İtiraf edeni değil haber yapanı suçlamak

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Geçen cumartesi Sürücü Kursları Federasyonu Genel Başkanı Lokman Yıldırım’ın, 18 Kasım tarihinde bir toplantıda yaptığı ‘inanılmaz’ konuşmaya değinmiştim... Lokman Yıldırım özetle, “2013 yılına gelene kadar 25 senelik süreçte eğitim veriyormuş gibi yaptıklarını, sürücü kursları olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nı kandırdıklarını, E sınıfı otobüs sürücü belgesi için 45 saat yerine 2-3 saat ders verdiklerini” söylüyordu.

Bu açıklamalar önemliydi. Ben de köşeme taşıdım, bunların konuşulması gerektiğini yazdım. Sürücü kurslarından, derneklerden, yetkili kişilerden onlarca mail aldım. Çoğunluk, bu itirafları duymak istemedi; 2013’te çıkan yönetmelikle Avrupa standartlarında eğitim verildiğini, benim de sektörü karalamaya çalıştığımı söyledi. İyi de o açıklamaları ben yapmadım ki!

Amaç üzüm yemek değil, bağcı dövmek yani. HİÇ KoNUŞUlMASIN MI? 2016 yılındayız. Üç yıldır iyiyiz. Peki o geçen 25 yıl? Ne olduğuna, nasıl olduğuna bakılmayacak mı peki? Allah’tan sağduyulu, sektörün sorunlarına değindiğimiz için bizi tebrik eden açıklamalar da geldi. Aşağıda devam edelim…

‘Sürücü eğitimleriyle ilgili sorun olamaz...’

Uzun uzun yapılan açıklamaları bu köşeye sığdırabilmem mümkün değil ama özet yapalım… Sürücü Eğitimi İşverenler Sendikası Genel Başkanı Nihat Polat diyor ki, “Son yıllardaki istatistiklere göre, trafik kazalarında görülen hataların içinde en önemli yeri insan unsuru alırken, trafik ve araç bilgisi eksikliği faktörü yok denecek kadar azdır...”

Sürücü Eğitimcileri Konfedarasyonu Genel Başkanı İsmail Yılmaz ise “Sürücü eğitimleri ve sınavları ile ilgili endişe edilecek hiçbir bir durum söz konusu dahi olamaz. Yapılan eğitimler ve sınavlar, elektronik bir modül sistemi üzerinden AB ülkelerinde dahi olmayan bir bilgi bankası kanalıyla takip edilmektedir…”

Bunlar sevindirici, iç rahatlatan haberler. Ancak bir konferansta 2013 öncesinde olanlarla ilgili gayet ciddi itiraflar var… Sözümüz, işini layıkıyla yapanlara değil. Ancak bu ihbar, mevcut durumun daha da iyileştirilmesi için önemli. O yüzden sektör temsilcileri bu açıklamaların üzerini kapatmak, haber yapanları suçlamak yerine bunu konuşup araştırmalı.

Telaş yapmayın bizdik!

Pazar günü sosyal medyada arka arkaya UFO görüntüleri paylaşılınca, aynı anda makara da başladı... Uzaylı geyikleri uzadıkça uzadı, herkes çok eğlendi ama bu işi şahane bir reklam malzemesi yapmayı Kütahya Porselen akıl etti.

Bir tabakla UFO algısı oluşturup sosyal medyadan “Telaş yapmayın, bizdik” diyen marka; bir arkadaşımın yazdığı gibi pası ince görüp gelişine vurdu ve gol oldu! İşte zeka budur! Tıpkı Angelina Jolie-Brad Pitt boşanmasını gole çevirip “Brad Pitt artık bekâr, tek yön Los Angeles biletleri 169 Euro” diye ilan veren Norveç Havayolları gibi. Geleceğin reklam stratejisi bu. Doğal ve gerçek hikeyelerden beslenmek.

Artık ‘Hadi baba’ diye ısrar etmek yok!

 Aklın yolu bir... Nefes darlığı çeken yaşlıların spora, dansa ‘Hadi Baba’ diye ısrarla çağrıldığı kamu spotu 15 Aralık’ta kalkıyormuş. Her izlediğimde içim şişiyordu “Adam öldü ölecek, bunlar dans diyor, koş diyor, bu ne biçim kamu spotu” diye..

Neyse ki Batmanlı bir doktor “Kalp krizi geçiren kişi, oynamaya koşmaya teşvik ediliyor. Bu ciddi ristir” diyerek şikayette bulunmuş. Tebrikler, doktor gibi doktormuş valla! Daha umutlu, daha iç açıcı kamu spotları çekin ki işe yarasın, hayatımızı karartmasın.

Savaşın ortasında vicdani retçi olmak…

Düşünün… Kan gölüne dönmüş bir savaşın ortasındasınız ama vicdani retçi olduğunuz için silaha kesinlikle dokunamıyorsunuz. Sonra o savaştan bir kahraman olarak çıkıyorsunuz! İmkansız demeyin, gerçek bir hikaye bu. Vizyondaki ‘Savaş Vadisi- Hacksaw Rigde’i izledim.

Etkileyici bir hikaye. İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’ya karşı savaşan askerlerin arasına katılan Desmond Doss (Andrew Garfield) insanları öldürmeyi, eline silah almayı reddediyor. Üzerine düşman geldiğinde ne yapacağı sorusuna ise cevap bulunamıyor…

Bölük arkadaşlarının alaylarına, eziyetlerine maruz kalıyor, komutanlarının emirlerine itaatsizlikten yargılanıyor ama cepheye gitmek için direniyor. Küçükken kardeşini ağır yaralaması sonrası öğrendiği Tanrı’nın “Öldürmeyeceksin” emri onun inancının temelini oluşturuyor. Sonunda sıhhiyeci olarak kan gölünün ortasına dalıyor...

Eline silah almadan, 75 kişinin hayatını kurtarıp onur madalyası kazanıyor. Mel Gibson’ın çektiği bu gerçek hikaye; meseleyi politik açıdan değil inanç üzerinden anlatıyor. İnançlar sorgulanmamalı deniliyor. Oyunculuklar zayıf, sahneler abartılı ama temel meselesi iyi bir film.

2016’nın en çok bilet satanı tarkan

 Dünya etkinlik biletleme sektörü Ticketmaster’ın 17 ülkede aynı anda yaptığı ve bu yıl ikincisi düzenlenen ‘Yılın Bileti Anketi’ belli oldu. Ankete göre Türkiye ayağının şampiyonu Tarkan.. Biletix/Ticketmaster Türkiye tarafından www.biletix.com internet sitesi üzerinden gerçekleştirilen ankette 2016’nın ‘Top 5’i şöyle:

■ 1. Açıkhava’da ard arda verdiği konserlerle yaza damgasını vuran Tarkan birinci

■ 2. Paylaşmaya değer fikirler sloganıyla yapılan küresel konferans TED Talks

■ 3. Rockçıların vazgeçilmezi Zeytinli Rock Festivali

■ 4. Fransız sanatçı Imany

■ 5. 50. yıl turnesi kapsamında İstanbul’a gelen efsane rock grubu Scorpions. Ankette 2017’nin beklenen etkinliği de soruldu, Tarkan ilk sırada, onu Sıla izliyor.

Dünyada 2016’nın en iyi bileti: Coldplay

‘Dünyanın En İyi 5 Bileti’ne göre ‘A Head Full of Dreams’ turnesi kapsamında 2017 yılında dünyayı gezecek olan Coldplay ilk sırada. ‘En İyi 2. Bilet’ ise Belçika’nın ünlü festivali Rock Werchter oldu.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder