Cerrattepe gerçeği

19 Ağustos 2017, Cumartesi 05:00
AA
Geçen hafta sonu bir grup gazeteci ile Artvin’deydim.

Türkiye’nin en büyük zenginliği, yeşilliği ve oksijen deposu Cerrattepe’de başlayan maden çalışmalarını yakından görmek için..

Hani şu maden açılmasın diye 245 gün direniş yapan, en sonunda çevreyi ve doğayı korudukları için ‘terörist’ ilan edilen, gaz bombaları yiyen, coplanan ama Türkiye’nin en büyük çevre direnişlerinden birine imza atan insanları dinlemek için...

Aylar boyunca gazete sayfalarından okuduğumuz haberler gerçekte neymiş öğrenmek için...



Biliyorsunuzdur belki, özellikle Yeşil Artvin Derneği, sivil toplum örgütleri ve bölge halkı Artvin Cerrattepe’de maden açılmasın diye büyük mücadele verdi ancak Danıştay çevrecilerin tüm itirazlarına rağmen madencilik faaliyetlerini onayladı. Ki bu mücadelenin hikayesi bu köşeye sığacak gibi değil. Sonuçta kazılar başladı. Bölgeyi karış karış gezdik, yekten şunu söyleyebilirim: Bu madenin doğayı nasıl tahrip ettiğini görüp etkilenmemek mümkün değil...

Yüzlerce ağaca kıyılması, derelerin kirlenmesi, hayvancılık ve tarımın gördüğü zarar, doğanın yavaş yavaş yok edilmesi ve tüm bunlara karşı direnen bir avuç insanın mücadelesi inanılır gibi değil.

Ve aklımızdan çıkarmamız gereken şey şu: Mahvedilen sıradan bir yer değil.

SORULARA CEVAP YOK!

■ Artvin’e gider gitmez orman mühendisi, Yard. Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu’ndan madenin bölgeye verdiği zararları; Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan’dan da 245 gün boyunca verdikleri mücadeleyi dinledik…

■ Birkaç saatlik yolculukla Cerratepe’nin de içinde olduğu yüksek rakımlara tırmandık…

■ Maden atıklarının dere suyunu nasıl bulanıklaştırdığını yerinde gördük. Hayvanlar bu suyu içiyor, köylüler bu sularla tarım yapıyor ne yazık ki. Eti Bakır’ın mühendislerine sorduk “Bizden kaynaklı değil” dediler. Temiz madencilik yaptıklarını söyledikleri halde meraklanan ya da ‘araştıralım’ diyen olmadı tabii ki!



■ Madenden çıkan atıklar yamaçtan aşağı dökülüyor, yani bu atık maddelerin toplandığı bir yer yok.

■ Yaşları 120 civarında olan ağaçlar yok ediliyor. Sadece ağaçlar değil; bitki örtüsü üzerinde ne varsa kazılıyor, kökten deşiliyor.

■ Eti Bakır’ın broşürlerinde “İnşaat sahası üzerindeki yüzey toprağı depolanacak” deniliyor ancak toprağın nereye depolandığını öğrenemedik.

■ Sarp ve eğimli toprakta ağaç katliamı heyelan riski doğuracağı halde, mühendisler “böyle bir risk yoktur” diyor.

■ Endemik bitkiler başka yerlere taşınacak güvencesi verilmiş; “Peki nereye taşındı” sorusuna da cevap yok!

ŞAKA GİBİ BİR DAVA

Cerrattepe’de halkla nöbet başlatan Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, katıldığı eylemler nedeniyle dört ayrı davadan yargılanıyor ama bir davası var ki Levent Kırca yaşasaydı kesin skeç yapardı! Tabii bir de eski zamanlardaki gibi mizah yapabiliyor olsaydık…

245 gün boyunca Cerrattepe için nöbet tutan Artvin halkı, kışı geçirmek için bir tahta kulübe yaptırıyor ve bu kulübe dava ediliyor. Açılan davada, kulübenin ormana zarar verdiği belirtiliyor. Güler misin ağlar mısın? Bu kadar ağaç kesilsin, orman yamaçlarından harfiyat dökülsün, bir tek o tahta kulübe ormana zarar versin!

Gerçekten filme çekilse, “Ne biçim senaryo bu” denir. Çok ayıp ve komik.

Mücadeleyi bırakmak yok!

Cerrattepe mücadelesinin simge isimlerinden 94 yaşındaki Erzade Nine de bizimle toplantıda. “Ben sonuna kadar mücadeleye hazırım” diyor.

Direniş sırasında elindeki gaz fişeğiyle efsaneleşen Hacı Ali Keklik de yanımızda. Herkes derdini, görüşünü anlatıyor.



Artvin halkı üzgün...

Zira hukuk ve halk hiçe sayılarak bölge talan ediliyor ama onlar suyundan da toprağından da vazgeçmek istemiyor. Üstelik, ülke öyle bir dönem yaşıyor ki, Cerrattepe gündem bile olamıyor.

Oysa Doğu Karadeniz’in yeşil kalması tüm ülkenin gündemi olmalı. Ve mesele o kadar ciddi ki, hiçbirimizin ileride “Kandırıldık” deme lüksü yok! O yüzden biraz kulak kabartmak, dinlemek, araştırmak ve anlamak şart.



Bu arada...

Orada gördüğüm en önemli şey; bir avuç insanın adaletsizliğe, hukuka inancını yitirmesine rağmen hala umut etmesi. Anayasa Mahkemesi, o da olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar ne gerekiyorsa yapılacak. Bu mücadele gerçekten alkışlanır.
Sıradaki haber yükleniyor...