İstanbul bayramda bildiğiniz gibi değil!

09 Haziran 2019, Pazar 08:01
AA

Nasıl geçti bayram tatiliniz? Mutlu musunuz, dinlendiniz mi? Yoksa daha çok mu yoruldunuz, dert sahibi oldunuz?

Haftalar öncesinden tatil planı yapıp enerjisini bitiren… Sonra da üst üste, dip dibe canhıraş hallerle sahillere koşan, otelden ulaşıma her şeye iki katı para ödeyip kazıklanan, üstüne üstlük çok da iyi servis alamadığı için söylenenlerden misiniz? Geçmiş olsun, bu da geçer unutursunuz; yeniden aynı şekilde tatile çıkarsınız nasılsa..

Biz İstanbul’da kalanları soracak olursanız, “iyiydik, şehrin tadını çıkardık” diyeceğim ama bu sefer pek öyle olmadı.. İstanbul hiçbir bayramda olmadığı kadar doluydu. İlk kez bu bayramda trafik kilitlendi, köprülerde trafik durdu ve İstanbul’da kalan herkes sahil hattında buluşmak için sözleşti sanırım!

Zordu birinin ayağına basmadan sahilde yürümek! Kendi muhitimden bildireyim; Bebek-Sarıyer sahil hattındaki banklar, çimenler piknikçilerle doluydu. Balıkçılar, kafeler de müşteriyle doluydu, yer yoktu. Adalar da farklı değildi; giden dostlarım kendini zor vapura atıp geri döndü. Neden böyle oldu derseniz… Okullar kapanmadı, sınavlar bitmedi...

Seçim için tatili erteleyenler oldu... ‘Uçak, otel fiyatları almış başını gitmiş, ne tatili’ diyenler boldu. Bir de mültecilerin sayısı arttıkça, olan oldu İstanbul’a... Sahilde atleti donuyla banklara çimenlere serilenler, mangal yakanlar, denize girenler… Mesela İstanbul’un göbeğinde hiç bu kadar denize giren insan görmedim daha önce! ‘En iyisi evimizden çıkmayalım’ noktasına geldik. Özetle İstanbul da artık bayramlarda sakin, sevimli, huzurlu bir yer değil, unutun. Peki çözüm mültecilere sahilleri yasaklamak mı?

MÜLTECİ DENİZE GİRMESİN Mİ?

Bursa’nın Mudanya sahilinde Suriyeliler çadır açıp, atlar ve develerle sahile çıkarma yapınca vatandaş şikayet etmiş; belediye başkanı da ‘yoğun şikayetleri dikkate alarak’ onlara sahili yasaklamış. Haberler böyle. Sosyal medyada başkanı alkışlayanlar, ‘işte budur’ diye tezahüratlar, oh çekenler bol. Yaz günü insanları denize sokmamak nedir ya? Peki ama sahilde deve nedir, at nedir? Mandıra mı orası?

Şimdi yersiz yurtsuz insanlara ‘sahilleri boşaltın’ demek, denizi sahili yasaklamak ne kadar büyük saçmalıksa; onların her istediğini yapmasına izin vermek de başka bir saçmalık. İnsanlar mültecilerin yaşam biçimlerinden, toplumsal kurallara uymamasından çok muzdarip tamam da, empati duygusuyla hareket edilebilse, yetkililer de sınırlamalar koyup bunları uygulayabilse keşke...

Demem o ki, iyi niyetler sömürülmezse, yetkililer de insani ölçülerde sınır koyarsa; bütün yaz için de bir önlem alınmış olur belki. Yoksa daha çok konuşuruz buna benzer haberleri…

BAYRAMIN EN ŞIKI AJDA

Peki bütün haftanın en çok konuşulanları nelerdi?

■ Bodrum Maça Kızı oteline ait sürat teknesinin gazetecilerin botuna çarpması… Teknenin kaptanı tutuklandı ve ifadesinde botu görmediğini söyledi. Nasıl bir dikkatsizliktir bu? Ölümden dönen arkadaşlarımıza geçmiş olsun, bölgenin en kalabalık döneminde böyle bir vurdumduymazlığa da pes diyelim.

■ Amine Gülşe ve Mesut Özil’in düğünü… Özil’in 16 bin ihtiyaç sahibine düğün yemeği dağıtması alkışlanacak hareket, bravo. Bir de küçük not: İkilinin Tarkan şarkısıyla yaptıkları düğün dansları feciydi. Belli ki biri çalıştırmış; ezberlenmiş adımlarla, robot gibi hareketlerle başladılar dansa... Ne olur yapmayın şunu, kimseleri dinlemeyin Birbirinize sarılıp içinizden geldiği gibi dans edin. Daha samimi, tatlı olur.

■ Seda dekoltesi… Bayramda sahne alan 53 yaşındaki Seda Sayan, giderek daha da cesurlaşıyor. Ben sevmedim, şık kıyafet değildi ama cesareti varsa yapar, kime ne! Bense şunu diyorum; Seda Sayan yaş aldıkça güzelleşiyor. İkinci Ajda o bence! Abartmasına gerek yok.

■ Bayram konserlerinin en şıkı kimdi derseniz... Açık ara Ajda Pekkan! Bodrum’da Züleyha Kuru imzalı beyaz kıyafetiyle sahne aldı; zarafet, asalet, hava, moda her şey bu kadında maşallah dedirtti. O taşlı, tüllü, dantelli demode gazino kostümlerinden sonra Ajda içimizi açtın be!

UYUMAYIN BEYLER BAYANLAR!

Hayatımızı nasıl harcıyoruz? Dünya Bankası verilerine göre aynen şöyle: Yeme içmeye 4 yıl, yola 1.3 yıl, (İstanbul için geçersiz bence) alışverişe 2.5 yıl harcıyoruz. Çalışmaya 10.5 yıl, çocuk bakımına 1.5 yıl, eğitime 3.5 yıl, ev işlerine 6 yıl, kişisel bakıma 2.5 yıl. Video, oyun ve televizyona ise 9 yıl harcıyoruz. Uykuya harcadığımız süre ne kadar? Tam 28.3 yıl! Bütün bunları yaptıktan sonra da bize kalan sadece 9 yıl. Ve ortalama ömrümüz de 78 yıl kadar.

Beni en panikleten uykuya ayırdığımız süre oldu. 28.3 yıl ne demek ya? İnsan ömründe az şey mi? Bence uyumayalım!!! Bu isteğim “Uykusuz kalma, en az 8 saat düzenli uyu” diye ültimatom veren sağlık ve güzellik sektörüne ters ama kusura bakmayın olmaz. Peki siz söyleyin; kalan zamanı lehimize çevirmek, daha dolu, daha keyif odaklı, gezmeli görmeli yaşamak için siz nelerden feragat ederdiniz?

Sıradaki haber yükleniyor...