Bir şey eksik ama ne? Bu soru arayışı başlatıyor

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Serap Gülşen. Profesyonel yaşam koçu, nefes eğitmeni, Simurg nefes ve zihin dönüşüm seminerinin yaratıcısı, ACIM-Mucizeler Kursu öğretmeni. Ve benim ilk nefes eğitmenim. 10 sene önce ilk nefes seansımı onunla deneyimlemiştim ve o gün bugündür de hayatımda. Tavrıyla, tarzıyla, bilgeliğiyle hep destekleyen, büyüten, gerçeği görmeni sağlayan kadın. Bugüne kadar binlerce kişiye eğitim verdi, yüzlerce nefes koçu yetiştirdi, sayısız insanın hayatına dokundu. Onunla sohbet etmek bile koçluk seansına denk. Öyle sorular sorar ki sana, basit bir hafta sonu buluşmasından kafanda ampuller yanmış dönersin. Karanlık köşelerini aydınlatır insanın. Kendimizi sıkışmış hissettiğimiz bu pandemi döneminde onunla özellikle bu röportajı yapmak istedim. Ve işte karşınızda Serap Gülşen. Tanıdığım en nefes kadın.  

Serap seninle tanıştığımda hem profesyonel yaşam koçluğu, hem nefes eğitmenliği yapıyordun. Hala ikisini beraber sürdürüyorsun. Senin nefesle tanışman nasıl oldu? 

Ben profesyonel koçluk yaparken tanıştım nefesle, öncelikle merak ettim ne olduğunu ve ilk nefes seansımdan büyük bir coşku ve heyecanla kalktım. Çok etkilendim. Çünkü profesyonel yaşam koçu olarak bizim işimiz zihinledir, duygulara pek girilmez. Nefes seansında ise zihnin bilinçaltına bastırdığı anılar ve duyguları ortaya çıkar. Ben profesyonel yaşam koçluğu yaparken hep bir şey eksik diye düşünürdüm. Nefes o eksik parçayı buldurdu bana.

Peki nefes bunu nasıl yapıyor? 

Koçun koçluk yaptığı kişiyle uyumu, güven ortamının oluşması çok önemli. Çünkü kişi kendinin bile bilmediği derinliklerden bir farkındalık yaşıyor. Ve bunun olması için de zihin kendini güvende hissetmek istiyor. Kişi kendi nefes alış verişinin ritmiyle oluşan manyetik alanın yarattığı o güvenli ortamda bilinçaltı kapılarını açıyor. Kendinin bile farkında olmadığı, hatırlamadığı, bastırdığı, yok saydığı bir anıya ulaşabiliyor. O anı yaşanırken de nefes alıp verdiği için nefeste o anının tüm kodları, yüklenen anlamlar var. Nefes bu kodlara ulaşmayı, yüklenen anlamaları kaldırmayı, çarpık algıyı düzeltmeyi sağlıyor. Yani zannettiklerimizi, uydurduklarımızı ve o zannedip uydurduğumuz şeylerin bize yıllardır yaşattığı acıdan, ıstıraptan kurtulmamızı sağlıyor. Onlarla yüzleşmemizi sağlıyor. Ve bunu müthiş bir şefkatle yapıyor.  

Nefes Koçu bu sürece nasıl destek oluyor?

Koç kişinin nefesini yönlendiriyor. Seans sırasında nasıl nefes alıp vermesi gerektiğini söylüyor. Vücuttaki meridyen noktalarına bası uygulayarak enerji blokajlarının açılmasını sağlıyor, olumlamalar yapıyor. Mesela yaşam koçluğunda yönlendirme yoktur. Koç kişiye sorular sorar, kişi cevaplara ulaşır. Nefes koçluğunda ise koç seans boyunca kişiyi nefes alma konusunda yönlendirir. 

Nefes Koçu doğru meridyen noktalarını ve olumlamaları nasıl biliyor?

Yaşadığımız ıstıraplar, acılar, travmalar bedenimizde kodlanıyor. Meridyen noktaları dediğimiz ana noktalar o blokajları toplayıcı noktalar. O blokajlar nefes seansında kendini gösteriyor. Nefes alışveriş de rahat akış yoksa, sırtını oynatarak, çenesini kasarak, çabalayarak nefes alıyorsa, onlar koça onun o seansta yüzeye çıkan travma noktalarını gösteriyor. O noktalar neyi temsil ediyorsa, biraz da bizim iç sezgimizle birleşip bir olumlamaya dönüşüyor. Bütününde orada bir şey görüyoruz. Koçluk anda yapılır. O an gözlemlenenler ve sezgilerle gerekeni yapıyoruz. 

-Bir nefes seansıyla insanın hayatı değişir mi? Veya şu kadar seans yaparsan değişir gibi bir şey var mı?  

Bir seansta hayatın değişebilir. Benim öyle oldu. Profesyonel yaşam koçluğu yaparken bir şey daha olsaydı dediğim parçayı buldum nefesle. Ama bir seansta hayatımın travmaları iyileşmedi. Hala çalışacağım konu bulabiliyorum kendimde. Katman katman derinliği olan varlıklarız. Her katmanda biraz daha derinleşiyoruz. İnsan kendini keşfetmeye hep istekli olmalı. 

5 günlük bir nefes semineri yapıyorsun. Bu 5 günlük seminer kişinin yaşamında ne değiştiriyor?

Seminer bir nevi “ben kendime ne yapmışımı” görme ve “şimdi mutlu olmak istiyorum” deme yeri. Ben kendime ne yapmışım ve bu yaptıklarımı nasıl telafi eder mutlu olurum? Bunun yollarını öğretiyor. Kişi sorunlarını çözecek alet çantasını dolduruyor. Sorunlarımı gördüm, alet çantamı da doldurdum, hangi sorunda hangi aleti kullanacağımı da öğrendim. Buna rağmen ben hala tamirci arıyorsam, hala biri beni iyileştirsin diye arıyor ve süreci uzatıyorsam bu da benim seçimim. Bu, iyi veya kötü diye söylemiyorum. Bu, sadece seçim. Bunu fark etmek gerek.

Bu 5 günlük seminerin işe yarayıp yaramadığını nasıl anlıyorsunuz?

Katılımcılarımızdan fazlaca geri bildirimler alıyoruz. İnsanlar seminerimize 3 ana başlıktan geliyorlar. Ya fiziksel rahatsızlıktan, ya zihinsel sıkışmışlıktan ya da duygularıyla baş edememekten. Seminerden sonra anne olmak isteyenlerden hamilelik haberleri, bebek resimleri, hastalığının iyileştiğini bildiren tahlil sonuçları, migrenim geçti, artık uyuyorum haberleri alıyoruz. Fiziksel semptomlarda veri çok daha somut haliyle. Duygusal ve zihinsel anlamdaki somut veriler de daha çok ilişkiler düzeyinde oluyor. Çok öfkeli biriydim, artık daha sakin biriyim. İlişkilerimde sorun yaşıyordum, bu tipler hep beni buluyor diyordum, şimdi çok güzel bir ilişkim var gibi. Bir de insanların somut verilerle anlatamadığı ama iç huzurundan bahsettiği paylaşımlar oluyor. Kendi iç huzurunun getirdiği paylaşımlar. Kendimle barıştım, içsel kavgam bitti gibi… Bütün bunlar her biri ayrı ayrı çok kıymetli geri dönüşler.

Bu eğitimlere genelde kadınlar mı, erkekler mi ilgi duyuyor?

Genelde kadınlar daha çok ilgi gösteriyor. Kadınlar fizyolojik olarak da duygusal olarak da değişime çok açıklar, çok uyumlular. Çünkü yapıları müsait. Mesela kadın hamile kalıyor, fizyolojisi değişiyor, duyguları değişiyor, kimyası değişiyor. Doğumdan sonra yine eski haline dönüyor, değişiyor. Hadi diyelim doğurmadı, hamile kalmadı, her ay regl süreciyle bile bedende bir sürü hormonsal değişiklik yaşanıyor. Bunlara çok çabuk adapte olabiliyor, fizyolojisi buna daha müsait. Duygularını daha rahat yaşayıp ifade edebiliyor. Ama erkekler duygularını rahat ifade edecek şekilde büyütülmedikleri için bu tür değişimlere pek açık olmuyorlar. Mesela erkek katılımcılarımızdan sıklıkla şunu duyarız. “Hadi duygularımızla yüzleşeceğiz tamam da, altından ne çıkacak bir de mahcup olmayalım.” Bu bile güç gösterisi haline gelebiliyor. 

Modern yaşam insanları olarak bugünün insanı daha mı çok arayışta? 

İnsan, hayatta yaşadığı tüm deneyimleri kendini keşfetme, kendine yapılan içsel bir yolculuk olarak tecrübe ediyor. Modern yaşantı dediğimiz şey bu isteği geride bırakıyor. Ön plana nasıl görünüyorum, nasıl daha iyi olabilirim, başarı, hırs, sahiplenme duygusu, nasıl elde edebilirimler geçiyor. Bunlar ön plana geçince o kişisel alana ilgi geride kalıyor. İnsan bir gün bir sebeple o alanı tekrar aramaya başlıyor. Kimi sağlık sorunu, kimi yalnızlık sorunu çekiyor. Kariyer yaptım ama mutlu değilim. Her şeyim var ama mutlu değilim. Bir şey eksik ama ne? Bu soru arayışı başlatıyor. Kendisiyle buluşma arayışını.  

Pandemi süreciyle birlikte daha mı arttı bu arayış?

Pandemi herkesi o arayışa yönlendirdi. Evde kalış, sosyal hayattan kopuş. Tekrar serbestleşme başladığında herkes bir rahatlamıştı ama ikinci dalgayla yarım kalan sorgulama süreci yeniden başladı. Bir alışkanlık değişmeye başladığında insanda bir huzursuzluk doğurur zaten. Yeni bir alışkanlığa geçmesi için insanların güvenli bir süreç izlemesi gerekirken, bir anda tüm dünya bilinmez ve bilinmezliğin yarattığı güvensiz bir sürece girdi. İnsanlar kendini güvensiz hissetti, çok büyük bir bilinmezliğin içine düşmüş gibi oldular. Ama kaçırılan bir şey var. Pandemiden önce de belirsizdi her şey. Sadece bu kadar spesifik önümüzde değildi. Sabah işe gidip gitmeyeceğimiz belli değildi, benim seminer tarihi koyup gidip gidemeyeceğim belli değildi. Aslında planlarımız gerçekleşmediği sürece zaten belirsizdi. Yani zaten “an” dışında belli olan bir şey yoktu. Ama şu an bir anda bütün planlarımız elimizden alındı gibi oldu, bu da insanları afallattı. Haliyle bu panik çoğu insanı bir arayışa yöneltti. Herkesin ihtiyaç duyduğu bir alan açıldı. Biri bana yardım etsin gibi. 

-Biri bana yardım etsin noktasında o kadar çok teknik var ki insanlara sunulan. Kişisel gelişime ilgi inanılmaz artmış durumda. Hangi yöntemin işe yaradığını nasıl bileceğiz, nasıl ayırt edeceğiz?

Deneyerek. Kendi içsel bilgeliği kişiye en iyi geleni söyleyecektir. Şöyle düşün Manisa’daki Spil Dağı. O dağa çıkmanın birçok yolu var. Manisa’nın içinden var, Kemalpaşa’dan var, arka bir köyden var, helikopterle tepeden inebilirsin, tırmanıp çıkacağım dersin. Amaç ne? Spil’in tepesine çıkmak. Herkesin en iyi yolunu bulması deneyimlerle oluyor. Alın deneyin ve seçin. Burada şunu ayırt etmek gerekiyor. Bir çok metot var ve bu bazen bilgi kirliliği yaratabiliyor. Kişisel gelişim uzmanlarının bu süreçte daha etik ve özenli davranıyor olmalarını diliyorum. Bir iki teknik öğrendim ben de bu fırsatı değerlendireyim diye düşünenler olmamıştır diye umuyorum. Etik değer önemli. Çünkü insan çok değerli. 

-Pandemi süreci bazı insanlara çok iyi geldi, bazısı berbat bir yıl geçirdi. Sen bu bakış açısını neye bağlıyorsun? 

Pandemi süreci de yaşam sürecinin parçası. Yaşamda her sürecin, her deneyimin kendi içinde iki görülme şekli var. Tehdit algısı ile dünyaya bakmaya alışmış olanlar tehdidi görüyorlar, fırsat algısıyla bakanlarsa fırsatı. Bu tamamen büyütülme alışkanlıklarımızla ilgili. Genelde tehdide odaklı büyütüldüğümüz için olan bir durumda önce tehdidi görüyoruz, kendimi nasıl koruyacağım diye. Aslında çocuklarımızı da sevgiyle, güvenle değil, korkuyla büyütüyoruz. Hep başına bir şey gelecek endişesiyle büyütüyoruz ve şunu aşılıyoruz; Burası tehlikeli bir dünya, başına her şey gelebilir, dikkat et! Pandemide işe gitmemek tehditti, işyerlerinin kapatılması, sokağa çıkma yasakları bir tehditti. Aynı süreçte bu durumda ne yapabilirim diyenler ise bu süreci daha farklı geçirdiler ve sürecin içindeki fırsatı gördüler. Kendimize “Yaşadığım pandemi sürecine baktığımda bundan sonrasında daha farklı nasıl davranabilirim?” sorusunu sorarsak hem kendimizi değerlendirmiş oluruz, hem de hala fırsatı yakalamış oluruz. 

Sen aynı zamanda ACIM-Mucizeler Kursu eğitmenisin. Bu eğitim ne kazandırıyor insana? 

ACIM-Mucizeler Kursu bir zihin dönüşüm programı. Zihinde bugüne kadar doğru sandığımız çoğu şeyi sorgulamamızı sağlayan ve değiştiren bir program. Şems’in “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” dediği gibi zihninizin altını üstüne getiren bir program. David R. Hawkins “Bilinç Seviyeleri” isimli bilimsel çalışması için yaptığı ölçümler sırasında bilinç seviyelerinde yüksek seviyeler gösteren kişilerin ortak yanlarının ACIM-Mucizeler Kursu alan kişiler olduğunu belirlemiştir. Benim bütün seminerlerim ACIM-Mucizeler Kursu temelinde, yani hakikat bilgisine dayanan programlar. ACIM-Mucizeler Kursu evrensel bir bakış sunuyor “Gerçek değiştirilemez”. Bir şey değişiyorsa gerçek değildir. Eğer gerçekse değiştirilemez. 

Evrensel bilgi dedin az önce. Kuran-ı Kerim de de görebiliyor musun aynı evrensel bilgiyi?

Tek gerçeği, hakikati anlatan tüm bilgiler aynı gerçeği işaret eder. Sadece kullandıkları dil farklıdır. Hepsi aynı şeyi anlatıyor. İstersen adına dini kitap de, ister kadim bilgiler, ister Uzakdoğu felsefesi, ister bilimsel gerçekler fark etmez hepsi aynı gerçeği, aynı evrensel bilgiyi anlatıyor. 

Pandemi süreciyle insanların kaygı seviyesi de arttı, bunun üstesinden nasıl geleceğiz?

Aslında kaygı zaten hep vardı. Sadece üstü örtülüyordu. Güvenli bir araba aldım kaygımın üstünü örttüm, güvenli bir ev aldım kaygımın üstünü örttüm, çocukları iyi bir okula gönderdim gelecek kaygımın üstünü örttüm, ilişkime tutundum kaybetme kaygımın üstünü örttüm gibi gibi. İşte o güvenli arabaları kullanamayınca, o güvenli evlere hapsolunca, işlerimize okullara gidemeyince üstü örtülen kaygılar artarak yüzeye çıktı. Var olmayan hiçbir şey yüzeye çıkmaz.

Sen hiç korkmuyor musun peki?

Amaç korkmamak değil, korku insanın korunması için doğal bir duygu. Mesela deprem oluyor, sen korkmuyorum diye yıkılan binaların ortasında gezemezsin. O an realitede olan tehlike için bedenini güvende tutacak, korunacak bir harekette bulunmalısın. Korku, insan için bunu sağlar. Çünkü korku mekanizması zaten seni tehlikeden korumak için, hayatta kalabilmen için, güçlü olman için var. Tabii realitede korkulacak spesifik bir tehlike varsa. Ama biz realitede olmayan henüz olmamış şeyler için “ya olursa” diye korkuyoruz. Bu korku ise bizi korumaz, güçlendirmez tam tersine hasta eder, zayıflatır. “Ya olursa” korkusu anda yaşatmaz. Bu korku ile yaşamaya yaşamak denmez. Ben korkmuyor değilim, iki korku arasındaki farkı biliyorum.

Peki hemen hemen 1 yıldır yaşadığımız bu süreç bittiğinde bizde yarattığı travmasıyla başa çıkabilecek miyiz?

Travmanın kalkması demek olana yüklediğin canını acıtan anlamı fark edip kaldırman veya değiştirmen demek. Bu süreç geçtiğinde bile insanlar anlam yüklemeye devam ettikçe travma devam edecek. Mesele bunu fark edebilmekte. Bir “olan var”, bir de “olana bizim yüklediğimiz anlam” var. Yüklediğimiz anlamlarla kendimize göre bir doğru yaratmaya çalışıyoruz. Kederi gören, acıyı gören, ıstırabı gören yüklediğimiz anlamlarla yarattığımız kendi algımız. “Olanda” acı yok, ıstırap yok, öyle zanneden biziz. Bizim canımızı acıtan; olana, hayata, başımıza gelen deneyimlere yüklediğimiz anlamlar. Aslında bu kadar basit. Ama biz kendimizi aksini yaparak şiddetle yoruyoruz. O yüklediğimiz anlamlar beklentilerimizi de belirliyor. Gerçek özgürlük; İlişkilerimize beklentisiz bir şekilde girmek ve anlam yüklemeden, yorum yapmadan yaşamak. Bu çok derin bir bilgelik gücü istiyor. O güce ulaşmanın tek yolu var; kendini keşfetmek, kendinle farkındalıkla çalışmak. Bunu da en etkili, en kalıcı, en şefkatli yapmanın yolu nefes ve zihin çalışmaları. 

Bu dünyayı sevgi iyileştirecek. “Şunu yaparsan, bunu yaparsan severim” dediğimiz koşullu, beklentili sevgi değil, sadece olanı gördüğümüzde hissedeceğimiz koşulsuz SEVGİ. Yaşanan her deneyim bize bunun yolunu öğretiyor. Pandemi de öyle… 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder