Dijital bir mecrada ‘Hamlet’ izlemek…

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Hamlet, Shakespeare'in 400 yıl önce yazdığı kült ve ölümsüz bir eser. Danimarka krallığında geçer; Prens Hamlet’in, kral olan babasını öldürdükten sonra tahta geçen ve annesi ile evlenen amcasından nasıl intikam aldığını anlatır. Sayısız kez sahnelenen ve sinemaya aktarılan bu ölümsüz eser, şimdi dijital bir kanalda, Gain’de, dizi olarak yayında. Kaan Müjdeci’nin müthiş ‘Hamlet’i bu! Müthiş çünkü sıradışı bir fikirle yola çıkmış. 16. yüzyıldaki krallığın yıkılışına ve güç dengelerinin değişimine, Büyükada’daki ‘fayton krallığı’ üzerinden bakmış Müjdeci.

Son derece içimizden bir uyarlama olmuş. Üstelik bu kez Hamlet, genç bir kadın! Çünkü ona göre Hamlet, cinsiyetsiz biri! 400 yıllık bir eseri genç ve dinamik bir platformda, usta oyuncuları bir araya getirerek çekmek, başlı başına merak uyandırıyor. Ben de merakıma yenildim ve Kanyon’da yapılan ilk gösterime gittim. İlk iki bölümü izledikten sonra yönetmen ve oyuncular ile söyleştik, sorularımızı sorduk.

Kaan Müjdeci’nin yazıp yönettiği; Erdal Beşikçioğlu, Elit İşcan, Hatice Aslan, Şebnem Bozoklu gibi pek çok ünlü ismin oynadığı Hamlet’ten oyuncular da çok etkilenmiş belli ki. Bu arada… Hamlet’in Avrupa’nın dizilere adanmış en büyük festivali ‘Series Mania’nın Uluslararası Yarışma bölümüne seçilen 8 diziden biri olduğunu, festivalde Türkiye’yi temsil eden ilk dizi olarak büyük bir başarıya imza attığını da ekleyeyim.

‘Mecrayı düşünmek işi zedeler’

Faytonların kaldırıldığı bir dönemde Kaan Müjdeci’nin kafasında şekillenmiş hikaye. Adaya gittiğinde, pandemi patlamış, orada mahsur kalınca da kolları sıvamış hemen. Merak edilen diğer şey… Dizilerin dinamiği merak üzerine kuruludur ya... Sonu bilenen bir metin, risk değil miydi onun için? Kaan Müjdeci, şöyle diyor: “Hamlet, doğruyu, var olmayı, insanın karanlık yönlerini sorgular. 4-5 ayrı çeviriden okudum Hamlet’i ben.

Her seferinde farklı şeyler yakaladım. Hamlet’in ölümsüzlüğü de tam bu nedenle! Sonunu bilmemizin hiçbir anlamı yok yani. Herkesin yorumu ayrıdır, isteyen istediğini alır.” Müjdeci, mecrayı hiç düşünmeden çekim yaptığını söyledi ve ekledi: “Mecrayı düşünmek işi zedeler. Tersine hep büyük resimler, geniş açılar kullandım. Çok özgür takıldım yani.” Atların itlaf edildiği dizinin ilk sahneleri ortada zaten. Çekimler müthiş.

Müjdeci anlatıyor hemen: “Atları en sağlıklı şekillerde bayılttık. Mutlaka dinlendirdik. Yani o gördüğünüz sahneler çok uzun zamanlarda çekildi” diyerek, çekimlerde hiçbir canlıya zarar verilmediğinin altını çizdi.

‘Sinemaya gelmiyorsunuz arkadaşlar!’

Erdal Beşikçioğlu, “Kaan bana, ‘Yıkılmış krallık hikayesini adadaki faytoncular üzerinden anlatacağım’ dediğinde senaryoyu okumadım bile, ‘tamam’ dedim. Ve çok güzel bir adaptasyonla karşılaştım, çok keyif aldım” diyerek özetledi işe dahil oluşunu. Peki bu görkemli işin beyazperdede değil de dijital platforma yapılması, sinemanın geleceği açısından ne düşündürmeli bize? Kaan Müjdeci “Sinemaya gelmiyorsunuz arkadaşlar” diyerek sitemlerini iletti önce.

Araya Erdal Beşikçioğlu girdi sonra: “Uzun süre bu koltuklarda oturacak seyirci ahlakına sahip değiliz ne yazık ki... Hamlet de çok ağır bir metin. Toplu halde bir konsantrasyon çok zor. O yüzden evde iki çayla, Hamlet’ten iki kuble bir şey seyrettirebilirsek insanlara, ne mutlu bize...” Kaan Müjdeci ise şunları ekledi: “Seyirci seyircidir, film de filmdir. Ne kadar çok kişi izlerse o kadar iyi.

İçeriği değiştirmek bana göre saçma. Ben sabit kalayım, içerik sabit kalsın ama mecra değişsin demek daha doğru geliyor.” Sonuç? Böyle görkemli bir dizi için dijital platformların tercih edilmesi bile sinema için tehlike çanları sanırım.

Bir sergiden geriye kalan…

Bir başka anlamlı iş... Ahmet Güneştekin imzalı ‘Hafıza Odası’ sergisi. Güneştekin’in bölgeye özel tasarladığı yeni eserlerinin de yer aldığı Diyarbakır’daki sergisi. Üstelik Diyarbakır’ın hafızasında çok acı bir yer bırakan Keçi Burcu’nda açıldı. Cumartesi Anneleri’nin anısına, kayıplar anısına, faili meçhuller anısına, cezaevlerinde yaşananlar anısına tasarlanan eserlerin Keçi Burcu’nda görücüye çıkması, düşündürdükleri, hatırlattıkları çok önemliydi.

İstanbul cemiyet hayatından çok kişiyle sergideydik hafta sonu. Tabii bu ülkede ne zaman farklı kesimden insanlar buluşsa, bu kadar geniş çaplı bir ses çıksa, eleştiri de kaçınılmaz oluyor. Neden o acıları görüp halay çekildi, neden eğlence yapıldı diye bol bol soruldu.

Ve tabii serginin Diyarbakır’daki acılara ihanet olduğunu söyleyenler de oldu. Politik olarak anlatılamayanı, sanatla anlatmak neden kötü olsun? Hayat mı durmalıydı acaba? Bu sergiyi görmeye gelen o ‘kel alaka’ insanlardan üçü beşi eserlerin anlamını merak etse... Diyarbakır’ı tanısa, anlasa, fena mı olur? Birleşmek, birleştirmek için güzel bir fırsat diye baksak?

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder