‘Malcolm ve Marie’ yılın en iyi filmi!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sonunda izledim ‘Malcolm ve Marie’yi.. Evet geç kaldım ama ortalığın durulmasını bekledim. Herkesin, film yayına girer girmez atlaması, konuşması, tüketmesi beni yoruyor açıkçası. Telaşa mahal yok, sakinlik iyidir. Şu kadarını söyleyebilirim; ilişkilere dair son zamanlarda izlediğim en iyi film! Siyah beyaz olması, tek mekanda geçmesi ayrı ayrı şahane ama azıcık zekası olanda terapi etkisi yaratır.

Hikaye klasik… Yapımcı Malcolm ile sevgilisi Marie’nin film galasından eve dönüşte tartışmalarını ve tüm gece küsüp barışarak ilişkilerini masaya yatırmalarını izliyoruz. Kadın ‘Kırıldım’ diyor ama adam onu anlamıyor. Anlamak bir yana ‘en küçük ayrıntıyı büyütüyor, hevesimizi kursağımızda bırakıyorsun’ diyen bir adam bu. Çünkü ona göre kadın kırılsa da; sessiz kalmalı, içine atmalı, ilişkinin selameti açısından görmezden gelmeli her şeyi. Yapmazsa arızadır ama arızanın neden çıktığının bir önemi yoktur!

Buradaki kırgınlığın sebebi ise Malcolm’un gala konuşmasında ona teşekkür etmemesi. “Mesele bana teşekkür etmen değil, beni nasıl gördüğün” diyor ve ekliyor: “Biliyor musun Malcolm, bir insanın seni sevdiğini, yanında olduğunu görünce onu umursamıyorsun bile..” Tanıdık geliyor mu? Öyle güzel tartışıyorlar ki, onlar konuştukça onların yerine düşünüyor, empati kuruyor, kendi ilişkini gözden geçiriyorsun. Resmen terapi!

Peki kim haklı?

Tek suçlu Malcolm mu? İkisi de haksız değil. Ama ikisinin de hataları var. Duygular yoğunsa, beklenti de yoğun oluyor. Siz karşısındakine yoğun şeyler hissetmeyen birinin, öylesine takılan birinin kavga ettiğini gördünüz mü? Ona sağlanan çıkar neyse; sevilmek mi, maddi beklentiler mi, sosyal bir hayat mı, neyse o istenen şey, bunlar sağlandığı sürece arıza çıkmıyor.

Ama birini çok sevdiğinde, onunla mutlu olmak için onu/ilişkiyi iyileştirmek istiyorsun. Bu filmde de öyle; iki taraf da birbirini seviyor. Sadece düzeltilmesi gereken şeyler var. Tek taraflı çabayla, birinin ‘sorun çıkmasın’ demesiyle de sağlıklı ilişki olmuyor maalesef.

Film boyunca biri yükseliyor, sonra diğeri başlıyor. İşin en güzel tarafı kalpleri kırılsa bile, biri diğerine ‘defol git’ demiyor. Birbirlerini sevdiklerini, istediklerini biliyorlar, o yüzden de gitmiyorlar. Ancak sevildiğinden emin olmayan biri gider çünkü. Onlar gitmiyorlar birbirlerinden.

‘Sadece teşekkür bekledim’

Öyle güzel iç dökme sahneleri var ki filmde… Al, kitap yap, sat! Malcolm, sevgilisinin suçlamaları sonrası kendini öyle güzel anlatıyor ki: “Sana ihtiyacım yok Marie! İhtiyaç meselesi değil bu. O zaman neden seninleyim? Seni sevdiğim için... Kafa yapını seviyorum, düşünme biçimini seviyorum, hayata bakışını seviyorum, seni sen olduğun için seviyorum…” Kadının neden kırıldığını anlatması ise daha efsane.

“Öyle bencil bir adamsın ki; nasıl daha iyi partner olurum diye sormuyorsun. İyisin ve değişmeyeceksin! Bu yüzden bana teşekkür etmeye gerek duymuyorsun. Eve gelip ‘beni kaybettin’ dememden korkmuyorsun. Bu akşam sadece bir teşekkür bekliyordum, hepsi bu.

Teşekkürler Marie, beni sevdiğin için.. Hayatımızı daha iyi yaptığın için.. Bana kahve yaptığın için.. Sabrın için.. Beni gülümsettiğin için.. Bana sarıldığın için…” Sadece şunu söyleyeyim; birinin sizi sevme, sizin de onu sevme yeteneğiniz varsa, konuşup anlaşmaktan daha kıymetli bir şey yok. Tavsiye ederim!

Canı ‘kaçmak’ çekmiş!

Nesrin Cavadzade, sevgilisi Gökhan Alkan ile Nişantaşı’ndaymış. Gazetecileri görünce de telaşa kapılıp saklanmaya çalışmış. Görüntüleri izledim, Nesrin Hanım çekip gidiyor, sonra da sevgilisini önüne katıyor. Yanlış anlamayın; kendileri ilk kez görüntülenen bir çift de değil.

Romantik pozlar vermeye bayılıyorlar. Demek bu kez de, kaçarak ilgi çekelim dediler! Böyle yapınca daha mı havalı oluyor acaba? Gazeteci görünce yanındaki kızı bırakıp kaçan adamlara aşinayız da, sevgilisini elinden tutup basından kaçıran yeni. Ne tuhaf hareketler bunlar!

Aleyna kim tutar seni!

Aleyna dediğini yaptı, dünyaya açıldı. Her mikrofon uzatıldığında beyin yakan açıklamalarıyla umut vaadetmese de artık ‘helal olsun’ deme vakti. Aleyna’nın sesi zaten çok güçlü; ‘Retrograde’ de iyi bir şarkı. Bir vokal koçuyla çalışmış, okuyoruz. İngilizcesi de sırıtmıyor, gayet başarılı.

Yani güzel ve temiz iş olmuş Ama dünyaya açılan biri için ne kadar dikkat çekici bir şarkı? Diğerleri gibi, o kadar. Ayrıca klip gayet sıradan. En azından akılda kalan bir klibi olmalıydı. Öte yandan şunu düşündüm: En son ne zaman birinin yurt dışına açılmasını heyecanla bekledik? Tarkan’ın hızlı zamanlarıydı sanırım. Artık bu olaylar heyecan vermiyor.

Zaman değişti ondan mı, umudumuz kalmadığından mı, dertlerimiz arttığından bilemem ama Aleyna bu yüzden sitem etmekte haklı. Bence işin tek heyecanlandıran yanı Dua Lipa ve ekibinin Aleyna’ya destek vermesi. Eğer devamı gelirse, heyecanımız belki artacak.

Yazarlarımızdan

15 Nisan 2021, Perşembe 07:00
15 Nisan 2021, Perşembe 07:00
15 Nisan 2021, Perşembe 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder