Kıskançlık hayatımızda nasıl bir rol oynuyor?

17 Nisan 2016, Pazar 19:00
AA

Kıskançlık dolu bir yüzyılda yaşıyoruz. Bunu etrafımızdaki insanlara, onların davranışlarına, insanların birbirleri hakkındaki konuşmalarına baktığımızda kolayca görmek mümkün.

Peki bu duyguyu anlamaya çalışmak mümkün mü? Bu sorunun cevabı ‘Edebiyatta, Sanatta ve Popüler Kültürde Kıskançlık’ kitabında.

‘Yeni çıkanlar’ rafında görür görmez kaptım!

Peter Toohey kitabında, kıskançlığın hayatımızda oynadığı çeşitli rolleri anlatıyor. Kitapta tartışılan sadece cinsel kıskançlık da değil...

Çocukların, hayvanların, ailelerin, sanatçıların, akademisyenlerin ve iş arkadaşlarının deneyimlediği kıskançlık biçimleri var.

Kitap şöyle diyor: “Günümüzde insanlar eskisine göre daha kıskanç diyebilir miyiz? Batı medyası öyle olduğunu iddia ediyor.

Modern dünya maddi servetin ve tüketim ürünlerinin peşine düşmeyi desteklediğinden; sürekli daha yeniyi, daha iyiyi, daha fazlasını arzulamayı kışkırttığından; rekabet ve yarış sürekli körükleniyor.

Hatta 21. yüzyılı ‘Caka Satma Yüzyılı’ ilan edenler bile var; çünkü bu yüzyılda servet kazanmak bir tür narsisizme, suistimal etme, aldatma hakkına yol veriyor...

Hepimiz bu kendini beğenmiş, narsistik dünyanın parçası mıyız?

Sahip olma ve imtiyaz kazanma gibi eylemleri değerli kabul eden modern dünya, kontrolden çıkıp duygusal hayatlarımızı ele geçirdi mi?

Kıskançlık tohumlarının yeşerebilmesi için en uygun/verimli ortam bu mu?” Düşündürücü ve zevkli bir kitap. Mutlaka okuyun.

Şirin Bir LAF

Arzu ettiğin şeyler beklemekten vazgeçtiğin anda gerçekleşir. Bu, hayatın “Sen bakarken soyunamıyorum” deme şeklidir!

Geleceğin banyoları Milano’da görücüye çıktı

İtalya-Milano geçtiğimiz hafta dünyanın dört bir köşesinden tasarım meraklılarını ağırladı. Hem ‘Salone del Mobile’ fuarı hem de Tasarım Haftası nedeniyle şehrin dört bir yanında sergiler, açılışlar ve partiler vardı...

Bu sergilerden biri de Türk markası VitrA’ya aitti. Eczacıbaşı Grubu’na ait VitrA’nın ‘geleceğin banyo senaryoları’nı sunduğu ‘Bad Time Good Time’ isimli sergisi; tasarımcılara ilham verecek, ufuk açacak tattaydı.

Farklı kültürlerden Türk ve yabancı 8 tasarımcının banyo hayallerini yansıttığı; tasarım direktörü Erdem Akan’ın küratörlüğünü yaptığı sergiyi gezerken sorguluyorsunuz: Gerçekten, banyolarımızın hayatımızda ve evlerimizde kapladığı alanı hiç düşündünüz mü?

Ben bu sergiye kadar pek düşünmemiştim! Hızlı akan zaman içinde tek başımıza kalabildiğimiz tek yer banyolarımız aslında; hem iş yerinde, hem evde.

Ağladığımız, süslendiğimiz, isyan ettiğimiz, hazırlanıp temizlendiğimiz, kendimizi baştan yarattığımız ve tam da serginin başlığındaki gibi iyi ve kötü zamanlar geçirdiğimiz bir yer.

Bu yüzden de tasarımcılar alışkanlıklarımızı değiştirecek, ezber bozan yaşam alanları yaratmışlar.

Dönen tuvaletler salıncaklı küvetler

Önceki yazıdan devam edelim...

Tuvaletler neden köşeye itilmiş küçük odalarda bulunur? Tuvaletin doğası gereği oluşan imge mi buna yol açıyor? Setsu&Shinobu Ito, tasarımıyla bu soruyu sorguluyor. 180 derece dönebilen zeminle, kendimizi nasıl iyi hissediyorsak o manzaraya dönebiliyoruz. Tam ortaya yerleştirilmiş tuvaletin kapağında yer alan yastık ve yumuşak duvarlar, tabletimizi veya bardağımızı yerleştireceğimiz masa sıra dışı.

Sertan Özbudun’un salıncaklı küveti, başkalarıyla paylaşılabilecek bir banyoda güzel vakit geçirmek üzerine tasarlanmış. Güzel anılar biriktirmek için hayal edilmiş.

Mario Trimarchi’nin hayal ettiği tasarım, banyoda geçirdiğimiz zamana bakışımızı değiştiriyor. Yoga yapmaktan tutun bitki yetiştirmeye kadar tahmin edemeyeceğiniz kadar şey yapabilirsiniz. Banyo, resmen genişletilmiş ve bir ev halini almış.

‘Bad Time Good Time’ sergisinin İstanbul Tasarım Bienali’ne getirilmesi için çalışmalar sürüyor. Henüz kesin değil ama keşke gelse. Bu sergiyi görmenizi ve banyo hayallerinizi değiştirmenizi çok isterim.

Yıllar yaramış

Zaman acımasızdır derler ya, külliyen yalan! En azından herkes için öyle değil. Merve Boluğur’un eski ve yeni hallerini gösteren bir kare çıktı internette karşıma.

Tamam Merve Boluğur çocukluktan çıkmış, yüzü oturmuş vs. olabilir ama insan bu kadar mı değişir? Pes valla, yıllar ne güzel yaramış.

Mangerie

Bugünkü ‘şirin’ mekan yeni keşfettiğim bir yer değil. Hep gittiğim, iyi hissettiğim, balkonundan kalkmak bilmediğim Bebek’teki Mangerie.

Üstelik yemekleri enfes.

Bebek’in göbeğinde ama kalabalığından uzak. Çünkü cadde üzerinde bir binanın teras katında.

Bir apartman dairesi kafeye dönüştürülmüş; öyle küçük, şirin bir yer. Şahane bir balkonu var. Her oturduğumda, “Burası benim evimin balkonu olsa” dediğim bir hâl.

Boğaz manzarası eşliğinde, sohbetlerimin en keyifli adresi. Kahvaltı sadece pazar değil, her gün ve her saatte servis ediliyor.

Tatlıları gerçekten damak çatlatmalık. Kendinize iyilik yapmak istediğinizde gidin.

Sıradaki haber yükleniyor...