dizilerde mi var acaba diye iç geçiriyorsun. Sevince emek vermek lazım diyorsun. Son zamanlarda ekranda gördüğüm en şahane sahneydi. Olacaksa böyle olsun işte!

BU ARALAR SARDIM…

  • Nihayet kitap okumaya yeniden sardım. Kendimi tamir etmeye, iyileştirmeye yönelik kitaplar. Psikolojik ve spritüel şeyler. Bu sessizlikte ne iyi geliyor ama!
  • Bu ara ‘Aşk ve Anarşi’ isimli İsveç dizisine sardım dijitalde. Sıradan hayatının içinde heyecan arayan bir kadının deli halleri ama perde arkasında ti’ye alınan bir yayıncılık dünyası. Tavsiye ederim.
  • Arada sosyal medya detoksu yapmaya sardım. Kafayı ordan kaldırınca, ne çok vakti oluyormuş insanın meğer!
  • Son günlerde havalara sardım! Eskiden karı kışı romantik bulurdum ama artık evdeyiz diye yetti bana galiba. ‘Hoca maçı bitir artık’ diye bağırasım var.

BANA YENİ BİR ‘BEN’ LAZIM!

Estetik operasyonlar pandemi döneminde artmış! Uzmanlar salgınla birlikte kendinde kusur bulanların sayısının arttığını ifade ediyor. Haber yüzde yüz doğru çünkü kendimden biliyorum! Üstelik görüntülü aramalar sırasında fark ettim kusurlarımı. Birileriyle görüntülü konuşurken gözüm sürekli kendime kayıyor. ‘Aaa gözümün etrafına ne olmuş, aaa yüzüm mü sarkmış’ deyip deyip karalar bağlıyorum, gördüğüm şeyden de pek hoşlanmıyorum açıkçası.

Gelecek belirsiz, evdeyiz, mutsuzuz, depresifiz, dolayısıyla kendimize takmış durumdayız. Olan bu maalesef. Hazır evdeyken operasyon süresini, şişliği/morluğu kimse görmeden atlatmak mümkün olduğu için de, herkes bıçak altına yatıyor. Tabii Seda Sayan gibi isimlerin, sosyal medyada kanlı canlı operasyon geçirmeleri de durumu normalleştirdi. Böylece gizlenme ihtiyacı kalmıyor ve herkes daha da cesurlaşıyor bir taraftan.

Fransız askısıyla yüz germe mi istersiniz, burun/meme ameliyatları mı? Herkes öyle kolay karar veriyor ki bunlara. Pandemi bize daha neler edecek, hayatımızı daha ne kadar başkalaştıracak bilmiyorum ama umarım Demi Moore ayarına gelmeyiz! Biliyorsunuz, uzun aradan sonra bir defilede boy gösterdi Moore ve şok etti herkesi. ‘Allah kimseye, bu kadar değişecek kadar kafayı yedirtmesin’ bile demiştim.

Neyse ki, tepkilerden sonra foto paylaşıp olayın bir makyaj hilesi olduğunu gösterdi de, herkes derin bir nefes aldı. Ama söyleyeyim, bu pandemi devam ettikçe hepimizin içinden bir Demi Moore çıkabilir. Üstelik makyajlı değil, ameliyatlı Demi Moore!

Sıradaki haber yükleniyor...
holder