Kadınlar Günü bitti... Nerede kalmıştık beyler?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Ne haftaydı ama…

8 Mart nedeniyle kadınlar başroldeydi. Tabii sadece birkaç günlüğüne. Sonra eski tas eski hamam elbette.

Neler neler olmadı ki: Bir kere her türlü firmanın, alakalı alakasız ürünlerini Kadınlar Günü bahanesiyle pazarlamasını izledik. Sonra sosyal medyadaki kadınlar günü mesajlarına kilitlendik.

Ekrandaki reklamları konuştuk, gazete ilanlarını yarıştırdık ‘hangisi en iyisi’ diye.

İYİ Kİ VARLAR...

‘Kadınlar gülmezse olmaz ki’ diyen ve tabii daha pek çok şey söyleyen Filli Boya reklamı açık ara en iyisiydi. “15 litresi 200 lira olan boyanın CHP’den daha muhalif olması beni şaşırttı” diyen tweet olayı anlatmaya yetiyordu. Hatta bir kutu Filli Boya alıp masasına koyan arkadaşım bile oldu. Nasıl iyi geldiyse artık!

Ümit Boyner “Kadın kelimesini sesli söyleyin” dedi verdiği ilanda.

Güler Sabancı “Verilmiş rollerin ötesine geçmek, cam tavanları kırmak gerek” dedi. “İyi ki böyle kadınlar var” dedik.

Sonra whatsapp’tan gelen kutlamaları yanıtladık bolca. Genelde kadınlar birbirini kutluyordu ama olsun, farkında olmak iyiydi.




ROLE GEREK YOK!

Sonra tatlı hayallere dalmışken gerçeğe uyandık…

Bilgi Üniversitesi’nde kadınlar gününü kutlayan kız öğrencilere tekbir getiren, eli sopalı tipler saldırdı. Bunların öğrenci oldukları söylendi. Neyi istemedikleri, neyi hazmedemedikleri belli değildi üstelik. (Belli mi diyorsunuz?)

Bu arada Mersin Barosu Başkanı, Kadınlar Günü falan dinlemedi, kürsüye gelen bir kadın avukatı ite kaka kürsüden kovdu. ‘Rol yapmaya ne gerek var?’ diye düşündü herhalde! Olabilir. Neyse ki kadınlar korkmadı.

Beyoğlu’nda halay çekerek, dans ederek son zamanların en güzel yürüyüşünü yaptı. Kadınlar sayesinde Beyoğlu yine o eski Beyoğlu gibiydi. Umut dolu, renkli, kalabalıktı. “Ne varsa yine kadınlarda var” dedik.

Ertesi sabah gazetede yine pompalı tüfekle öldürülen kadın haberleri okuduk. Aynı hızla eski hayatımıza, normal işlerimize döndük... Sahi nerde kalmıştık?

İSTİKLAL'DE MODA HAFTASI MI?

Uzun zaman sonra ilk kez, bir öğlen İstiklal Caddesi’ndeydim...

İnsanı korku sarmıyor değil, her an her dakika tehlikeli bir şeyler olabilirmiş hissiyatı var. O da bir kenara, her şey sevimsiz. Ortalık inşaat yeri. Gürültü, toz her yer. Çeşit çeşit insan. Korkutacak cinsten insanlar! Kendini güvende hissetmiyorsun. Herkes üzerine üzerine yürüyor, korkutuyor. Tatsız yani.




PEKİ YA GÜVENLİK SORUNU?

Kazasız belasız işimi hallettim ve sonra öğrendim ki Mercedes-Benz İstanbul Moda Haftası 20-24 Mart tarihleri arasında İstiklal Caddesi üzerindeki Grand Pera’da yapılıyor. Hani şu yıkılan Emek Sineması’nın yeniden yapıldığı Cercle d’Orient binası. İnşaat halindeyken gezmiş görmüştüm, son derece şaşaalı, tarihi bir bina. Moda haftasına yakışır yani.

Ama o eski halinden eser kalmayan İstiklal Caddesi öyle mi? Giyinmiş, kuşanmış süslenmiş kalabalıklar o cadde üzerinde yürüyüp nasıl girecek binaya meraktayım. Moda tutkusu bunu aşar mı göreceğiz.

BU NEYİN REKORU?

Son zamanların en çok konuşulan filmiydi ‘İstanbul Kırmızısı’...

Romantizmine, duygusallığına, insan hikayelerine ve mutlu aile sofralarına herkesin hayranlık beslediği yönetmeni Ferzan Özpetek ve yıldızlar karması gibi kadrosu yüzünden film çok konuşuldu ama bir haftada 160 bin 630 kişi izledi.

‘Recep İvedik 5’ ise üç haftada 5 milyon 419 kişi tarafından izlendi; rekora doğru koşuyor. ‘Recep İvedik’ izlemeyi sadece ‘insanların gülmeye ihtiyacı vardı’ diyerek ya da “yeni Türkiye işte bu” diyerek açıklamak yeterli mi bilmiyorum.



Üzücü olan; bu kadar büyük kalabalıkları sinema salonuna çeken film keşke daha iyi bir hikaye olsaydı.

DİZİYİ BIRAK, İPEK BİLGİN'E BAK!

Dizi yarışına geçen haftadan itibaren ‘İstanbullu Gelin’ de girdi malum. Herkesin diziyle ilgili konuştuğu şeyler benzer:

Birincisi konusu… İstenmeyen gelin hikayesiyle yine yeniden bileklerimizi keseceğimiz bir dramı anlatacak olması. (Fenalık geldi bu mevzulardan!)

İkincisi Aslı Enver’le Özcan Deniz’in uyumlu olup olmadığı… (Ben sevdim, tatlı bir ikili olmuşlar.)

Üçüncüsü de Özcan Deniz’in saçları! Havaya doğru dikilmiş o kırlaşmış saçlar herkese batmış! “Erol Büyükburç’a özenmiş” diyor herkes. Yani Özcan Deniz’e acilen bir saç stylingi gerek.

Dizideki en şahane şeye gelince: İpek Bilgin’in varlığı... Otoriter bir anne, belli ki ileriki bölümlerde korkunç bir kayınvalide. Ama duruşu, oturuşu, bakışıyla ‘İzleyin de oyunculuk görün’ dersi veriyor. Ben sıkıcı hikayeyi bir tarafa bıraktım, sadece onu izliyorum valla.



MABEL MATİZ'DEN DERS GİBİ CEVAP

İnsanların kendilerine sataşanlara nasıl karşılık verdiği onların hayattaki duruşlarıyla ilgili öyle muazzam veri sunuyor ki, tam kişilik testi gibi.

Mesela Demet Akalın; göbeğini şiş görünce “Hamile misiniz?” diye soran hayranına “Regliyim Ziya, çok mu merak ettin!” demişti.

Elalemin karnıyla meşgul olana verilecek en şahane cevaptı!

Ya da Erkan Petekkaya’nın Cem Yılmaz’a sataşması… “Cem’in filmlerini beğenmiyorum ama gösterileri için önünde eğilirim” dedi ya. Cem Yılmaz da “Gerek yok, zahmet edip eğilmesin” dedi. Ne kadar yeterli bir cevap. Bu kadar ciddiye almış işte.

Ya Mabel Matiz? Gay olduğunu en çirkin, en seviyesiz şekilde ima eden bir takipçi için yazdıkları hayat dersi gibi. Bulun okuyun. Nasıl bir olgunluk, nasıl bir öğretmek ve anlatmak... Cinsel kimliğin ne önemi var, etrafımızda böyle insanlar çoğalsa keşke diyorsun.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder